لِّيَغْفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا

“Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Nüzul Sebebi

Klasik esbâb-ı nüzûl kaynaklarından (Vâhidî, Süyûtî) doğrudan rivayet metinleri — her ayetin belgelenmiş bir iniş sebebi bulunmayabilir.

Vâhidî

Katâde'nin Enes'ten naklettiğine göre: Hudeybiye seferinden, hac ibadetimiz engellenmiş olarak, hüzün ve keder içinde dönerken Allah, '{Şüphesiz sana apaçık bir fetih verdik}' ayetini indirdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.): 'Bana, dünyanın ve içindekilerin tümünden daha sevgili bir ayet indirildi' dedi. Atâ'nın İbn Abbas'tan naklettiğine göre: Yahudiler, Peygamber'in '{Bana ne yapılacağını ben de bilmiyorum, size ne yapılacağını da}' (Ahkâf sûresi, 46:9) sözü indiğinde onu ve Müslümanları ayıpladılar; 'kendisine ne yapılacağını bilmeyen bir adama nasıl tabi oluruz' dediler. Bu, Peygamber'e ağır geldi; bunun üzerine Allah, '{Şüphesiz sana apaçık bir fetih verdik ki Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın}' ayetini indirdi.

أخبرنا منصور بن أبي منصور الساماني قال: أخبرنا عبد الله بن محمد الفامي قال: أخبرنا محمد بن إسحاق الثقفي قال: أخبرنا أبو الأشعث قال: أخبرنا المعتمر بن سليمان قال: سمعت أبي يحدث عن قتادة، عن أنس قال: لما رجعنا من غزوة الحديبية وقد حيل بيننا وبين نسكنا فنحن بين الحزن والكآبة، أنزل الله عز وجل {إنا فتحنا لك فتحا مبينا} فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لقد أنزلت علي آية هي أحب إلي من الدنيا وما فيها كلها». وقال عطاء عن ابن عباس: إن اليهود شتموا النبي صلى الله عليه وسلم والمسلمين لما نزل قوله: {وما أدري ما يفعل بي ولا بكم} وقالوا: كيف نتبع رجلا لا يدري ما يفعل به، فاشتد ذلك على النبي صلى الله عليه وسلم فأنزل الله تعالى: {إنا فتحنا لك فتحا مبينا ليغفر لك الله ما تقدم من ذنبك وما تأخر}
Süyûtî

Enes'ten nakledildiğine göre: Peygamber'e, Hudeybiye'den dönüşünde '{Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın diye}' ayeti indi. Peygamber: 'Bana, yeryüzündeki her şeyden daha sevgili bir ayet indirildi' dedi, sonra ayeti ashâbına okudu. Onlar: 'Ne mutlu, ne güzel, ey Allah'ın Resûlü; Allah sana ne yapacağını bildirdi, bize ne yapacak?' dediler. Bunun üzerine '{Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları içine koysun diye}' ayetinden '{büyük bir kurtuluştur}' ifadesine kadar indi.

وأخرج الشيخان والترمذي والحاكم عن أنس قال: أنزلت على النبي صلى الله عليه وسلم {ليغفر لك الله ما تقدم من ذنبك وما تأخر} مرجعه من الحديبية، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: لقد نزلت علي آية أحب إلي مما على الأرض، ثم قرأها عليهم فقالوا: هنيئا مريئا لك يا رسول الله، قد بين الله لك ماذا يفعل بك، فماذا يفعل بنا؟ فنزلت {ليدخل المؤمنين والمؤمنات} حتى بلغ {فوزا عظيما}

Bu ayet için henüz karşılaştırmalı AI analizi üretilmedi. Aşağıda müfessirlerin bu ayetle ilgili ham Arapça metinleri (varsa çevirisiyle) gösteriliyor.

Tefsirler

Ham tefsir metni — henüz yapay zekâ özeti/karşılaştırması yok, doğrudan kaynak metin
Taberî9-10. yy— çok uzun olduğu için kısaltılmış çeviri

Taberî, bu âyetin de Hudeybiye'den dönüş sırasında indiğini tekrar vurgular. Peygamber'in (sav) ayakları şişinceye kadar namaz kıldığına dair güvenilir bir rivayeti delil gösterir: kendisine 'Ey Allah'ın Rasûlü, bunu niçin yapıyorsun, hâlbuki geçmiş ve gelecek günahların bağışlandı?' denildiğinde, 'Şükreden bir kul olmayayım mı?' cevabını vermiştir. Taberî, bunun, söz konusu bağışlanmanın Allah'ın Peygamber'e fetih (Hudeybiye) nimetine karşılık şükrü için verdiği bir vaad olduğu görüşünü doğruladığını belirtir; çünkü Peygamber bu âyetten sonra da 'Ben Allah'tan her gün yüz kere bağışlanma dilerim ve O'na tövbe ederim' derdi — eğer bağışlanma zaten kesin ve tam olarak gerçekleşmiş olsaydı, sonrasında istiğfar etmenin bir anlamı olmazdı, çünkü istiğfar, kulun Rabbinden işlediği bir günahın bağışlanmasını istemesidir; işlenmemiş bir günah için bağışlanma istemek anlamsızdır. Bazı âlimler ise 'geçmiş ve gelecek günah'ı, 'peygamberlikten önceki günahlar ve o âna kadarki günahlar' şeklinde yorumlamıştır. Taberî yine bu 'fetih'in Hudeybiye barışı olduğunu, sûrenin Peygamber'in Hudeybiye'den dönüşünde indiğini tekrarlar; sahabenin 'sana ne mutlu, bize ne olacak?' sorusu üzerine müminlerin cennete gireceğini bildiren âyetlerin geldiğini anlatır. Ayrıca İbn Abbas'tan, 'seni bağışlaması için' ile 'müminleri cennetlere koyması için' ifadeleri arasında bağlaç 've' harfinin bulunmayışının, bu iki sonucun birbirinden ayrı, tekrar niteliğinde iki farklı vaad olarak zikredilmesinden kaynaklandığını nakleder.

وذلك أن هذه السورة أنزلت عليه بعد منصرفه من الحديبية، وأنزل عليه وقال: حدثنا ابن حميد، قال: ثنا يحيى بن واضح، عن الحسين، عن يزيد، عن عكرمة، والحسن البصري، قالا: قال في حم الأحقاف الآية، فخرج نبي الله صلى الله عليه وسلم حين نزلت هذه الآية، فبشرهم بأنه غفر له ما تقدم من ذنبه وما تأخر، فقال له رجال من المؤمنين: هنيئا لك يا نبي الله، قد علمنا ما يفعل بك، فماذا يفعل بنا؟ فأنزل الله عز وجل في سورة الأحزاب، فقال: " حدثنا ابن عبد الأعلى، قال: ثنا ابن ثور، عن معمر، عن قتادة، في قوله: يعني بقوله تعالى ذكره لنبيه محمد صلى الله عليه وسلم إنما هو خبر من الله جل ثناؤه نبيه عليه الصلاة والسلام عن جزائه له على شكره له، على النعمة التي أنعم بها عليه من إظهاره له ما فتح، لأن جزاء الله تعالى عباده على أعمالهم دون غيرها وبعد ففي صحة الخبر عنه صلى الله عليه وسلم أنه كان يقوم حتى ترم قدماه، فقيل له: يا رسول الله تفعل هذا وقد غفر لك ما تقدم من ذنبك وما تأخر؟ فقال: «أفلا أكون عبدا شكورا؟» ، الدلالة الواضحة على أن الذي قلنا من ذلك هو الصحيح من القول، وأن الله تبارك وتعالى، إنما وعد نبيه محمدا صلى الله عليه وسلم غفران ذنوبه المتقدمة فتح ما فتح عليه، وبعده على شكره له، على نعمه التي أنعمها عليه وكذلك كان يقول صلى الله عليه وسلم: «إني لأستغفر وأما الفتح الذي وعد الله جل ثناؤه نبيه صلى الله عليه وسلم هذه العدة على شكره إياه عليه، فإنه فيما ذكر الهدنة التي جرت بين رسول الله صلى الله عليه وسلم وبين مشركي قريش بالحديبية وذكر أن هذه السورة أنزلت على رسول الله صلى الله عليه وسلم منصرفه عن الحديبية بعد الهدنة التي جرت بينه وبين قومه وبنحو الذي قلنا في معنى قوله: إلى قوله: {عزيزا} فقال أصحابه هنيئا لك يا رسول الله قد بين الله لنا ماذا يفعل بك، فماذا يفعل بنا، فأنزل الله هذه الآية بعدها مرجعه من الحديبية، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: «لقد نزلت علي آية أحب إلي مما على الأرض» ، ثم قرأها عليهم، فقالوا: هنيئا مريئا يا نبي الله، قد بين الله تعالى ذكره لك ماذا يفعل بك، فماذا يفعل بنا؟ فنزلت عليه: PageEndV21P245 يقول: ويرشدك طريقا من الدين لا اعوجاج فيه يستقيم بك إلى رضا ربك هذا لك يا رسول الله، فماذا لنا؟ تبيينا من الله لهم ما هو فاعل بهم حدثنا علي، قال: ثنا أبو صالح، قال: ثني معاوية، عن علي، عن ابن عباس، في قوله: بتأويل تكرير الكلام إنا فتحنا لك ليدخل المؤمنين والمؤمنات جنات تجري من تحتها الأنهار، ولذلك لم تدخل الواو التي تدخل في الكلام للعطف، فلم يقل: وليدخل المؤمنين PageEndV21P247 ## || [الفتح: XX] القول في تأويل قوله تعالى: باجتبائه إياك واختياره وتعليمه إياك تأويل الأحاديث. بإظهاره إياك على عدوك، ورفعه ذكرك في الدنيا، وغفرانه ذنوبك في الآخرة ره له، على نعمه التي أنعمها عليه وكذلك كان يقول صلى الله عليه وسلم: «إني لأستغفر الله وأتوب إليه في كل يوم مئة مرة» ولو كان القول في ذلك أنه من خبر الله تعالى نبيه أنه قد غفر له ما تقدم من ذنبه وما تأخر على الوجه الذي ذكرنا، لم يكن لأمره إياه بالاستغفار بعد هذه الآية، ولا لاستغفار نبي الله صلى الله عليه وسلم ربه جل جلاله من ذنوبه بعدها معنى يعقل، إذ الاستغفار معناه: طلب العبد من ربه عز وجل غفران ذنوبه، فإذا لم يكن ذنوب تغفر لم يكن لمسألته إياه غفرانها معنى، لأنه من المحال أن يقال: اللهم اغفر لي ذنبا لم أعمله وقد تأول ذلك بعضهم بمعنى: ليغفر لك ما تقدم من ذنبك قبل الرسالة، وما تأخر إلى الوقت الذ ول ذلك بعضهم بمعنى: ليغفر لك ما تقدم من ذنبك قبل الرسالة، وما تأخر إلى الوقت الذي قال:
Zemahşerî12. yy

Zemahşerî, 'mâ yef'alu' kıraatinin ye harfinin üstün okunmasıyla da (yani 'Allah ne yapacak' şeklinde) okunabileceğini belirtir; bu durumda 'olumsuzluk' kullanımının aslında 'senden meydana gelen her şeyi' kastettiğini açıklar. Mukâtil'den: 'öncesi' cahiliye dönemindeki günahlar, 'sonrası' ise ondan sonraki günahlar. Bazılarına göre ise: 'öncesi' Mâriye meselesi, 'sonrası' Zeyneb'in hanımıyla ilgili meseledir.

يريد : جميع ما فرط منك . وعن مقاتل : ما تقدم في الجاهلية وما بعدها . وقيل : ما تقدم من حديث مارية وما تأخر من امرأة زيد ( الفتح : 2 ) ويجوز أن يكون نفيا للدراية المفصلة . وقرىء ( ما يفعل ) بفتح الياء ، أي : يفعل الله عز وجل . فإن قلت : إن ( يفعل ) مثبت غير منفي ، فكان وجه الكلام : ما يفعل بي وبكم . قلت : أجل ، ولكن النفي في
Fahreddin er-Râzî12-13. yy— çok uzun olduğu için kısaltılmış çeviri

Râzî, fethin nasıl bağışlanmaya sebep olduğuna dair dört açıklama sunar: (1) Fetih, sadece bağışlanmanın değil; bağışlanma, nimetin tamamlanması, hidayet ve zaferin birlikte gerçekleşmesinin sebebidir — bu dört şey ancak fetihle birlikte gerçekleşmiştir. (2) Mekke'nin fethi, Kâbe'yi putların pisliğinden temizlemiştir; Allah'ın evini temizlemek, kulunu (Peygamber'i) temizlemenin de bir sebebi olmuştur. (3) Fetihle hac ibadeti mümkün olmuş, hac da bağışlanmaya vesile olur — nitekim Peygamber hacda 'Allah'ım, bunu makbul bir hac, karşılığı verilen bir emek ve bağışlanmış bir günah kıl' diye dua etmiştir. (4) Bu ifade, insanların Peygamber'in bağışlanmış ve korunmuş olduğunu bilmesi içindir; çünkü insanlar Fil Vak'asından sonra Mekke'ye ancak Allah'ın sevgili ve bağışlanmış kulunun girebileceğini, gazaba uğramış bir düşmanının giremeyeceğini öğrenmişlerdi. 'Peygamber'in günahı yoktu, öyleyse ne bağışlanacak?' sorusuna Râzî'nin daha önce (Muhammed sûresinde) ayrıntılı verdiği cevaplara kısaca atıfta bulunur. 'Geçmiş ve gelecek günah' ifadesi için üç görüş sunar: (1) Peygamberliğinden sonra hiç günah işlemeyeceğine dair bir vaad; (2) Fetihten önce ve fetihten sonra olan her şey; (3) Bunun bir genelleme ifadesi olduğu — Arapçada 'karşılaştığın ve karşılaşmadığın herkesi vur' denildiğinde, karşılaşılmayan biri vurulamayacağı halde bu ifadenin sadece kapsayıcılığı vurgulamak için kullanılması gibi; (4) peygamberlikten önce (bağışlanma yoluyla) ve peygamberlikten sonra (koruma yoluyla). Râzî, bazılarının 'öncesi'ni Mâriye meselesine, 'sonrası'nı Zeyneb'in hanımıyla ilgili meseleye bağladığını, ama bunu görüşlerin en zayıfı ve en tutarsızı olarak nitelendirdiğini belirtir. 'Nimetini tamamlaması' için üç görüş: (1) Fetihle birlikte hac farz kılınmış, bu da son yükümlülük olduğundan yükümlülüklerin tamamlanması bir nimettir; (2) Fetih günü Peygamber'in artık önemli bir düşmanı kalmamıştır — bazıları Bedir'de yok olmuş, kalanlar da fetih günü iman edip güvenceye kavuşmuştur, bu da yeryüzünün düşmanlardan boşaltılmasıdır; (3) Nimet, dünyada duasının (fetih talebinin) kabul edilmesiyle, âhirette de günahlar için şefaatinin —ne kadar ağır olsalar da— kabul edilmesiyle tamamlanmıştır. 'Seni doğru yola iletmesi' ifadesi en açık anlamıyla: seni doğru yol üzerinde sabit tutması, öyle ki artık seni saptırmaya çalışan ya da küfre zorlayabilecek kimse kalmasın. Son olarak Râzî, âyette 'Allah' isminin ilk fiilden sonra tekrar zikredilmesine dair bir dilbilimsel gözlem yapar: Arapçada aynı özneden art arda gelen fiillerde özne genelde sadece ilk fiilde açıkça belirtilir; burada ise 'yensuruke' (seni destekler) fiilinden önce yine 'Allah' ismi açıkça tekrarlanmıştır — Râzî bunun, zaferin doğrudan Allah'a bağlanmasına bir işaret olduğunu, Kur'an'da zaferin nadiren Allah'a doğrudan bağlanmadan zikredildiğini söyler.

أما الملائكة فإنهم لم يستغفروا لأنفسهم ولكنهم طلبوا المغفرة للمؤمنين من البشر يدل عليه تعالى حكاية عنهم ( الفتح : 2 ) وهذا بعيد لأن النسخ إنما يدخل في الأحكام والتعبدات لا في ترتيب العقاب على المعصية . الفرع الرابع : قالت المعتزلة : إن قوله : ينبىء عن كون الفتح سببا للمغفرة ، والفتح لا يصلح سببا للمغفرة ، فما الجواب عنه ؟ نقول : الجواب عنه من وجوه : الأول : ما قيل إن الفتح لم يجعله سببا للمغفرة وحدها ، بل هو سبب لاجتماع الأمور المذكورة وهي : المغفرة ، وإتمام النعمة والهداية والنصرة ، كأنه تعالى قال : ليغفر للك الله ويتم نعمته ويهديك وينصرك ، ولا شك أن الاجتماع لم يثبت إلا بالفتح ، فإن النعمة به تمت ، والنصرة بعده قد عمت الثاني : هو أن فتح مكة كان سببا لتطهير بيت الله تعالى من رجس الأوثان ، وتطهير بيته صار سببا لتطهير عبده الثالث : هو أن بالفتح يحصل الحج ، ثم بالحج تحصل المغفرة ، ألا ترى إلى دعاء النبي عليه الصلاة والسلام حيث قال في ( الفتح : 2 ) أن معناه أن الله تعالى يغفر لك ولأجلك ما تقدم من ذنب أمتك الرابع : هب أنه تاب داود عليه السلام عن زلة صدرت منه ، لكن لا نسلم أن تلك الزلة وقعت بسبب المرأة ، فلم لا يجوز أن تيقال إن تلك الزلة إنما حصلت ، لأنه قضى لأحد الخصمين قبل أن سمع كلام الخصم الثاني ، فإن / لما قال : ( الفتح : 2 ) ودليلا على صحة إمامته رضي الله عنه فإن إمامته لو كانت على خلاف الحق لما كان مغفورا له على الإطلاق ودليلا على صحة ما ذكره الرسول صلى الله عليه وسلم في خبر بشارة العشرة بأن أبا بكر في الجنة وثالث عشرها : أنه سبحانه وتعالى لما قال : يحتمل وجوها : أحدها : هو أن التكاليف عند الفتح تمت حيث وجب الحج ، وهو آخر التكاليف ، والتكاليف نعم ثانيها : يتم نعمته عليك بإخلاء الأرض لك عن معانديك ، فإن يوم الفتح لم يبق للنبي عليه الصلاة والسلام عدو ذو اعتبار ، فإن بعضهم كانوا أهلكوا يوم بدر والباقون آمنوا واستأمنوا يوم الفتح ثالثها : ويتم نعمته عليك في الدنيا باستجابة دعائك في طلب الفتح ، وفي الآخرة بقول شفاعتك في الذنوب ولو كانت في غاية القبح ، وقوله تعالى : ( الفتح : 2 ) وأما لفظ الاستغفار فقوله : ( الفتح : 2 ) على قولنا المراد ذنب المؤمن كأنه تعالى قال ليغفر لك ذنب المؤمنين ، ليدخل المؤمنين جنات ، وأما إن قلنا هو مفهوم من لفظ غير صريح فيحتمل وجوها أيضا أحدها : قوله { حكيما } ( الفتح : 4 ) يدل على ذلك كأنه تعالى قال : الله حكيم ، فعل ما فعل ليدخل المؤمنين جنات وثانيها : قوله تعالى : ( الفتح : 2 ) في الدنيا والآخرة ، فيستجيب دعاءك في الدنيا ويقبل شفاعتك في العقبى ؟ نقول فيه وجوه أحدها : أنه وعد النبي عليه السلام بأنه لا يذنب بعد النبوة ثانيها : ما تقدم على الفتح ، وما تأخر عن الفتح ثالثها : العموم يقال اضرب من لقيت ومن لا تلقاه ، مع أن من لا يلقى لا يمكن ضربه إشارة إلى العموم رابعها : من قبل النبوة ومن بعدها ، وعلى هذا فما قبل النبوة بالعفو وما بعدها بالعصمة ، وفيه وجوه أخر ساقطة ، منها قول بعضهم : ما تقدم من أمر مارية ، وما تأخر من أمر زينب ، وهو أبعد الوجوه وأسقطها لعدم التئام الكلام ، وقوله تعالى : يحتمل وجوها أظهرها : يديمك على الصراط المستقيم حتى لا يبقى من يلتفت إلى قوله من المضلين ، أو ممن يقدر على الإكراه على الكفر ، وهذا يوافق قوله تعالى : أبرز الفاعل وهو الله ، ثم عطف عليه بقوله { ويتم } وبقوله { ويهديك } ولم يذكر لفظ الله على الوجه الحسن في الكلام ، وهو أن الأفعال الكثيرة إذا صدرت من فاعل يظهر اسمه في الفعل الأول ، ولا يظهر فيما بعده تقول : جاء زيد وتكلم ، وقام وراح ، ولا تقول : جاء زيد ، وقعد زيد اختصارا للكلام بالاقتصار على الأول ، وههنا لم يقل وينصرك نصرا ، بل أعاد لفظ الله ، فنقول هذا إرشاد إلى طريق النصر ، ولهذا قلما ذكر الله النصر من غير إضافة ، فقال تعالى : ولم يقل إنا فتحنا لنغفر لك تعظيما لأمر الفتح ، وذلك لأن المغفرة وإن كانت عظيمة لكنها عامة لقوله تعالى : ، ثم بالحج تحصل المغفرة ، ألا ترى إلى دعاء النبي عليه الصلاة والسلام حيث قال في الحج : ( اللهم اجعله حجا مبرورا ، وسعيا مشكورا ، وذنبا مغفورا ) الرابع : المراد منه التعريف تقديره إنا فتحنا لك ليعرف أنك مغفور ، معصوم ، فإن الناس كانوا علموا بعد عام الفيل أن مكة لا يأخذها عدو الله المسخوط عليه ، وإنما يدخلها ويأخذها حبيب الله المغفور له . المسألة الثالثة : لم يكن للنبي صلى الله عليه وسلم ذنب ، فماذا يغفر له ؟ قلنا الجواب عنه قد تقدم مرارا من وجوه أحدها : المراد ذنب المؤمنين ثانيها : المراد ترك الأفضل ثالثها : الصغائر فإنها جائزة على الأنبياء بالسهو والعمد ، وهو يصونهم عن العجب رابعها : المراد ا ر فإنها جائزة على الأنبياء بالسهو والعمد ، وهو يصونهم عن العجب رابعها : المراد العصمة / وقد بينا وجهه في سورة القتال . المسألة الرابعة : ما معنى قوله
Kurtubî13. yy

Kurtubî, 'seni doğru yola iletmesi' ifadesi için kısa görüşler sıralar: İbn Abbas'a göre bu, cennette gerçekleşecektir; başkalarına göre peygamberlik ve hikmetle; başkalarına göre Mekke, Tâif ve Hayber'in fethiyle; başkalarına göre ise büyüklenenlerin boyun eğmesi ve zorbaların itaat etmesiyle gerçekleşir — yani seni, kendine alıncaya kadar hidayet üzere sabit kılar.

قال بن عباس : في الجنة وقيل : بالنبوة والحكمة وقيل : بفتح مكة والطائف وخيبر وقيل : بخضوع من استكبر وطاعة من تجبر أي يثبتك على الهدى إلى أن يقبضك إليه
İbn Kesîr14. yy— çok uzun olduğu için kısaltılmış çeviri

İbn Kesîr, İkrime, Hasan (el-Basrî) ve Katâde'den bu ifadenin (bağışlanma bildirimi) devamındaki âyetle sınırlandırıldığını nakleder. Bu âyet indiğinde bir Müslüman'ın 'Allah sana ne yapacağını bildirdi ey Rasûlullah, bize ne yapacak?' dediğini, bunun üzerine (müminlerin cennete gireceğini bildiren) âyetlerin indiğini belirtir. Bu hadisin Buhârî, Tirmizî ve Nesâî tarafından Mâlik yoluyla nakledildiğini, Ali b. el-Medînî'nin bu senedi 'sağlam bir Medine senedi' olarak değerlendirdiğini kaydeder. Enes b. Mâlik'ten nakledilen bir rivayete göre bu âyet Peygamber'e (sav) Hudeybiye'den dönüşte inmiş, Peygamber 'Bana, yeryüzündeki her şeyden daha sevimli bir âyet indirildi' demiş, sahabe de kendi durumlarını sormuştur. İbn Kesîr, bu kapsamlı bağışlanma vaadinin Peygamber'e has bir özellik olduğunu, başka hiçbir insan için amellerinin karşılığında böyle bir vaadin sahih bir hadiste yer almadığını vurgular. Buna karşın Peygamber'in (sav), bütün insanlığın en itaatkâr, en dürüst ve en istikrarlı kişisi olarak kaldığını belirtir. Hudeybiye'de devesi çökünce biri 'onu Fil sahibinin durdurduğu (aynı kudret) durdurdu' demiş, Peygamber de şöyle demiştir: 'Nefsimi elinde tutana yemin olsun, bugün Allah'ın hükümlerine saygı göstermek için benden ne isterlerse kabul ederim.' Bu şekilde Allah'a itaat edip barışı kabul etmesi üzerine Allah ona, kendisine koyduğu büyük şeriat ve doğru din sebebiyle bu vaadi vermiştir.

قالوا ولما نزلت هذه الآية قال رجل من المسلمين هذا قد بين الله تعالى ماهو فاعل بك يا رسول الله فما هو فاعل بنا فانزل الله تعالى ورواه البخاري < 4177 > والترمذي < 3262 > والنسائي < في الكبرى كما في التحفة 8 / 10387 > من طرق عن مالك رحمه الله وقال علي بن المديني هذا إسناد مدني جيد لم نجده إلا عندهم وقال الإمام أحمد < 3 / 197 > حدثنا عبد الرزاق حدثنا معمر عن قتادة عن أنس بن مالك رضي الله عنه قال نزلت على النبي صلى الله عليه وسلم هذا من خصائصه صلى الله عليه وسلم التي لا يشاركه فيها غيره وليس في حديث صحيح في ثواب الأعمال لغيره غفر له ما تقدم من ذنبه وما تأخر وهذا فيه تشريف عظيم لرسول الله صلى الله عليه وسلم وهو صلى الله عليه وسلم في جميع أموره على الطاعة والبر والاستقامة التي لم ينلها بشر سواه لا من الأولين ولا من الآخرين وهو صلى الله عليه وسلم أكمل البشر على الاطلاق وسيدهم في الدنيا والآخرة ولما كان أطوع خلق الله تعالى وأشدهم تعظيما لأوامره ونواهيه قال حين بركت الناقة حبسها حابس الفيل ثم قال صلى الله عليه وسلم والذي نفسي بيده لا يسألوني اليوم شيئا يعظمون به حرمات الله إلا أجبتهم إليها فلما أطاع الله في ذلك وأجاب إلى ال مرجعه من الحديبية قال النبي صلى الله عليه وسلم لقد أنزلت علي الليلة آية أحب إلي مما على الأرض ثم قرأها عليهم النبي صلى الله عليه وسلم فقالوا هنيئا مريئا يا نبي الله بين الله عز وجل ما يفعل بك فماذا يفعل بنا فنزلت عليه صلى الله عليه وسلم وهكذا قال عكرمة والحسن وقتادة إنها منسوخة بقوله تعالى أي بما شرعه لك من الشرع العظيم والدين القويم وم شيئا يعظمون به حرمات الله إلا أجبتهم إليها فلما أطاع الله في ذلك وأجاب إلى الصلح قال الله تعالى له
Beydâvî13. yy

Beydâvî'ye göre 'Allah'ın seni bağışlaması için' ifadesi, fethin sebebini/gerekçesini açıklar: fetih, kâfirlere karşı cihadın, şirki gidermek ve dini yüceltmek için çalışmanın, eksik nefisleri önce zorla, sonra yavaş yavaş gönüllü hâle gelecek şekilde kemale erdirmenin, ve zayıfları zalimlerin elinden kurtarmanın sonucudur. 'Geçmiş ve gelecek günahın' ifadesi, senden meydana gelmiş, kınanabilecek her şeyi kapsar. 'Nimetini tamamlaması' — dini yüceltip dünyevi hükümranlığı peygamberlikle birleştirmesi anlamındadır. 'Seni doğru yola iletmesi' — mesajı tebliğ etme ve liderlik düzenini kurma hususunda seni doğru yolda tutmasıdır. 'Seni büyük bir zaferle desteklemesi' — içinde güç ve koruma barındıran bir zafer anlamına gelir; ya da bu zaferle desteklenen kişi (Peygamber) güçlenir, ve zafer, meydana getirdiği bu etkiyle vasıflandırılmıştır (bir vurgu biçimi olarak).

ليغفر لك الله ما تقدم من ذنبك وما تأخر ويتم نعمته عليك ويهديك صراطا مستقيما (2) وينصرك الله نصرا عزيزا (3) ليغفر لك الله علة للفتح من حيث إنه مسبب عن جهاد الكفار والسعي في إزاحة الشرك وإعلاء الدين وتكميل النفوس الناقصة قهرا ليصير ذلك بالتدريج اختيارا، وتخليص الضعفة عن أيدي الظلمة. ما تقدم من ذنبك وما تأخر جميع ما فرط منك مما يصح أن تعاتب عليه. ويتم نعمته عليك بإعلاء الدين وضم الملك إلى النبوة. ويهديك صراطا مستقيما في تبليغ الرسالة وإقامة مراسم الرئاسة. وينصرك الله نصرا عزيزا نصرا فيه عز ومنعة، أو يعز به المنصور فوصف بوصفه مبالغة.