لِّيَجْعَلَ مَا يُلْقِى ٱلشَّيْطَٰنُ فِتْنَةً لِّلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ

“Allah, şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre bu ifadeyle kastedilen münafıklar ve müşriklerdir. Metne göre aslında ifadenin 'وإنهم' (zamir ile) gelmesi beklenirken, zamir yerine açık isim (zâhir) konulmuştur.

وأصله : وإنهم ، فوضع الظاهر موضع الضمير قضاء عليهم بالظلم
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metne göre âyetin amacı, Allah'ın gönderdiği resullerin ilim üzere yaptıkları şeylerde hatadan korunmuş olmalarına rağmen sehiv ve şeytan vesvesesinden mutlak olarak masun olmadıklarını beyan etmektir; bu yönleriyle diğer beşer gibidirler. Ayrıca âyet, kalplerinde hastalık bulunan münafık ve müşriklerin bu sehiv durumunu bir fitne vesilesi kılacağını, mü'minlerin ise bu konuda tedebbüre ihtiyaç duymayacağını çünkü önceden bunu bildiklerini açıklar.

يرجع حاصل البحث إلى أن الغرض من هذه الآية بيان أن الرسل الذين أرسلهم الله تعالى وإن عصمهم عن الخطأ مع العلم فلم يعصمهم من جواز السهو ووسوسة الشيطان بل حالهم في جواز ذلك كحال سائر البشر
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, garânîk kıssasıyla ilgili farklı rivayet ve görüşleri aktarır: Sea'lebî'ye göre ayet peygamberlerin şeytan vesvesesiyle sehiv ve nisyana maruz kalabileceğine, sonra Allah'ın bunu düzeltip ayetlerini muhkem kıldığına delildir; ancak 'tilke'l-garânîku'l-ulâ' sözünün Nebi'ye izafe edilmesi putlara ta'zim içerdiğinden peygamberlere caiz görülmeyip yalan sayılır. İbn Atıyye şeytanın ilkasının işitilen lafızlarla gerçekleştiğinde ihtilaf olmadığını belirtir; Nehhâs ise hadis sahih olsaydı 'sehâ' kelimesinin 'iskat etti' anlamına gelebileceğini, zamirin meleklere döndüğünü açıklar. Hasan ve Kelbî 'garânîk'i melekler olarak tefsir etmiş, Kuşeyrî ise bu yorumu 'Allah şeytanın attığını nesheder' ayetine dayanarak zayıf bulmuştur çünkü meleklerin şefaati batıl değildir.

وفي الآية دليل على أن الأنبياء يجوز عليهم السهو والنسيان والغلط بوسواس الشيطان أو عند شغل القلب حتى يغلط ثم ينبه ويرجع إلى الصحيح وهو معنى قوله : فينسخ الله ما يلقي الشيطان ثم يحكم الله آياته
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, garânîk kıssasının şeytanın telkiniyle oluştuğunu, Allah'ın hükmünü açıklayıp Peygamber'i şeytanın sözünden berî kılmasıyla müşriklerin sapkınlık ve düşmanlıklarına döndüğünü aktarır. Bu rivayetlerin hepsinin mürsel ve munkatı' olduğunu, dolayısıyla sıhhat bakımından zayıf kaldığını belirtir. Peygamber'in ismetiyle böyle bir şeyin nasıl bağdaştığı sorusunu gündeme getirerek, âlimlerin bunu şeytanın müşriklerin kulaklarına telkin ettiği, aslında Peygamber'den sadır olmadığı şeklinde yorumladıklarını nakleder.

وهذا أيضا مرسل وفي تفسير ابن جرير عن الزهري عن أبي بكر بن عبد الرحمن بن الحارث بن هشام نحوه وقد رواه الحافظ أبو بكر البيهقي في كتابه دلائل النبوة فلم يجز به موسى بن عقبة ساقه في مغازيه بنحوه
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre şeytanın (peygamberlerin temennisine) attığı şey, kalbinde hastalık (şüphe ve nifak) bulunanlar ile kalpleri katı olan müşrikler için bir fitne kılınmıştır; her iki zümre de 'zalimler' ifadesiyle nitelenerek haktan veya Resul ve müminlerden uzak derin bir çekişme içinde oldukları belirtilmiştir. İlim verilenler ise bununla Kur'an'ın Allah katından inen hak olduğunu, ya da şeytanın (bu şekilde) müdahalesine imkan tanınmasının Allah'tan sadır olan bir hakikat olduğunu bilip iman ederler ve kalpleri huşû ile ona boyun eğer; Allah da müminleri kapalı kalan hususlarda doğru yola iletendir.

وإن الظالمين يعني الفريقين فوضع الظاهر موضع ضميرهم قضاء عليهم بالظلم. لفي شقاق بعيد عن الحق أو عن الرسول والمؤمنين.
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre Allah, şeytanın peygamberin arzusuna kattığı sözü (garânîk kıssası) neshedip âyetlerini muhkem kılmıştır; bu olay, kalplerinde nifaktan kaynaklanan hastalık bulunanların -yani Resûlün doğruluğunda ve haber verdiklerinin gerçekliğinde şüphe eden kişilerin- sınanması için bir fitne olmuştur. Ayrıca kalpleri katılaşanların müşrikler olduğu, onların Allah'ın emrine muhalefette hakdan uzak bulundukları belirtilir.

فينسخ الله ما يلقي الشيطان، ثم يحكم الله آياته

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin, şeytanın peygamberin temennisine/okuduğuna bir müdahalesi (garânîk kıssası) etrafında döndüğünü ve bu durumun kalplerinde hastalık bulunan münafıklar ile müşrikler için bir fitne, ilim sahipleri için ise hakikati tanıma vesilesi olduğunu kabul eder. Ayrıca zamir yerine açık ismin (zâhir) konulmasının dil/belağat açısından anlamlı olduğu ortak vurgudur.

Farklar

Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi ağırlıklı dil/belağat ve bağlamsal okuma üzerinden ele alırken, Taberî ve Kurtubî rivayet nakline daha çok yer verir. İbn Kesîr ise kıssanın isnad zincirlerini eleştirel biçimde inceleyip mürsel/munkatı olduğunu vurgulayarak sıhhat sorunu ortaya koyar; bu, kelamcı-rivayetçi yöntem farkını yansıtır. Fahreddin er-Râzî meseleyi daha çok peygamberlerin ismeti bağlamında kelamî bir tartışmaya taşır; Kurtubî ise 'garânîk' kelimesinin melekler mi yoksa putlar mı olduğu konusundaki ihtilafları ayrıntılı aktarır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessirlerinden Taberî, rivayetleri nakletmekle birlikte temkinli bir bağlamsal yorum sunar; sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî gibi dil ekolüne yakın müfessirler meseleyi daha çok belağat çerçevesinde ele alırken, İbn Kesîr gibi hadis odaklı isimler rivayet tenkidine ağırlık vererek kıssanın sıhhatini sorgular. Bu, tefsir geleneğinde zamanla rivayet eleştirisinin ve peygamber ismeti tartışmalarının daha sistematik hale geldiğini gösterir; temel çerçeve (fitne-iman ayrımı) sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, bilgiye ulaşırken kaynakların dikkatle değerlendirilmesinin (ilim ve temkinli araştırma) önemine işaret eder; farklı bakış açılarının bir arada değerlendirilmesi, sabır ve derinlemesine öğrenmeyi teşvik eder. Ayrıca kalp temizliği ile bilgi arasındaki ilişkiye dair vurgu, günümüzde de ilim ile iman arasındaki uyumun ve ihlasla araştırma yapmanın kıymetini hatırlatabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir