ٱلَّذِينَ عَٰهَدتَّ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِى كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ
“Those of them with whom thou madest a treaty, and then at every opportunity they break their treaty, and they keep not duty (to Allah).” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayet, Hz. Peygamber ile aralarında ahit ve anlaşma bulunan (Kurayza gibi) kâfirlerin, her fırsatta bu ahdi bozup Peygamber'e karşı düşmanlarıyla birleşmelerini ve savaşmalarını konu alır. Bu kimseler, ahdi bozmalarına rağmen Allah'tan korkmamakta ve başlarına gelebilecek helak edici bir azaptan çekinmemektedirler.
يقول: أخذت عهودهم ومواثيقهم أن لا يحاربوك ولا يظاهروا عليك محاربا لك كقريظة ونظرائهم ممن كان بينك وبينهم عهد وعقد، ثم ينقضون عهودهم ومواثيقهم، كلما عاهدوا دافعوك وحاربوك وظاهروا عليك
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre bu ifade 'küfredenler'den bedeldir; yani antlaşma yaptığın kâfirlerden kastedilenler en kötü mahluklardır, çünkü insanların en kötüsü kâfirlerdir, kâfirlerin en kötüsü küfründe direnenlerdir, direnenlerin en kötüsü de ahdi bozanlardır ve bunlar gadrin sonucundan korkmaz, ondaki ayıp ve ateşe önem vermezler. 'ألا تتقون' hitabıyla okunan kıraat ise iltifat (yönelişi değiştirme) sanatına dayanır; Musa ile konuşma sırasında sözün ansızın onlara (kâfirlere) çevrilerek yüzlerine vurulması ve kızgınlıkla azarlanmasıdır. Zemahşerî bunu, bir kişinin şikayetini dinleyene anlatırken öfkelenip doğrudan suçluya dönüp onu azarlamasına benzetir.
بدل من الذين كفروا ، أي الذين عاهدتهم من الذين كفروا جعلهم شر الدواب ، لأن شر الناس الكفار ، وشر الكفار المصرون منهم ، وشر المصرين الناكثون للعهود لا يخافون عاقبة الغدر ولا يبالون ما فيه من العار والنار
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayetteki fiilin geçmiş zamandan sonra geniş zamana (muzari) çevrilmesi, onların ahdi bozma huyunun sürekli tekrarlandığını göstermek içindir. İbn Abbas'a göre bunlar Kurayza kabilesidir; Bedir günü Hz. Peygamber'e verdikleri sözü bozup müşriklere silahla yardım etmişler, hata ettiklerini söyleyip yeniden ahitleşmişler, sonra Hendek günü bunu da bozmuşlardır. Metin, akıl ve tedbir sahibi birinin ahdi bozmaktan kaçınmasının normal olduğunu, oysa bu kimselerin sürekli küfür ile bu şekilde ahit bozma huyunu birleştirdiklerini, bu yüzden 'yeryüzündeki en kötü canlılar' olarak nitelendirildiklerini belirtir.
قال أهل المعاني إنما عطف المستقبل على الماضي ، لبيان أن من شأنهم نقض العهد مرة بعد مرة . قال ابن عباس : هم قريظة فإنهم نقضوا عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم وأعانوا عليه المشركين بالسلاح في يوم بدر
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayette geçen ifade, bu kişilerin işledikleri günahlar konusunda Allah'tan hiçbir şekilde korkmadıklarını anlatmaktadır.
أي لا يخافون من الله في شيء ارتكبوه من الآثام
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî, ayetteki 'kâfirlerin dâbbelerin en şerlisi olması' ifadesini onların küfürde direnip kökleşmelerine bağlar; 'inanmazlar' ifadesinin, tabiatları küfür üzere yaratılmış bir topluluktan haber verme anlamına gelebileceğini belirtir. 56. ayetteki 'kendileriyle antlaşma yaptığın kimseler' ifadesini 'kâfirler'den bedel (bazı-tümü ilişkisiyle) olarak açıklar ve bunların, Hz. Peygamber ile antlaşıp sonra bozan Kureyza yahudileri olduğunu; Hendek Savaşı'nda müşriklere silah yardımı yaptıklarını nakleder. Ayrıca 'takvâ sahibi olmamaları'nı gadrin kötülüğünden sakınmamaları, ya da Allah'tan veya O'nun müminlere yardım edip onları kâfirlere musallat etmesinden korkmamaları şeklinde yorumlar.
وهم يهود قريظة عاهدهم رسول الله صلى الله عليه وسلم أن لا يمالئوا عليه فأعانوا المشركين بالسلاح وقالوا: نسينا ثم عاهدهم فنكثوا ومالؤوهم عليه يوم الخندق
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre 'onlardan' ifadesindeki 'min' kısmilik (teb'îz) anlamı taşır, çünkü ahid asıl olarak kavmin eşrafıyla yapılır, sonra onlar bunu bozar. Bu kişiler Mücahid ve diğerlerine göre Kurayza ve Nadîr yahudileridir; onlar ahdi bozup Mekke müşriklerine silahla yardım etmişler, sonra 'unuttuk' diyerek özür beyan etmişlerdir. Peygamber onlarla ikinci kez ahid yapmış, fakat onlar Hendek günü bunu da bozmuşlardır.
نقضوا العهد فأعانوا مشركي مكة بالسلاح
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu ayeti Hz. Peygamber'le antlaşma yapıp bunu bozan Kurayza (bazılarında Nadîr) yahudileriyle ilişkilendirir; Bedir/Hendek olaylarına atıfta bulunur ve ahdi bozanların Allah'tan korkmadan, gadrin sonucuna önem vermeden davrandığı vurgusu ortaktır.
Differences
Taberî ve Kurtubî rivayet ağırlıklı okurken, Zemahşerî ve Beydâvî belağat unsurlarına (bedel, iltifat, teb'îz, kıraat farkları) daha çok önem verir; Râzî fiil zamanının geçmişten geniş zamana geçişini davranışın sürekliliğine yorarak dil ve rivayeti birleştirir; İbn Kesîr ise sade bir anlam açıklamasıyla yetinir, tarihî detaya girmez.
Historical context
Erken dönem müfessirlerde (Taberî, Zemahşerî) rivayet ve dil tahlili yan yana bulunurken, sonraki dönemlerde (Râzî, Beydâvî, Kurtubî) bu iki yöntemin daha sistemli bir şekilde birleştirildiği, üslup incelemesinin (bedel, teb'îz, iltifat gibi) daha belirgin hale geldiği görülür; temel tarihî bağlam (Kurayza-Hendek) hep sabit kalmıştır.
Modern connection
Bu ayet, verilen söze ve yapılan anlaşmaya bağlılığın toplumsal güvenin temeli olduğunu hatırlatır; ahde vefasızlığın bireysel ve toplumsal ilişkilerde onarımı zor kırılmalara yol açtığı düşünülebilir. Günümüzde bu, aile içi ve toplumsal ilişkilerde dürüstlük, güven ve söz tutma erdeminin önemine dair ihtiyatlı bir hatırlatma olarak okunabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar