إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ ٱلنَّاسَ شَيْـًٔا وَلَٰكِنَّ ٱلنَّاسَ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

“Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet Allah'ın kullarına hak etmedikleri şekilde muamele etmediğini, onları ancak kendi işledikleri günah ve isyanları sebebiyle cezalandırdığını bildirir. İnsanların imandan mahrum bırakılması Allah'ın onlara başlangıçtan zulmetmesi değil, önceden işledikleri suçlar sebebiyle bunu hak etmiş olmalarındandır; zulmü kendilerine yapan bizzat kendileridir.

يقول تعالى ذكره: إن الله لا يفعل بخلقه ما لا يستحقون منه، لا يعاقبهم إلا بمعصيتهم إياه، ولا يعذبهم إلا بكفرهم به؛ يقول: ولكن الناس هم الذين يظلمون أنفسهم باجترامهم ما يورثها غضب الله وسخطه.
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre Allah'ın insanları zulmetmemesi, peygamber gönderme ve kitap indirme gibi maslahatlarına dair hiçbir şeyi eksik bırakmamasıdır; asıl zulmü insanlar küfür ve tekzip yoluyla kendi kendilerine yapmaktadır. Ayrıca bu ifade, kıyamet gününde yalanlayıcıların göreceği azabın adalet ve hak edişle kendilerine ulaştığına, Allah'ın onlara zulmetmediğine, bilakis kendi işledikleri suçlarla kendilerine zulmettiklerine dair bir tehdit anlamı da taşıyabilir.

أي لا ينقصهم شيئا مما يتصل بمصالحهم من بعثة الرسل وإنزال الكتب ، ولكنهم يظلمون أنفسهم بالكفر والتكذيب
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu bölümde âyetin içeriğine dair bir yorum sunmaktan çok, 'ولكن' kelimesinin okunuşlarıyla ilgili bir dil bahsi aktarır. İnsanların küfür, isyan ve Rablerinin emrine muhalefetleri sebebiyle helake uğradıkları belirtildikten sonra, Hamza ve Kisâî'nin 'ولكن' kelimesini hafifletilmiş (لكن) okuyup 'الناس' kelimesini merfû okuduklarına dikkat çekilir. Nahiv âlimlerinden nakille, Arapların 'ولكن' derken vav ile şeddeyi, vavsız kullanınca ise tahfifi tercih ettikleri açıklanır.

زعم جماعة من النحويين منهم الفراء أن العرب إذا قالت ولكن بالواو آثرت التشديد وإذا حذفوا الواو آثرت التخفيف
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, kıyamet gününde insanların haşredilmesinin, sanki dünyada çok kısa bir süre kalmışlar gibi hissedilmesi durumunu açıklarken, Allah'ın kullarına zulmü kendisine haram kıldığını ve amellerin tam olarak kayıt edilip karşılığının verileceğini bildiren hadisi delil getirir. Bu bağlamda kişinin iyi bulduğunda Allah'a hamdetmesi, kötü bulduğunda ise sadece kendini kınaması gerektiği vurgulanır.

ياعبادي إنما هي أعمالكم أحصيها لكم ثم أوفيكم إياها فمن وجد خيرا فليحمد الله ومن وجد غير ذلك فلا يلومن إلا نفسه
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre Allah'ın insanlara zulmetmemesi, onların duyu ve akıllarını ellerinden almaması anlamına gelir; insanlar bu nimetleri bozup faydalarını kaybederek kendilerine zulmederler. Bu ayet, kulun bir kesbinin (fiilinin) bulunduğuna ve Cebriyye'nin iddia ettiği gibi tamamen ihtiyardan mahrum olmadığına delil sayılır. Ayrıca ayet, kıyamet günü onlara gelecek azabın Allah'tan bir adalet olduğu, Allah'ın onlara zulmetmediği ama onların bu azabın sebeplerini kazanarak kendilerine zulmettikleri şeklinde bir tehdit anlamı da taşıyabilir.

إن الله لا يظلم الناس شيئا بسلب حواسهم وعقولهم. ولكن الناس أنفسهم يظلمون بإفسادها وتفويت منافعها عليهم، وفيه دليل على أن للعبد كسبا وأنه ليس بمسلوب الاختيار بالكلية كما زعمت المجبرة
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metinde Râzî, ayetin 'kimseye zulmedilmeyeceği' ifadesinden Mu'tezile'nin çıkardığı; Allah'ın kulların fiillerinin yaratıcısı olmadığı, zulmü işleme kudretine sahip olduğu ve kulun sevabı hak ettiği yönündeki iddialarını sırayla nakledip her birine cevap vermektedir. Ona göre zulmün Allah'tan sadır olması cehalet ve ihtiyacı gerektirir, bunlar ise Allah hakkında muhaldir; ayrıca zulüm başkasının mülkünde tasarruftur ve Allah kendi mülkünde tasarruf ettiğinden zalim olması imkânsızdır. Ayrıca büyük günahın bütün sevapları hükümsüz kılması (ihbat) görüşünü de bu ayete dayanarak reddeder.

وأيضا الظلم عبارة عن التصرف في ملك الغير ، والحق سبحانه لا يتصرف إلا في ملك نفسه ، فيمتنع كونه ظالما

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin temel mesajında birleşir: Allah kullarına zulmetmez, insanların başına gelen kötülük veya mahrumiyet Allah'ın haksızlığından değil, bizzat kendi kesbettikleri günah, küfür ve isyanlarından kaynaklanır. Zemahşerî, İbn Kesîr ve Beydâvî ayrıca ayetin kıyamet günü azabının adaletle geleceğine dair bir tehdit anlamı da taşıyabileceğini paylaşır.

Farklar

Taberî bağlamsal/tefsirî okumayla ayeti genel ahlaki ilke olarak sunar. Kurtubî içerik yorumundan ziyade 'ولكن' kelimesinin kıraat ve nahiv farklarına odaklanır, dilbilimsel bir mesele işler. İbn Kesîr rivayet/hadis yöntemiyle konuyu amellerin kayda geçmesi ve kişisel sorumluluk temasına bağlar. Beydâvî ve Râzî ise ayeti doğrudan kelamî tartışmalara, özellikle kader-ihtiyar meselesine taşır; Beydâvî Cebriyye'nin insanı fiilden mahrum gören görüşüne, Râzî ise Mu'tezile'nin Allah'ın kulun fiillerini yaratmadığı ve zulüm işleyebileceği iddialarına karşı ayeti delil gösterir. Bu farklar müfessirlerin yöntemsel önceliklerinden (dilbilim, hadis, kelam) ve yaşadıkları dönemin hâkim tartışma eksenlerinden kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'deki erken dönem bağlamsal-rivayet ağırlıklı okuma, sonraki dönemlerde dilbilimsel (Kurtubî), kelamî-itikadi (Beydâvî, Râzî) ve hadis merkezli (İbn Kesîr) yaklaşımlarla çeşitlenmiştir. Temel ilke -Allah'ın adaleti ve insanın sorumluluğu- bütün dönemlerde sabit kalırken, bu ilkenin hangi meseleye (kader-ihtiyar, kıraat farkları, ilahi vaad) uygulanacağı müfessirin yaşadığı entelektüel ortama göre değişmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, kişinin karşılaştığı güçlükleri veya başarısızlıkları dış sebeplere değil, kendi tercih ve davranışlarına bağlayarak öz sorumluluk bilinciyle yaklaşmayı hatırlatabilir. Ahlaki gelişim ve toplumsal düzen açısından, bireyin elindeki akıl ve irade nimetini bilinçli ve yapıcı kullanmasının önemine işaret eder. Bu bakış, sabır ve ihlas ile hareket etmeyi, sonuçları başkasında değil kendi çabasında aramayı teşvik eden bir zihniyete zemin hazırlayabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir