“Nuh dedi ki; "Onu ancak Allah dilerse getirir. Ve siz O'nu yıldıracak değilsiniz."” — Elmalılı Hamdi Yazır
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre bu ifadeyle Hûd (a.s.) kendisine değil, kâfir olup isyan ettikleri Allah'a azabın gelmesinin ait olduğunu belirtmektedir. 'İn şâe' kaydı, azabın acele gelmesinin ancak Allah'ın hikmetinin bunu gerektirmesi durumunda gerçekleşeceğini ifade eder. Metinde ayrıca ardı ardına gelen iki şart cümlesinin (şartların terâdüfünün) izahına dair bir soru gündeme getirilmektedir.
أي ليس الإتيان بالعذاب إلي إنما هو إلى من كفرتم به وعصيتموه { إن شاء } يعني إن اقتضت حكمته أن يعجله لكم
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre azabın indirilmesi Peygamber'in elinde olan bir şey değildir; bu tamamen Allah'ın fiilidir ve Allah dilediği zaman dilediği şekilde bunu yaratır. Allah azap indirmeyi istediğinde hiçbir kimse O'nu bundan aciz bırakamaz, yani O'na engel olamaz.
والمعنى أن إنزال العذاب ليس إلي وإنما هو خلق الله تعالى فيفعله إن شاء كما شاء ، وإذا أراد إنزال العذاب فإن أحدا لا يعجزه ، أي لا يمنعه منه
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre metin, ilgili ayette geçen ifadeyi 'eğer Allah sizi helâk etmeyi dilerse, size azap eder' şeklinde açıklamaktadır. Yani şart cümlesindeki irade ile azap arasında doğrudan bir illiyet/sonuç ilişkisi kurulmaktadır.
أي إن أراد إهلاككم عذبكم
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metne göre kavmi Nûh'a, kendisiyle çok tartıştıklarını ve mücadeleyi uzattığını söyleyerek eğer doğru söylüyorsa vaad ettiği azabı getirmesini istemiştir, çünkü onlara göre yapılan tartışma kendilerinde bir etki bırakmamıştır. Nûh ise azabı getirmenin kendisine değil Allah'a ait olduğunu, Allah dilediğinde bunu getireceğini ve onların bundan kaçıp kurtulamayacaklarını bildirmiştir.
فإن مناظرتك لا تؤثر فينا
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler, azabı getirme yetkisinin peygambere değil yalnızca Allah'a ait olduğu ve bunun O'nun dilemesine bağlı olduğu noktasında birleşiyor. Şart cümlesindeki 'dileme' ile azabın gelişi arasında doğrudan bir bağ kuruluyor ve kimsenin bu iradeye engel olamayacağı vurgulanıyor.
Farklar
Zemahşerî meseleyi dil/belağat inceliğine taşıyarak şart cümlelerinin ardışıklığını ve bir kıraat rivayetini tartışırken, Râzî konuyu Allah'ın kudretinin aczsizliği (i'caz) kavramı üzerinden ele alıyor. Kurtubî ifadeyi daha sade biçimde illiyet ilişkisi olarak açıklarken, Beydâvî ayeti bağlamsallaştırarak kavmin Nûh'a meydan okuma sahnesini kelime tahlilleriyle (cidal, mücâzeze gibi) canlandırıyor.
Dönemsel bağlam
Daha erken dönem müfessirlerinden (Zemahşerî, Râzî) sonrakilere (Kurtubî, Beydâvî) doğru temel mesaj sabit kalmış; azabın ilahi iradeye bağlılığı hep korunmuş. Zamanla vurgu, ince belağat/kelam tartışmalarından daha özet ve bağlamsal bir anlatıma doğru evrilmiş görünüyor.
Günümüz bağlantısı
Bu ayet, insanın sonuçları zorlamak yerine sabırla ve ihlasla doğru bildiği yolda ilerlemesinin önemine işaret edebilir. Peygamberin kendi gücüne değil, Allah'ın hikmetine güvenerek hareket etmesi, günümüzde de acele ve öfkeyle değil sabır ve teslimiyetle davranmanın bir örneği olarak düşünülebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir