وَلَا تَرْكَنُوٓا۟ إِلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ فَتَمَسَّكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنْ أَوْلِيَآءَ ثُمَّ لَا تُنصَرُونَ

“Ve zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın. Allah'dan başka yardımcılarınız da yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre âyetteki nehiy, zalimlere sadece meyletmeyi değil; onların hevasına uymayı, onlara bağlanmayı, arkadaşlık etmeyi, ziyaret etmeyi, dalkavukluk yapmayı, işlerine razı olmayı, onlara benzemeyi, giyimlerinde onları taklit etmeyi ve dünya süslerine göz dikmeyi de kapsar. Ayrıca âyetin 'ellezîne zalemû' (zulmedenler) ifadesini kullanıp 'ez-zâlimîn' dememesi, en küçük bir zulüm bulunanlara bile meyletmenin yasaklandığına, gerçek zalime meyletmenin durumunun ise daha da ağır olduğuna işaret eder.

والنهي متناول للانحطاط في هواهم ، والانقطاع إليهم ، ومصاحبتهم ومجالستهم وزيارتهم ومداهنتهم ، والرضا بأعمالهم ، والتشبه بهم ، والتزيي بزيهم ، ومد العين إلى زهرتهم . وذكرهم بما فيه تعظيم لهم . وتأمل قوله : أي إلى الذين وجد منهم الظلم ، ولم يقل إلى الظالمين .
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki nehiy, zalimlerin zulümlerini sürdürdükleri sırada onlara meyletmekten ve yakınlaşmaktan sakındırmaktadır. Er-Râzî, 'rükûn'u bir şeye sükûnet edip sevgiyle meyletmek olarak tanımlar ve muhakkiklerin görüşüne dayanarak, yasaklanan rükûnun zalimlerin zulmüne razı olmak, o yolu güzel göstermek ve o işlere ortak olmak anlamına geldiğini; zarar def'i veya menfaat celbi için onlarla ilişki kurmanın bu yasağa dahil olmadığını belirtir. Ayrıca bu rükûnun sonucunun ateşe düşmek olduğunu, bunun ise bizzat zalimin durumunun ne kadar ağır olduğunu gösterdiğini ifade eder.

قال المحققون : الركون المنهي عنه هو الرضا بما عليه الظلمة من الظلم وتحسين تلك الطريقة وتزيينها عندهم وعند غيرهم ومشاركتهم في شيء من تلك الأبواب فأما مداخلتهم لدفع ضرر أو اجتلاب منفعة عاجلة فغير داخل في الركون
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, 'rükûn' kelimesinin sözlükte bir şeye dayanma, güvenme, sükûnet bulma ve razı olma anlamına geldiğini belirtir; Katâde, İbn Cüreyc, Ebu'l-Âliye ve İbn Zeyd'in yakın anlamlı açıklamalarını (dostluk etmeyin, itaat etmeyin, meyletmeyin, rızâ göstermeyin, dalkavukluk yapmayın) nakleder. Ayetteki 'zulmedenler'in kimliği konusunda müşrikler olduğu görüşü ile hem müşrikleri hem günahkârları kapsadığı görüşünü aktarır ve ikincisini doğru bulur. Bu doğrultuda ayetin, kâfirlerden ve bidat ehlinden uzaklaşmayı gerektirdiğini, çünkü sohbetin ancak sevgiden kaynaklandığını, zaruret ve takiyye halinde ise bu yasaktan istisna olduğunu belirtir.

وهذا هو الصحيح في معنى الآية وأنها دالة على هجران أهل الكفر والمعاصي من أهل البدع وغيرهم فإن صحبتهم كفر أو معصية إذ الصحبة لا تكون إلا عن مودة
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, ayetteki 'zulmedenlere meyletmeyin' ifadesini zalimlerden yardım istememek, onların işlerine razı olmuşcasına davranmamak olarak açıklıyor. Bu görüşü desteklemek için İbn Abbas'tan gelen 'müdahene etmeyin', 'şirke meyletme' ve Ebü'l-Âliye'den gelen 'amellerine razı olmayın' şeklindeki farklı rivayetleri sıralıyor, ancak İbn Cerîr'in naklettiği 'zulmedenlere meyletmeyin' görüşünü güzel (hasen) bularak tercih ediyor.

وقال ابن جرير عن ابن عباس ولا تميلوا إلى الذين ظلموا وهذا القول حسن أي لا تستعينوا بالظلمة فتكونوا كأنكم قد رضيتم بأعمالهم
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'rükûn' (meyletme) küçük bir yakınlaşma bile olsa yasaklanmıştır; zalimlere kıyafetçe benzemek, onları övmek ve bunu sürdürmek gibi en hafif temayüller de bu kapsama girer. Ayet, zulümden nehiy ve tehdit konusunda düşünülebilecek en beliğ ifadedir; Hz. Peygamber ve müminlere yapılan bu hitap, adalet olan istikamet üzerinde sabit kalmayı, ifrat veya tefrite meyletmenin ise nefse veya başkasına -hatta bizatihi kendinde- zulüm olduğunu vurgulamak içindir.

فإن الركون هو الميل اليسير كالتزيي بزيهم وتعظيم ذكرهم واستدامته. فتمسكم النار بركونكم إليهم
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre 'rükûn' kelimesi, meyletmek, razı olmak veya yağcılık/yaltaklanma (idhân) anlamına gelir. Ayet, müminlere Allah'a küfredenlerin sözüne meyletmemelerini, onların amellerine razı olmamalarını emretmektedir; aksi halde bu davranış sebebiyle ateşe uğrayacaklarını ve Allah'tan başka kendilerine yardım edecek bir yardımcı bulamayacaklarını bildirir. Bu meyletme İbn Abbas'a göre şirke meyletmek, Katâde'ye göre ise çıkılan şirke geri dönmemek şeklinde açıklanmıştır.

الركون: الإدهان

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler 'rükûn' kelimesini meyletmek, razı olmak, yakınlaşmak ve zalimin işine dalkavukluk etmek olarak anlar; ayetin zalimlere en küçük bir yakınlaşmayı bile yasakladığı ve bunun sonucunun ateş (azap) olduğu konusunda birleşirler. Ayrıca çoğu, sahabe-tabiin rivayetlerini (İbn Abbas, Ebu'l-Âliye, Katâde vb.) referans alarak yasağın kapsamını açıklar.

Farklar

Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet zincirine dayanıp 'zalim' kavramını şirk/küfür bağlamında ele alırken, Zemahşerî ve Beydâvî dil-belağat tahliline ağırlık verip nehyin kapsamını (giyim, dostluk, taklit gibi) genişletir. Râzî, zarar def'i veya menfaat celbi amacıyla zalimlerle ilişki kurmayı istisna tutarak fıkhi bir esneklik getirir; Kurtubî ise zaruret/takiyye halini istisna sayarak benzer bir yaklaşım sunar. Kurtubî ayrıca 'zalimler'in kimliği konusunda müşrik mi yoksa hem müşrik hem günahkâr mı olduğu tartışmasını aktarıp ikinciyi tercih eder.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle ayeti sahabe-tabiin sözlerine bağlarken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve belağat tahlillerini daha sistematik hale getirip nehyin kapsamını incelikli biçimde genişletmiştir. İbn Kesîr ve Kurtubî ise rivayet malzemesini korumakla birlikte fıkhi istisnalar (zaruret, takiyye) ekleyerek daha uygulamaya dönük bir okuma geliştirmiştir. Temel mesaj sabit kalmış, ancak izah yöntemi ve incelik derecesi zamanla derinleşmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, kişinin çevresiyle ilişkilerinde ilkeli bir duruş sergilemesi ve haksızlığa sessiz destek vermekten kaçınması gerektiğine dair bir hassasiyet hatırlatır. Günümüzde bu, ahlaki tutarlılık, adaletten yana olma ve toplumsal ilişkilerde ihlas ile sabrı birlikte koruma çabası olarak düşünülebilir. Aynı zamanda zorunlu hallerde ilişki kurmanın istisna sayılması, katı bir dışlayıcılık yerine hikmetli ve ölçülü bir tutum arayışına da işaret eder.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir