وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

“Und den Himmel haben Wir mit Kraft aufgebaut, und Wir weiten (ihn) wahrlich (noch) aus.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre ayetteki 'bi eydin' ifadesi 'bi kuvvetin' yani güç ve kudretle anlamına gelir; gökyüzü Allah tarafından kuvvetle bina edilmiş ve yükseltilmiştir. Ayrıca 'lemûsiûn' ifadesi Allah'ın yaratma kapasitesinde geniş kudret ve genişlik sahibi olduğuna, dilediğini yaratabilme gücüne işaret eder.

والسماء رفعناها سقفا بقوة وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويل
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî bu metinde 'lâ mûsi'ûn' ifadesini semanın genişletilmesiyle ilişkilendirir; kelimenin kökü olan 'vüs' güç/takat anlamına gelir ve 'mûsi'' ise infak edebilecek güce sahip olan demektir. Ayrıca Hasan (el-Basrî)'den nakledilen görüşe göre bu ifade yağmur ile rızkı genişletmeyi ifade eder. Bir başka görüşe göre ise gök ile yer arasına genişlik/mesafe kondurulduğu anlamı verilmiştir.

من الوسع وهو الطاقة . والموسع : القوى على الإنفاق . وعن الحسن : لموسعون الرزق بالمطر . وقيل : جعلنا بينها وبين الأرض سعة
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'قدره' ifadesi 'imkânı ve gücü ölçüsünce' anlamına gelir; muzâf hazfedilmiştir. Ayrıca 'وإنا لموسعون' ifadesi 'biz elbette kadiriz/gücü yetenleriz' anlamına gelir ve gökyüzünün genişçe bina edilmesi, cisimleri ikinci kez yaratmaya güç yetirmenin bir delili olarak sunulur.

أي قدر إمكانه وطاقته ، فحذف المضاف ، والمقتر الذي في ضيق من فقره وهو المقل الفقير
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, 've innâ le-mûsi'ûn' ifadesindeki 'mûsi'ûn' kelimesinin, göğü ve diğer varlıkları güç ve kudretle yaratan Allah'ın kudretinin genişliğine, kudretine ve zenginliğine işaret ettiğini aktarır. Bu bağlamda İbn Abbas'tan 'kâdirûn' (güç yetirenler) anlamı nakledilir, ayrıca 'rızkı genişletenler' ve 'yeterli imkân sahibi olanlar' gibi yakın anlamlar da zikredilir. Kurtubî bu görüşleri sıralayarak farklı yorumların birbirine yakın (mütekârib) olduğunu belirtir.

ومعنى ( بأيد ) أي بقوة وقدرة عن بن عباس وغيره قال بن عباس : لقادرون وقيل : أي وإنا لذو سعة وبخلقها وخلق غيرها لا يضيق علينا شيء نريده
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, 'eydin' (bi eydin) ifadesini 'kuvvet' olarak açıklar; Mücahid ve Katade'den nakille bunun taatte ve ibadette güç anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda Hz. Davud'a verilen ibadet gücüne ve İslam'daki fıkhına dair rivayetleri aktarır, onun gece namazı ve oruç âdetini Sahihayn'den gelen hadisle destekler. Ayrıca ayetteki 'sakfen' ifadesinin göğün korunmuş ve yüksek bir tavan olarak yaratıldığını, bunun da bir kuvvetle (bi eyd) direksiz olarak yükseltildiğini açıklar.

قال مجاهد الأيدي القوة في الطاعة وقال قتادة أعطى داود عليه الصلاة والسلام قوة في العبادة وفقها في الإسلام
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre gökyüzü kudretle/güçle bina edilmiştir ve Allah bunu genişletmeye kadirdir; bu genişleme göğün kendisine, gök ile yer arasına ya da rızka ilişkin olabilir. Yer döşenmiş, üzerinde istikrar sağlanacak şekilde hazırlanmıştır. Her şeyden çift yaratılması, çokluğun (teaddüd) mümkinatın özelliği olduğunu, zorunlu varlığın (vâcib bizzat) ise çokluk ve bölünme kabul etmediğini insanların anlaması içindir.

فتعلمون أن التعدد من خواص الممكنات وأن الواجب بالذات لا يقبل التعدد والانقسام

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler 'bi eydin' ifadesini 'kuvvet/güç' olarak, 'lemûsiûn' ifadesini de Allah'ın kudretinin genişliğine, güç yetirme ve kadir olma anlamına işaret ettiği şeklinde anlamışlardır. Taberî, Zemahşerî, Kurtubî, Râzî ve Beydâvî semanın kudretle bina edilmesi ile Allah'ın yaratma/genişletme gücü arasında doğrudan bağlantı kurar. Ayrıca birden fazla müfessir (Zemahşerî, Kurtubî, Beydâvî) 'genişleme'nin gök, gök-yer arası mesafe veya rızık olabileceği ihtimalini beraber zikreder; bu üç anlam neredeyse ortak bir repertuar gibi tekrarlanır.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet metoduna dayanır; İbn Kesîr ayrıca 'eydin' kelimesini ibadet/taat gücüyle ilişkilendirip Hz. Davud örneğini ve hadis rivayetlerini devreye sokarak ayeti ahlakî-amelî bir çerçeveye taşır, bu diğerlerinde görülmez. Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat ve iştikak (vüs', iysâ' kökleri) üzerinden analiz yaparken, Zemahşerî ayrıca Hasan el-Basrî'nin rızık-yağmur yorumunu nakleder. Râzî kıraat farklılıklarını ve muzâf hazfi gibi nahiv inceliklerini işleyip meseleyi kelamî bir istidlale (haşr/yeniden yaratma delili) bağlar; bu istidlalî derinlik diğer müfessirlerde bu kadar belirgin değildir. Kurtubî ise farklı görüşleri (İbn Abbas, Hasan, Dahhâk) sıralayıp bunların birbirine yakın (mütekârib) olduğunu vurgulayarak sentezleyici bir tavır sergiler. Beydâvî ayrıca ayetin sonundaki 'tezekkerûn' ifadesinden hareketle çift yaratılış ve vâcibü'l-vücûdun tekliği konusunda ek bir kelamî çıkarım yapar; bu başka müfessirlerde yoktur.

Historischer Kontext

Taberî (erken dönem, rivayet ağırlıklı tefsir) temel anlamı (kuvvet, kudret) rivayetlerle sabitler; bu temel anlam Zemahşerî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî'de de korunarak devam eder, yani kelimenin ana anlamı zaman içinde değişmemiştir. Ancak yöntemsel olarak ilerleyen dönemlerde dil/belağat (Zemahşerî, Beydâvî) ve kelamî istidlal (Râzî) katmanları eklenmiş, ayet yalnızca lugavî açıklamanın ötesinde teolojik bir delil (haşrin imkânı, vâcib-mümkin ayrımı) olarak da okunmaya başlanmıştır. İbn Kesîr gibi daha geç dönem rivayet tefsircisi ise klasik rivayet yöntemini sürdürmekle birlikte hadis malzemesini zenginleştirerek ayeti ahlakî/ibadi bir örnekle somutlaştırmıştır. Kurtubî bu birikmiş görüşleri bir araya toplayıp uzlaştırıcı bir sentez sunarak dönemin çoğulcu tefsir geleneğini yansıtır.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, kâinatın kudretle genişletilerek yaratılmasını hatırlatarak, ilim ile imanın çatışmadan bir arada yürüyebileceğine dair bir düşünme zemini sunar; evrendeki genişleme gerçeğiyle ayetin işaret ettiği anlam arasında kurulan bağ, bilim ve iman arasında ihtiyatlı bir uyum arayışına örnek olabilir. İbn Kesîr'in bu gücü ibadet ve taat kapasitesiyle ilişkilendirmesinden hareketle, kişinin sahip olduğu imkânları sabır ve ihlasla hizmete yönlendirmesi, bugün de anlamlı bir ahlaki tutum olarak düşünülebilir. Ayrıca müfessirlerin farklı yorumları uzlaştırıcı bir tavırla bir araya getirmesi, günümüzde de fikir çeşitliliğine hoşgörüyle yaklaşmanın kıymetine dair dolaylı bir hatırlatma sayılabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben