يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ مَا قَالُوا۟ وَلَقَدْ قَالُوا۟ كَلِمَةَ ٱلْكُفْرِ وَكَفَرُوا۟ بَعْدَ إِسْلَٰمِهِمْ وَهَمُّوا۟ بِمَا لَمْ يَنَالُوا۟ وَمَا نَقَمُوٓا۟ إِلَّآ أَنْ أَغْنَىٰهُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ مِن فَضْلِهِۦ فَإِن يَتُوبُوا۟ يَكُ خَيْرًا لَّهُمْ وَإِن يَتَوَلَّوْا۟ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ عَذَابًا أَلِيمًا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
“They swear by Allah that they said nothing (wrong), yet they did say the word of disbelief, and did disbelieve after their Surrender (to Allah). And they purposed that which they could not attain, and they sought revenge only that Allah by His messenger should enrich them of His bounty. If they repent it will be better for them; and if they turn away, Allah will afflict them with a painful doom in the world and the Hereafter, and they have no protecting friend nor helper in the earth.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî bu ayetin hangi münafık hakkında indiği konusunda müfessirlerin ihtilaf ettiğini nakleder; bazıları Cülâs b. Süveyd b. Sâmit'in 'Muhammed'in getirdiği hak ise biz eşekten daha şerliyiz' dediğini, sonra Allah'a yemin ederek bunu inkâr ettiğini rivayet eder, bazıları da Abdullah b. Ubey b. Selûl olduğunu söyler. Taberî kendi tercihini belirtirken hangi rivayetin doğru olduğuna dair kesin bilgi bulunmadığını, meselenin akılla da bilinemeyeceğini söyleyip Allah'ın ayette söylediği şekilde bırakılmasının doğru olduğunu belirtir. Ayrıca ayetteki 'hemm' (bir şeye niyetlenme) ifadesiyle ilgili de kimin kimi öldürmeyi tasarladığı konusunda farklı rivayetler nakleder.
قال أبو جعفر: والصواب من القول في ذلك عندنا أن يقال: إن الله تعالى أخبر عن المنافقين أنهم يحلفون بالله كذبا على كلمة كفر تكلموا بها أنهم لم يقولوها. وجائز أن يكون ذلك القول ما روي عن عروة أن الجلاس قاله، وجائز أن يكون قائله عبد الله بن أبي ابن سلول.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Bu metin, ayetin nüzul sebebi olarak Cülâs'ın küfür sözünü söyleyip sonra tövbe ettiği, münafıkların ise İslam'ı gösterdikten sonra küfürlerini açığa vurdukları ve Tebük dönüşünde Hz. Peygamber'e suikast girişiminde bulundukları (Akabe hadisesi) olayını aktarır. Ayrıca on beş kişinin gece Akabe'de Peygamber'i devesinden düşürmeye çalıştığı, ancak Huzeyfe'nin onları fark edip kovduğu rivayet edilir. Metin bu bağlamda, münafıkların yoksulluktan sonra ganimetlerle zenginleşmelerine ve Cülâs'ın azatlı kölesinin öldürülmesi üzerine Peygamber'in diyet ödemesine de değinir.
تواثق خمسة عشر منهم على أن يدفعوه عن راحلته إلى الوادي إذا تسنم العقبة بالليل ، فأخذ عمار بن ياسر بخطام راحلته يقودها وحذيفة خلفها يسوقها
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyetteki tekil-çoğul kalıp uyumsuzluğu, çoğul lafızların tek bir kişiye (Cülâs gibi birine) hamledilmesinin asıl kaidesine aykırı olduğunu; bu nedenle âyetin, münafıklardan bir grubun Tebük dönüşünde Hz. Peygamber'i öldürmeye teşebbüs ettiklerine dair rivayete dayanılarak anlaşılmasının daha uygun olduğunu ifade eder. Bu kişiler toplanıp bu maksatla bir araya geldiklerinde nübüvvete dil uzatmış, Peygamber'i yalancılıkla ve peygamberliği sahtelikle iddia etmekle itham etmiş ve bu da küfür kelimesini söylemek anlamına gelmiştir. Ayrıca âyetteki 'fadl' ifadesinin iki yönden anlaşılabileceğini, dünya azabının da münafıkların küfrünün açığa çıkması hâlinde savaş ehli gibi muamele görmelerini içerebileceğini aktarır.
بل الأولى أن تحمل هذه الآية على ما روي : أن المنافقين هموا بقتله عند رجوعه من تبوك وهم خمسة عشر تعاهدوا أن يدفعوه عن راحلته إلى الوادي إذا تسنم العقبة بالليل
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, Cilâs b. Süveyd ve Vedîa b. Sâbit'in Peygamber hakkında söyledikleri sözler ve yeminle inkâr etmeleri üzerine inmiştir; olayı Âmir b. Kays'ın ihbarıyla ve Cilâs'ın Allah'a yalvarıp tövbe etmesiyle bağlantılandırır. Ayrıca ayetin, kelime-i küfür sayılan sözlerin mahiyeti, münafıkların Akabe gecesinde Peygamber'i öldürmeye teşebbüs etmeleri ve zındığın tövbesinin kabulü konusundaki fıkhi ihtilaflar (Şâfiî ve Mâlik görüşleri) hakkındaki farklı rivayet ve görüşleri de nakleder.
فقال له عامر بن قيس : أجل والله إن محمدا لصادق مصدق وإنك لشر من حمار
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, bu ayetin iniş sebebi hakkında farklı rivayetleri sıralar; Cülâs b. Süveyd'in kızkardeşinin kocasını öldürmeye kalkışması, Abdullah b. Übey'in Peygamber'i öldürmeye yeltenmesi, bazılarının Abdullah b. Übey'i taçlandırmak istemesi ve Tebük Gazvesi'nde münafıklardan bir grubun Peygamber'e suikast düzenlemeye teşebbüs etmesi gibi rivayetler zikredilir. Bu görüşlerden Cülâs kıssası Buhârî'de rivayet edildiği için öne çıkar ve onun tövbe ettiği belirtilir.
قيل أنزلت في الجلاس بن سويد وذلك أنه هم بقتل ابن امرأته حين قال لأخبرن رسول الله صلى الله عليه وسلم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayette Peygamber'e kâfirlerle kılıçla, münafıklarla ise delil ikame etme ve hadleri uygulama yoluyla cihad etmesi emredilmiştir. Ayet, Cilâs b. Süveyd'in Tebük seferi dönüşünde küfür sözü söylediğini yemin ederek inkâr etmesi, ancak gerçekte böyle söylemiş olması olayına işaret eder; münafıkların Peygamber'e suikast girişiminde bulunduklarına da atıfta bulunulur. Ayrıca Allah'ın ve Resulü'nün lütfuyla onları zenginleştirdiği, buna rağmen nankörlük ettikleri belirtilir.
فقال الجلاس بن سويد: لئن كان ما يقول محمد لإخواننا حقا لنحن شر من الحمير
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin, münafıklardan birinin (çoğunlukla Cülâs b. Süveyd, bazen Abdullah b. Übey) küfür sözü söyleyip sonra yeminle inkâr etmesi ve Tebük dönüşü Akabe'de Peygamber'e suikast girişimi rivayetleriyle ilişkili olduğunu nakleder; kesin nüzul sebebinde ihtilaf olduğunu kabul ederler.
Differences
Taberî rivayetler arası tercih yapmayıp ayeti nassın ifadesiyle bırakmayı tercih eder; Zemahşerî ve İbn Kesîr olayı siyer detaylarıyla (Huzeyfe'nin suikastı fark etmesi, diyet ödemesi) zenginleştirir; Râzî dil/belağat (çoğul-tekil uyumsuzluğu) üzerinden rivayeti temellendirir; Kurtubî fıkhi bir meseleye (zındığın tövbesinin kabulü, Şâfiî-Mâlik ihtilafı) genişler; Beydâvî ise ayetten Peygamber'e yönelik cihad emrini (kâfirlere kılıçla, münafıklara delille) çıkarır ve zamir tahliline odaklanır. Bu farklar dönemsel ilgi alanları ve yöntem farklılıklarından (rivayet ağırlıklı vs. dil/fıkıh ağırlıklı) kaynaklanır.
Historical context
En eski müfessir Taberî ihtiyatlı bir rivayet nakli tercih ederken, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) rivayetler daha sistematik hale gelmiş, dil tahlili ve fıkhi çıkarımlarla desteklenmiştir; temel rivayet malzemesi büyük ölçüde sabit kalmış, ancak yorum derinliği ve yaklaşılan açı (belağat, fıkıh, siyer) zamanla çeşitlenmiştir.
Modern connection
Bu ayet, sözle inanç arasındaki tutarlılığın önemine ve ihlasın değerine dair bir hatırlatma olarak düşünülebilir; kişinin söylediği söz ile kalbindeki niyetin uyumu, toplumsal güvenin temelini oluşturur. Ayrıca farklı rivayetlerin bir arada değerlendirilmesi, bilgiye temkinli yaklaşmanın ve kesin hüküm vermeden önce sabırla araştırmanın kıymetini günümüz için de örnekleyebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar