ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَٰتٍ وَغَرَّهُمْ فِى دِينِهِم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

“Bunun sebebi, onların "belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz" demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, ayetteki iftiranın müşriklerin uluhiyet ve şefaat iddialarına yönelik olduğunu belirtir. Ahirette hakikatler ortaya çıktığı halde müşriklerin yine de yalan söylemesini, kendisine fayda vermeyecek şeyleri de söyleyen bir imtihan edilenin şaşkınlık ve hayret içinde konuşmasına benzetir; onlar hakikati bilseler bile fayda-zarar ayrımı yapamadan konuşurlar.

الممتحن ينطق بما ينفعه وبما لا ينفعه من غير تمييز بينهما حيرة ودهشا
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu bölümde Râzî önce Âl-i İmrân 24. ayette geçen 'eyyâmen ma'dûdât' ifadesindeki 'ma'dûde/ma'dûdât' farkının dilbilgisel sebebini açıklar; ayette geçen kişilerin Hz. Muhammed'i yalanlamayı küçümsedikleri için bunun küfür sayıldığını ve ısrarlı kafirin azabının ebedi olacağını belirtir, böylece Cübbâî'nin bu ayete dayanan istidlalinin zayıf olduğunu söyler. Ardından Kârûn kıssasına geçerek onun Hz. Musa'nın kavminden olduğunu, bunun ya iman etmiş olabileceğine ya da akrabalık bağına yorulabileceğini, Kelbî ve İbn İshak'tan nakillerle Kârûn'un Musa'nın amcaoğlu veya amcası olduğuna dair rivayetleri aktarır.

إلا أنه قد يوجد الجمع بالألف والتاء فيما واحده مذكر في بعض الصور نادرا نحو حمام وحمامات وجمل سبطر وسبطرات وعلى هذا ورد قوله تعالى
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, ayette geçen 'mevlâhumu'l-hakk' ifadesinin kâfirler için nusret ve yardım anlamında bir velayet olmadığını, ancak Allah'ın onların rızık ve nimetlerini veren gerçek Rableri olması bakımından bu ifadenin doğru olduğunu açıklar. Ayrıca 'yefterûne' kelimesinin ref' konumunda olup mastar anlamında ('iftirâuhum') kullanıldığını belirtir. Bu bağlamda kelamın müşriklere reddiye ve onlara karşı hüccet ikamesi maksadıyla geldiğini, göklerin ve yerin mutlaka bir yaratıcısı olması gerektiği hususunda hiçbir akıl sahibinin şüphe etmeyeceğini vurgular.

ليس بمولاهم في النصرة والمعونة وهو مولى لهم في الرزق وإدرار النعم
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayet, ehl-i kitabın Allah'a karşı ileri sürdükleri iddiaya, yani ateşte ancak sayılı günler kalacaklarına dair asılsız iddialarına dayanarak hakka muhalefette cüretkâr olduklarını anlatır. Bu iddia kendi uydurmaları olup Allah'ın buna dair bir delil indirmediği, dinin sadece süslenip temenni etmekle değil kalpte yerleşen ve amellerle tasdik edilen şeyle olduğu vurgulanır. Ayrıca babalarının salih amellerine güvenmelerinin de kendilerine fayda vermeyeceği, çünkü babaların amellerinin evlatlara bir şey kazandırmayacağı belirtilir.

والمعنى هذه الآية أن الدين ليس بالتحلي ولا بالتمني ولكن ما وقر في القلوب وصدقته الأعمال وليس كل من إدعى شيئا حصل له بمجرد دعواه ولا كل من قال إنه هو على الحق سمع قوله بمجرد ذلك حتى يكون له من الله برهان
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'zâlike' işareti, Yahudilerin dinden yüz çevirmelerine ve onların 'ateş bize sadece sayılı günler dokunacak' iddialarına dayanır; bu inanışları, azabı kendilerine kolay göstermeleri ve babaları peygamberlerin şefaat edeceği veya Ya'kub'a verilen bir vaad gibi asılsız iddialardan (iftiralardan) kaynaklanmıştır. Kıyamet gününde toplanacaklarında bu iddialarının yalanlanacağı ve herkesin kazandığının karşılığını tam olarak göreceği belirtilir. Ayrıca 've hüm lâ yuzlemûn' ifadesinden hareketle, ibadetin boşa gitmeyeceği ve mü'minin cehennemde ebedî kalmayacağı sonucu çıkarılır.

وفيه دليل على أن العبادة لا تحبط وأن المؤمن لا يخلد في النار، لأن توفية إيمانه وعمله لا تكون في النار ولا قبل دخولها، فإذن هي بعد الخلاص منها
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî, Yahudilerin 'bize ateş sadece sayılı birkaç gün dokunacak' iddiasının, buzağıya taptıkları kırk günü kastettiklerini ve bunun kendilerinin Allah'ın oğulları ve sevgilileri olduklarına dair uydurdukları asılsız iddialara dayanan bir aldanış olduğunu aktarır. Allah bu iddiaları yalanlamış ve onların cehennem ehli olup orada ebedi kalacaklarını bildirmiştir. Ayrıca 'nahnu' (biz) ifadesinin Arap dilinde bir topluluktan sadece biri yapmış olsa da tüm cemaat adına kullanılabileceğini belirterek Hristiyanların Mesih hakkındaki 'ibnullah' sözünü de bu şekilde açıklar.

قالوا: لن نعذب في النار إلا أربعين يوما

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirlerin çoğu ayetteki 'iftira' ve 'sayılı günler' iddiasını Yahudi/müşrik topluluklarının kendilerine haksız bir ayrıcalık ve kurtuluş vaadi atfetmeleri olarak okur; bu iddianın delilsiz bir uydurma olduğu ve kıyamette gerçeğin ortaya çıkacağı vurgusu Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî'de ortaktır.

Farklar

Zemahşerî belagat ve iterâzî yöntemle müşriklerin ahirette bile mantıksız konuşmasına odaklanırken, Kurtubî dilbilgisel tahlil (i'rab) ve müşriklere hüccet ikamesi yönünü öne çıkarır. Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli bir okuma sunup buzağıya tapma kıssasına bağlarken, Beydâvî rivayetle fıkhi/itikadi çıkarımı (mü'minin cehennemde ebedî kalmaması) birleştirir; Râzî ise farklı bir ayet bağlamında dilbilgisi ve nesep rivayetlerine yoğunlaşarak Cübbâî'nin istidlaline eleştiri getirir, bu da ekolsel/kelamî bir farklılığı gösterir.

Dönemsel bağlam

Taberî'nin erken dönem rivayet ağırlıklı yöntemi, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil ve kelam analizinin daha sistemli hale gelmesiyle zenginleşmiş; temel mesaj (asılsız iddiaların kıyamette geçersiz kalacağı) sabit kalırken, açıklama yöntemleri dönemin ilmî araçlarına göre çeşitlenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin sadece soy, aidiyet ya da temenniye dayanan güvenceler yerine niyet ve amelin içtenliğine (ihlas) önem vermesi gerektiğini hatırlatabilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, rivayet ve akıl yürütmeyle yaklaşması, ilim ile iman arasındaki uyumlu çok yönlü düşünme çabasına örnek olarak görülebilir. Bu da günümüzde bilgiye dayalı, sabırlı ve yapıcı bir anlama çabasının değerini gösterebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir