وَٱلَّذِينَ عَمِلُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِهَا وَءَامَنُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

“Aber diejenigen, die böse Taten begehen und danach bereuen und glauben-, gewiß, dein Herr ist danach wahrlich Allvergebend und Barmherzig.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayet, günahı ister küfür ister başka bir şey olsun, kötü ameller işleyip ardından samimi kalple tevbe edip Allah'ın rızasına yönelenlerin bağışlanacağını haber verir; nitekim buzağıya tapanların bile küfür ve dinden dönmelerinin ardından tevbeleri kabul edilmiştir. Ayrıca bazı müfessirlerden nakledildiğine göre bu ayet, Mekke'de kalıp müşriklerin zorlamasıyla dilleriyle küfür kelimesini söylemek zorunda kalan ama kalpleriyle imanlarını muhafaza eden ve sonra Peygamber'e hicret eden sahabe topluluğu hakkında inmiştir.

والذين عملوا الأعمال السيئة ثم رجعوا إلى طلب رضا الله بإنابتهم إلى ما يحب مما يكره وإلى ما يرضى مما يسخط من بعد سيئ أعمالهم، وصدقوا بأن الله قابل توبة المذنبين وتائب على المنيبين بإخلاص قلوبهم ويقين منهم بذلك
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ayet, tövbe edip Allah'a dönen ve imanı ihlasla yenileyen kimseler için Allah'ın mağfiret ve rahmetinin geçerli olacağını bildirir; bu hüküm buzağıya tapanları da diğer günahkârları da kapsayan genel bir hükümdür. Ayet önce günahın büyüklüğünü, ardından Allah'ın rahmetinin daha büyük olduğunu vurgulayarak, af ve keremin günahlardan daha üstün olduğunu, ancak bunun tövbe şartına bağlı kaldığını gösterir. Bu şartın dışında kalan bir ümit ise boş bir temenniden ibarettir ve basiretli kimsenin itibar etmeyeceği bir şeydir.

عظم جنايتهم أو لا ثم أردفها تعظيم رحمته ، ليعلم أن الذنوب وإن جلت وعظمت فإن عفوه وكرمه أعظم وأجل ، ولكن لا بد من حفظ الشريطة : وهي وجوب التوبة والإنابة ، وما وراءه طمع فارغ وأشعبيه باردة ، لا يلتفت إليها حازم
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayetteki ifade, günahların tümünü kapsayacak şekilde umumidir; yani her ne türden olursa olsun bütün kötülükleri işleyen kimse tövbe ederse Allah onu bağışlar. Bu durum, günahkârlar için en büyük müjde ve sevinç kaynağı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca 'es-silm' kelimesinin okunuşu ve cinsiyeti ile bazı âlimlerin bu ayeti neshedilmiş saydığına dair görüşler de aktarılmıştır.

وهذه الآية تدل على أن السيئات بأسرها مشتركة في أن التوبة منها توجب الغفران ، لأن قوله : يتناول الكل . والتقدير : أن من أتى بجميع السيئات ثم تاب فإن الله يغفرها له ، وهذا من أعظم ما يفيد البشارة والفرح للمذنبين
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre metinde geçen ifade, tevbeden sonra tekrar küfre ve günahlara dönmeyi kastetmektedir; yani 'bundan sonra' ifadesi ile kastedilen zaman dilimi, kişinin tevbe ettiği ândan itibaren başlayan süreçtir.

أي الكفر والمعاصي أي من بعد التوبة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ifade Hz. Peygamber'e (tevbe elçisi ve rahmet nebisi olarak) hitap etmekte olup, söz konusu davranışın (fa'le/zelle) meydana gelişinden sonrasına işaret etmektedir. Abdullah bu ayetleri on defa okumuş, fakat Peygamber onlar hakkında ne emir ne de nehiy yönünde bir açıklama yapmamıştır.

أي يامحمد يا رسول التوبة ونبي الرحمة أي من بعد تلك الفعلة فتلاها عبد الله عشر مرات فلم يأمرهم بها ولم ينههم عنها
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre buzağıya tapanlara isabet edecek gazap, kendilerine emredilen birbirlerini öldürme cezasıdır; dünyadaki zillet ise yurtlarından çıkarılmaları veya cizye ile yorumlanmıştır. Bu, Allah'a karşı iftira edenlerin cezasını gösterir çünkü 'bu sizin de Musa'nın da ilahıdır' sözü, öncekilerden ve sonrakilerden hiç kimsenin işlemediği en büyük iftiradır. Ardından metin, kötülük işleyip tövbe eden ve iman edenler için, günah ne kadar büyük ve çok olsa da Allah'ın mağfiret ve rahmetinin geçerli olduğunu belirtir.

وكذلك نجزي المفترين على الله ولا فرية أعظم من فريتهم وهي قولهم هذا إلهكم وإله موسى، ولعله لم يفتر مثلها أحد قبلهم ولا بعدهم.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Zemahşerî, Fahreddin er-Râzî ve Beydâvî, ayetin kötü amel işleyip ardından samimi bir şekilde tevbe eden ve iman eden kimseler için Allah'ın mağfiret ve rahmetinin geçerli olacağını bildirdiği; bu hükmün buzağıya tapanları da kapsayan genel bir ilke olduğu konusunda birleşir. Tevbenin şart olduğu, tevbesiz bir bağışlanma umudunun geçerli sayılmadığı ortak bir vurgudur.

Unterschiede

Taberî dil/bağlam analizinin yanı sıra Mekke'de kalıp zorla küfür sözü söyleyen sahabe grubuyla ilgili bir nüzul sebebi rivayetini de nakleder. Zemahşerî meseleyi daha çok belâgat ve af-günah karşılaştırması üzerinden işler. Fahreddin er-Râzî lafzın umumiliğine ve dilbilimsel tahlile odaklanırken nesih ihtimaline dair rivayetleri de aktarır. Kurtubî ayrı bir noktaya, 'bundan sonra' ifadesinin zaman delaletine dilbilimsel açıdan eğilir. İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yaklaşımla ayetin Hz. Peygamber'e hitabına ve bir sahabe uygulamasına dikkat çeker. Beydâvî ise buzağıya tapanlara verilen cezanın mahiyetini (öldürme, sürgün, cizye) ayrıntılandırarak bağlamsal bir okuma sunar.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet malzemesine ağırlık verirken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve belâgat tahliline daha fazla yer açmıştır; Kurtubî ve İbn Kesîr ise kendi dönemlerinde rivayet ve dilbilimsel inceliği birleştiren bir çizgi izlemiştir. Tevbe ve mağfiret vurgusu tüm dönemlerde sabit kalmış, farklılıklar daha çok yöntemsel odaklanmada (rivayet/dil/fıkhi çıkarım) görülmüştür.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, hata ve günahların ardından samimi bir yönelişle yeniden başlamanın mümkün olduğunu, dolayısıyla bireysel ve toplumsal ilişkilerde bağışlayıcılık ve ihlaslı bir öz eleştiri kültürünün değerini hatırlatabilir. Aile ve toplum içinde hatalardan sonra yapıcı bir tutumla yeniden bağ kurmak, ibadet ruhunda ise tevbenin sürekli bir iç arınma çabası olarak görülmesi bu okumayla uyumlu bir yaklaşımdır.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben