فَلَوْلَا كَانَ مِنَ ٱلْقُرُونِ مِن قَبْلِكُمْ أُو۟لُوا۟ بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْفَسَادِ فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا قَلِيلًا مِّمَّنْ أَنجَيْنَا مِنْهُمْ وَٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَآ أُتْرِفُوا۟ فِيهِ وَكَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
“Wenn es unter den Geschlechtern vor euch doch nur Leute mit einem Rest (von Tugend) gegeben hätte, die verbieten, auf der Erde Unheil zu stiften - bis auf wenige unter denen, die Wir von ihnen retteten! Diejenigen, die Unrecht taten, folgten dem ihnen verliehenen üppigen Leben und wurden Übeltäter.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayet, geçmiş nesillerden ancak çok az kimsenin yeryüzünde fesattan sakındırdığını, bunların peygamberlere tabi olanlar olduğunu ve Allah'ın onları azaptan kurtardığını bildirir. Zulmedenler ise kendilerine mühlet verilen dünya nimet ve lezzetlerine uyup büyüklendiler, Allah'ın emrinden yüz çevirdiler ve haktan saptılar. Taberî, 'mütref' kelimesinin Arap dilinde lezzetlerle beslenmiş nimet sahibi kişi anlamına geldiğini belirterek bu anlamı tercih eder.
وأولى الأقوال في ذلك بالصواب أن يقال: إن الله تعالى ذكره أخبر أن الذين ظلموا أنفسهم من كل أمة سلفت فكفروا بالله، اتبعوا ما أنظروا فيه من لذات الدنيا فاستكبروا وكفروا بالله واتبعوا ما أنظروا فيه من لذات الدنيا، فاستكبروا عن أمر الله، وتجبروا، وصدوا عن سبيله؛ وذلك أن المترف في كلام العرب: هو المنعم الذي قد غذي باللذات
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî, 'levlâ' edatının Kur'an'da genellikle 'hellâ' (teşvik/kınama) anlamında olduğunu belirtir; ayetteki 'ellezîne zalemû' ifadesiyle kötülüklerden sakındırmayı terk edenlerin kastedildiğini, bunların şehvetlerine ve dünya nimetlerine düşkün olup din açısından büyük bir esas olan emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münkeri ihmal ettiklerini açıklar. Ayrıca Ebû Amr'ın kıraatine göre 'vettebeu' fiilinin, zulmedenlerin şımarıklıklarının cezasını görecekleri anlamına gelebileceğini, bunun kurtuluşun öncelenmesiyle uyumlu güçlü bir yorum olduğunu belirtir.
أراد بالذين ظلموا : تاركي النهي عن المنكرات ، أي : لم يهتموا بما هو ركن عظيم من أركان الدين ، وهو الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر ، وعقدوا هممهم بالشهوات
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyetteki 'levlâ' kelimesi 'hellâ' (keşke/ne olurdu) anlamındadır ve mana 'geçmiş nesillerden hiç iman eden bir şehir halkı olmadı, Yunus'un kavmi müstesna, keşke böyle olsaydı' şeklindedir. Râzî, Halîl'den nakledilen 'Kur'an'da geçen her levlâ hellâ anlamındadır, Sâffât'takinin dışında' rivayetini Zemahşerî'ye (Keşşâf sahibi) atfen sahih bulmadığını, çünkü bu kelimenin Sâffât dışındaki yerlerde de aynı anlamda kullanıldığını belirtir. Ayrıca metinde zalimlerden kastın, kötülüklerden sakındırma (nehyi anil-münker) görevini terk edip şehvet ve lezzet peşine düşen, riyaset tahsiliyle meşgul olan mutrefler olduğu açıklanmaktadır.
وحكي عن الخليل أنه قال كل ما كان في القرآن من كلمة لولا فمعناه هلا إلا التي في الصافات . قال صاحب ( الكشاف ) : وما صحت هذه الرواية عنه بدليل قوله تعالى في غير الصافات
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, ayetteki 'levlâ' ifadesinin öncesindeki nesillerde itaat, din, akıl ve basiret sahibi kimselerin bulunmayışına işaret ettiğini belirtir; bu ifade kâfirlere yönelik bir kınama içerir. Bazı görüşlere göre 'levlâ' burada olumsuzluk (nefy) anlamındadır, yani 'sizden öncekilerden böyle kimseler olmadı' demektir. Yeryüzünde bozgunculuktan sakındıran kimselerin Yunus'un kavmi veya hak ehli ve tabileri olduğu da söylenmiştir.
وهذا توبيخ للكفار وقيل : لولا ها هنا للنفي أي ما كان من قبلكم كقوله : فلولا كانت قرية آمنت أي ماكانت نهوا عن الفساد في الأرض قيل : هم قوم يونس لقوله : إلا قوم يونس وقيل : هم أتباع وأهل الحق
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayet, azaba uğrayan toplulukların, kendilerine yapılan uyarı ve inkârlara aldırmaksızın işledikleri günah ve kötülüklerde ısrar etmeye devam ettiklerini, sonunda azabın onları ansızın yakaladığını anlatır. Allah'ın hiçbir şehri/topluluğu, halkı zalim olmadıkça helâk etmediği, ıslah olmuş bir topluluğa asla azap göndermediği vurgulanır.
استمروا على ماهم عليه من المعاصي والمنكرات ولم يلتفتوا إلى إنكار أولئك حتى فجأهم العذاب ثم أخبر تعالى أنه لم يهلك قرية إلا وهي ظلمة ولم يأت قرية مصلحة بأسه وعذابه قط حتى يكونوا هم الظالمين
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'bakiyye' sahipleri, geçmiş nesillerden akıl ve fazilet sahibi olup yeryüzünde fesadı men eden az sayıdaki kimselerdir; kurtarılanlar bunlardır, zalimler ise kendilerine verilen nimet ve şehvetlere uyup küfre battıkları için helak edilmişlerdir. Ayrıca Allah'ın şehirleri sırf şirk yüzünden değil, halkı birbirine zulüm ve fesat katmadıkça helak etmeyeceği, dolayısı ile mülkün şirkle devam edebileceği ama zulümle devam edemeyeceği belirtilir.
وما كان ربك ليهلك القرى بظلم بشرك. وأهلها مصلحون فيما بينهم لا يضمون إلى شركهم فسادا وتباغيا، وذلك لفرط رحمته ومسامحته في حقوقه ومن ذلك قدم الفقهاء عند تزاحم الحقوق حقوق العباد. وقيل الملك يبقى مع الشرك ولا يبقى مع الظلم.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayeti, geçmiş toplumlardan ancak çok az kimsenin yeryüzünde bozgunculuğa karşı çıktığını, zalimlerin ise dünya nimet ve şehvetlerine dalıp emr-i bi'l-maruf nehy-i ani'l-münker görevini terk ettiklerini ve bu yüzden helak edildiklerini vurgulayarak okur; 'mütref/zalimler' ile nimete düşkünlük arasındaki bağ ve helakin zulümle ilişkisi ortak vurgudur.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ve bağlamsal okumaya dayanırken, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî 'levlâ' edatının anlamı üzerinde dilbilimsel/gramatik tahlile yoğunlaşır; Zemahşerî farklı kıraatleri (Ebû Amr rivayeti) değerlendirip alternatif anlam önerir, Râzî ise Zemahşerî'nin Halîl'den naklettiği bir görüşü eleştirerek dilbilimsel itirazda bulunur; Beydâvî ayrıca fıkhi bir boyut ekleyip helakin şirkten değil zulümden kaynaklandığını, mülkün şirkle sürebileceğini ama zulümle süremeyeceğini vurgular.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle meseleyi ele alırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ile başlayan dilbilimsel/gramatik derinleşme Râzî, Kurtubî ve Beydâvî'de sürmüş; Râzî'nin Zemahşerî'yi eleştirmesi tefsir ekolleri arasındaki dilbilimsel tartışmanın canlılığını gösterir, ancak ayetin temel mesajı (az sayıda ıslah edicinin varlığı, zalimlerin nimete düşkünlükle helaki) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, toplumların bozgunculuğa karşı sesini yükselten yapıcı ve hizmet odaklı kimselere her dönemde ihtiyaç duyduğunu hatırlatır. Nimet ve konfora dalıp toplumsal sorumluluktan uzaklaşma temayülüne karşı sabır ve ihlasla hakkı hatırlatma tutumu, günümüzde de aile ve toplum hayatında dayanışmayı güçlendirecek bir ilke olarak düşünülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben