يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
“O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre âyetteki 'o gün' ifadesi kıyamet gününe işaret etmektedir; kişi dünyada işlediği günahları Allah'ın huzurunda inkâr edince Allah ağızlarını mühürler ve elleri ile ayakları yaptıkları hakkında şahitlik eder. Dillerin şahitlik etmesi meselesiyle ilgili olarak, bunun kişilerin kendi dillerinin konuşması değil, insanların dillerinin birbirleri aleyhine şahitlik etmesi anlamına geldiği belirtilmektedir. Ayrıca 'dîn' kelimesinin bu bağlamda hesap ve ceza anlamına geldiği aktarılmaktadır.
فإن قال قائل: وكيف تشهد عليهم ألسنتهم حين يختم على أفواههم؟ قيل: عني بذلك أن ألسنة بعضهم تشهد على بعض، لا أن ألسنتهم تنطق
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Verilen ham metin yalnızca ayet numarası referanslarından ibaret olup, Zemahşerî'nin bu ayete dair herhangi bir tefsirî açıklama, yorum veya görüş içermemektedir.
( النور : 24 ) ، ( النور : 24 ) ،
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metin, Nûr Sûresi 24. ayette organların (deri, el, ayak) kıyamet günü kişi aleyhine şahitlik etmesinin gerçek/hakiki anlamda alınabileceğini savunuyor; Allah'ın gökyüzü ve yeryüzünün zatında hayat, akıl ve anlayış yaratıp bu organlara hitap ve teklif yöneltmesinin uzak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca 'şâhid' ve 'meşhûd' kavramlarının tefsirinde farklı görüşler nakledilmekte; bunların Cuma günü-Arefe günü, Arefe günü-Kurban Bayramı günü veya Hz. İsa olduğu şeklinde çeşitli rivayet ve yorumlar aktarılmaktadır.
أن الأصل حمل اللفظ على ظاهره إلا إذا منع منه مانع ، وههنا لا مانع ، فوجب إجراؤه على ظاهره
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre ayette geçen ifade, kıyamet gününde uzuvların (organların) dünyada iken işledikleri amelleri dile getirmesiyle ilgilidir; yani konuşma fiili, insanın kendi organlarına isnat edilmektedir.
أي وتتكلم الجوارح بما عملوا في الدنيا
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr, ahirette kâfirlerin/müşriklerin önce yaptıklarını inkâr edip yalan yere yemin edecekleri, ardından Allah'ın onları susturup el, ayak ve dillerinin aleyhlerine şahitlik edeceğini nakleder. Bu durum, İbn Abbas'tan gelen bir rivayetle, Hz. Peygamber'in Ebu Said'den nakledilen hadisiyle ve Enes b. Malik'in naklettiği kulun Rabbiyle tartışmasını anlatan hadisle örneklendirilir. Sonunda kişinin organlarına konuşma emri verilince onlar amelini haber verir ve kişi kendi organlarına lanet eder.
قال إنهم يعني المشركين إذا رأو أنه لا يدخل الجنة إلا أهل الصلاة قالوا تعالوا حتى نجحد فيجحدون فيختم على أفواههم وتشهد أيديهم وأرجلهم ولا يكتمون الله حديثا
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre bu ayet, iffetli, kendilerine yöneltilen iftiradan habersiz ve Allah'a-Rasûlü'ne iman etmiş mümin kadınlara zina isnadında bulunanları konu almaktadır; bu fiil hem onların namusunu çiğnemek hem de Rasûlullah ve müminlere bir saldırı niteliğindedir (İbn Übey örneğinde olduğu gibi). Bu kimseler dünya ve ahirette lanetlenmiş olup büyük azaba müstahaktırlar; bu hükmün tövbe etmeyen her iftiracıyı mı yoksa özellikle Peygamber'in eşlerine iftira edenleri mi kapsadığı hususunda görüş ayrılığı nakledilmiştir. Kıyamet günü organların şahitliği ve Allah'ın 'el-Hakku'l-Mübîn' oluşu, zalimden mazlumun hakkının mutlaka alınacağını göstermektedir.
المحصنات العفائف. الغافلات عما قذفن به. المؤمنات بالله وبرسوله استباحة لعرضهن وطعنا في الرسول عليه الصلاة والسلام والمؤمنين كابن أبي.
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Taberî, Fahreddin er-Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr, ayetin kıyamet gününde kişinin dil, el ve ayak gibi organlarının dünyada işlenen ameller hakkında aleyhte şahitlik edeceği temasını paylaşır. Bu şahitliğin, kişinin önce inkâr veya yemin ile gerçeği gizlemeye çalışmasının ardından gerçekleştiği vurgusu ortaktır.
Farklar
Taberî ve Kurtubî meseleyi daha çok dil/belağat açısından ele alıp konuşma fiilinin organlara nasıl isnat edildiğini açıklarken, Fahreddin er-Râzî bunun hakiki/gerçek anlamda mümkün olduğunu felsefi-kelamî bir çerçevede temellendirir ve 'şâhid-meşhûd' kavramlarına dair farklı rivayetleri geniş biçimde nakleder. İbn Kesîr konuyu ağırlıklı olarak hadis rivayetleriyle örneklendirir. Beydâvî ise verilen metinde farklı bir ayet bağlamına (iffetli kadınlara iftira) odaklanmış görünmektedir; Zemahşerî'den ise bu ayete dair bir görüş aktarılmamıştır.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve dil tahliline dayanarak temel çerçeveyi çizmiş, sonraki dönemlerde Râzî gibi kelamcı müfessirler bu çerçeveyi akli istidlallerle derinleştirmiş, Kurtubî ve İbn Kesîr ise dil ve rivayet ağırlıklı yaklaşımı sürdürerek konuyu pekiştirmiştir; temel mesaj yüzyıllar boyunca büyük ölçüde sabit kalmıştır.
Günümüz bağlantısı
Bu ayet, insanın söz ve davranışlarının hesabının bir gün sorulacağı bilincini hatırlatarak, günlük hayatta ihlas ve dürüstlükle hareket etmeyi teşvik eder. Bireyin kendi bedeninin ve eylemlerinin bir emanet olduğu düşüncesi, ahlaki sorumluluk ve öz denetim konusunda kişiyi düşünmeye davet edebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir