قُلْ هَلْ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ قُلِ ٱللَّهُ يَهْدِى لِلْحَقِّ أَفَمَن يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ أَحَقُّ أَن يُتَّبَعَ أَمَّن لَّا يَهِدِّىٓ إِلَّآ أَن يُهْدَىٰ فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
“De ki, "Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?" Deki, "Allah, hak olan doğru yola hidayet eder. O halde doğru yola hidayet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. O halde ne oluyorsunuz? Nasıl hükmediyorsunuz?"” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre ayet, kendilerine erdirmeye ve doğru yola sevk etmeye gücü yetmeyen putların/ilahların, hakka ileten Allah ile aynı tutulamayacağını sorgulamaktadır. Sorunun cevabı, hakka ileten kimsenin izlenmeye daha layık olduğu, hiçbir şeye kendiliğinden erişemeyen ve ancak başkası tarafından yönlendirilenin ise izlenmeye layık olmadığı şeklindedir. Bu bağlamda müşriklerden, taptıkları putların bir sapkını doğru yola iletebildiğini iddia edemeyecekleri, çünkü gözlemin bunu yalanladığı belirtilir.
فتأويل الكلام إذا: أفمن يهدي إلى الحق أحق أن يتبع، أم من لا يهتدي إلى شيء إلا أن يهدى.
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre ayet, hakka hidayet etmenin yalnızca Allah'a mahsus olduğunu; müşriklerin ortak koştuğu meleklerin, İsa'nın, Uzeyr'in dahi kendi başına hakka hidayet edemeyeceğini ve ancak Allah tarafından hidayete kavuşturulmaları mümkün olabileceğini anlatır. Buradan, gerçek hidayet edici olan Allah'a tabi olmanın, kendisi hidayete muhtaç olan varlıklara tabi olmaktan daha layık olduğu sonucu çıkarılır. Ayrıca 'lا يهدي' ifadesine 'putların bir yerden başka yere kendiliğinden intikal edememesi' şeklinde bir yorum da nakledilir.
ومعناه أن الله وحده هو الذي يهدي للحق ، بما ركب في المكلفين من العقول وأعطاهم من التمكين للنظر في الأدلة التي نصبها لهم
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu parça Râzî'nin farklı ayetlere dair notlarının bir derlemesi niteliğinde olup Yunus 35 bağlamında Allah'ın kullarına ilk nimetinin onları diri olarak yaratması olduğu belirtiliyor; ayrıca 'ilâ' harfinin 'fî' anlamında kullanılabileceği (Hasan'ın görüşü) ve küfür ile sapkınlığın önderlerinin bâtıl mezheplerinin akıl sahiplerini hayrete düşürdüğü aktarılıyor.
أن أول ما أنعم الله به على عبيده هو أن خلقهم أحياء والدليل عليه قوله تعالى : ( يونس : 35 ) والسادس : تقدير الآية : من أنصاري في سبيل الله . و ( إلى ) بمعنى ( في ) جائز ، وهذا قول الحسن
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî'ye göre ayette geçen 'يهدي' fiili, kendisi doğru yolda olmayan ve başkasını hidayete erdiremeyen putları ya da bir görüşe göre kendilerini bile doğru yola iletemeyen sapık önderleri (rüesa ve muzillîn) kastetmektedir. Müşrikler bu şekilde hidayet edemeyen, yürüyemeyen ve kendiliğinden yer değiştiremeyen varlıklara tapınarak Allah'ın ibadetini terk etmiş olmakla kınanmaktadır.
وهو الله سبحانه وتعالى يريد الأصنام التي لا تهدي أحدا ولا تمشي إلا أن تحمل ولا تنتقل عن مكانها إلا أن تنقل
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre ayet, gerçeğe yol gösteren ve doğru olanla, kendisine yol gösterilmedikçe hiçbir şeye yol bulamayan aciz varlığın bir tutulamayacağını vurgular. Bu müfessire göre Allah, İbrahim'in kavmine hitabıyla, akılların nasıl bu denli yanılabildiğini ve Allah'ın yaratıklarıyla bir tutulmasının tutarsızlığını göstermektedir. Metne göre müşrikler bu inançlarında herhangi bir delil veya kanıta değil, sadece zanna ve hayale dayanmaktadırlar; oysa gerçek hidayet ancak tek olan Allah'a mahsustur.
ثم بين تعالى أنهم لا يتبعون في دينهم هذا دليلا ولا برهانا وإنما هو ظن منهم أي توهم وتخيل وذلك لا يغني عنهم شيئا
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre ayet, müşriklerin ortaklarından hiçbirinin hakka hidayet etme (delil koyma, peygamber gönderme) gücüne sahip olmadığını, buna karşılık Allah'ın hakka hidayet ettiğini vurgular. Bu müfessire göre 'hidayet edene mi tabi olunmalı yoksa kendisi ancak hidayet edilirse hidayete erebilene mi' karşılaştırması, akıl yoluyla müşriklerin ortaklarının batıl olduğunu ortaya koyar. Ayrıca çoğunluğun sadece zanna tabi olduğu, zannın ise hak konusunda hiçbir fayda sağlamadığı, bunun da usulde ilim tahsilinin vacip olup taklit ve zan ile yetinmenin caiz olmadığına delil teşkil ettiği belirtilir.
وفيه دليل على أن تحصيل العلم في الأصول واجب والاكتفاء بالتقليد والظن غير جائز
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler ayetin temel karşılaştırmasında birleşir: hakka hidayet eden Allah ile kendisi bile yol bulamayan, başkasına yol gösteremeyen aciz varlıklar (putlar, melekler, önderler) bir tutulamaz. Taberî, Zemahşerî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî ortak olarak 'yehdî' fiilinin kıraat farklılıklarını dilbilimsel olarak inceler ve müşriklerin taptıklarının kendiliğinden hareket edemeyen, yönlendirilmeye muhtaç varlıklar olduğunu vurgular.
Farklar
Taberî ve Kurtubî daha çok dil/kıraat tahliline ve rivayete (Mücahid, şiirden istişhad) dayanırken, Zemahşerî kelamî bir boyut ekleyip müşriklerin taptığı meleklerin, İsa'nın, Uzeyr'in dahi hidayete muhtaç olduğunu özellikle belirtir. İbn Kesîr bağlamı İbrahim kıssasına bağlayarak müşriklerin zan ve hayale dayandığını vurgular. Beydâvî ise meseleyi fıkhi/usulî bir sonuca taşıyarak zannın hak konusunda yetersizliğinden taklidin caiz olmayışına dair çıkarım yapar. Râzî'nin notu ise doğrudan bu ayetle sınırlı kalmayıp farklı konulara (ilk nimet, 'ilâ' harfinin kullanımı) dağılmış görünmektedir.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî'den geç dönem müfessiri Beydâvî'ye doğru bakıldığında, temel anlam (hidayetin Allah'a mahsus oluşu) sabit kalmakla birlikte yorumun katmanlaşarak zenginleştiği görülür: dil/kıraat analizinden kelamî tartışmalara (Zemahşerî), oradan bağlamsal/kıssa temelli vurgulara (İbn Kesîr) ve nihayetinde fıkhi/usulî çıkarımlara (Beydâvî) doğru bir genişleme söz konusudur. Bu, tefsir geleneğinin zamanla dil çalışmasından kelam ve usul ilmine doğru evrilen çok katmanlı yapısını yansıtır.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın güvenip yöneldiği kaynakların gerçekten yol gösterici, bilgiye ve delile dayalı olup olmadığını sorgulamayı hatırlatabilir; bu bakımdan ilim ile iman arasındaki uyumu ve zan yerine bilgiye dayanmayı önemseyen bir tutumla ilişkilendirilebilir. Ayrıca yalnızca zanna veya taklide dayanmanın yetersizliğine dair vurgu, günümüzde de araştırma ve öğrenmeye açık bir zihniyeti, sabırlı bir öğrenme sürecini teşvik eden bir çağrışım taşıyabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir