وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ ٱلْعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

“And (remember) when thy Lord proclaimed that He would raise against them till the Day of Resurrection those who would lay on them a cruel torment. Lo! verily thy Lord is swift in prosecution and lo! verily He is Forgiving, Merciful.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette geçen 'te'zîn' ifadesi 'i'lâm etme' (bildirme) anlamındadır ve Allah'ın Yahudilere sürekli olarak kendilerine kötü azap edecek kimseler musallat edeceğini bildirmesini ifade eder. Bu görüşe göre söz konusu kişiler Araplardır; onlar Yahudilerden İslam'a girmeyenlerle savaşmış, cizye verenleri de kıyamete kadar zillet ve küçüklük içinde bırakmıştır. Bazı rivayetlerde bu topluluğun Nabatîler olduğu ve onların cizye toplamakla görevlendirilmesinin müstehap görüldüğü de belirtilmiştir.

وقوله: يعني: أعلم ربك ليبعثن على اليهود من يسومهم سوء العذاب، قيل: إن ذلك العرب بعثهم الله على اليهود يقاتلون من لم يسلم منهم ولم يعط الجزية، ومن أعطى منهم الجزية كان ذلك له صغارا وذلة.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'وإذ تأذن ربك' ifadesi Allah'ın kesin olarak hükmetmesi ve kendi nefsine yazması anlamına gelir; 'ليبعثن' ifadesi ise Yahudiler üzerine musallat kılınacak kimseler göndermeyi ifade eder. Bu müfessire göre bu musallat kılma, Mecusilere cizye ödemeleriyle başlamış, Hz. Muhammed'in gönderilmesiyle cizye onlara yüklenmiş ve bu durum kıyamete kadar sürecek şekilde devam edecektir.

والمعنى : وإذ حتم ربك وكتب على نفسه ليبعثن على اليهود فكانوا يؤدون الجزية إلى المجوس ، إلى أن بعث الله محمدا صلى الله عليه وسلم فضربها عليهم ، فلا تزال مضروبة عليهم إلى آخر الدهر
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, Allah'ın Yahudilerin kötü fiilleri ve amellerinin bazı zararlı yönlerini açıkladıktan sonra, kıyamete kadar onların üzerine zillet ve horluğun hükmedildiğini bildirmesiyle ilgilidir. Ayette geçen 'te'ezzün' kelimesi 'bildirme/haber verme' anlamındadır ve ayetteki tehdit hem dünyada zillet hem de ahirette azaptan sakındırmayı ifade eder.

أن اللام في قوله : { ليبعثن } جواب القسم لأن قوله : جار مجرى القسم في كونه جازما بذلك الخبر . البحث الثاني : الضمير في قوله : { عليهم } يقتضي أن يكون راجعا إلى قوله : والمراد التحذير من عقابه في الآخرة مع الذلة في الدنيا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre Yahudilerin başına gelen zillet ve alçaltılma, Allah'ın emirlerine isyan etmeleri ve haramlara hile yoluyla yaklaşmaları sebebiyledir. Bu durum tarih boyunca sürmüş; Yunanlılar, Keldaniler, Hristiyanlar ve nihayet Müslümanlar tarafından cizye ve haraç alınarak kahredilmişlerdir. Bu, kıyamete kadar devam edecek bir alçaltılma olarak Hz. Muhammed ve ümmeti eliyle de sürmektedir.

وقال علي بن أبي طلحة عنه هي الجزية والذي يسومهم سوء العذاب محمد صلى الله عليه وآله وسلم وأمته إلى يوم القيامة وكذا قال سعيد بن جبير وابن جريج والسدي وقتادة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'وإذ تأذن ربك' ifadesi, Allah'ın Yahudiler üzerine kıyamete kadar onlara kötü azap edecek birini musallat edeceğini bildirmesi/kendi üzerine hüküm koyması anlamındadır. Bu, tarihte Buhtunnasr'ın onları perişan etmesiyle, sonra da Hz. Muhammed'in gönderilmesiyle ve cizyenin üzerlerine kesintisiz sürmesiyle gerçekleşmiştir. Ayrıca müfessir, ayetteki 'قطعناهم في الأرض أمما' ifadesini onların yeryüzünde topluluklara bölünüp dağıtılması, güç ve kudretlerinin kalmaması olarak açıklar; içlerinden salih olanlar ile bundan aşağı derecede olanlar bulunduğunu, iyilik ve kötülüklerle sınandıklarını belirtir.

بعث الله عليهم بعد سليمان عليه السلام بختنصر فخرب ديارهم وقتل مقاتليهم وسبى نساءهم وذراريهم

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'te'ezzün/te'zîn' ifadesini Allah'ın kesin bildirme/hükmetme anlamında ele alır ve ayeti Yahudilerin kıyamete kadar sürecek bir zillet ve boyun eğdirilme haliyle ilişkilendirir. Taberî, Râzî ve Beydâvî bu kavramı 'i'lâm etme/bildirme' olarak dil açısından temellendirirken, tarihsel süreçte cizye ve musallat kılınan topluluklar (Araplar, Nabatîler, Mecusiler, Buhtunnasr, Müslümanlar) üzerinden bu zilletin somutlaştığı ortak vurgudur.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak sahâbe-tâbiîn rivayetlerine dayanarak tarihsel-nakli bir okuma sunar; Taberî bu musallat gücü Araplar/Nabatîlerle sınırlarken İbn Kesîr, Yunan, Keldani, Hristiyan ve Müslümanları da kapsayan daha geniş bir tarihsel silsile çizer. Zemahşerî ve Beydâvî ise dil/belağat tahliline (tefe'ul kalıbı, yemin cümlesine benzetme) daha çok ağırlık verip Mecusiler ve Buhtunnasr gibi tarihsel örneklere kısaca atıfta bulunur. Râzî ise meseleyi daha çok dünyevi-uhrevi ceza dengesi çerçevesinde ahlaki/teolojik bir uyarı olarak okur.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yaklaşımla belirli tarihsel toplulukları işaret ederken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî'de dil ve belağat analizinin ağırlık kazandığı görülür. Beydâvî ve İbn Kesîr ise hem dilsel hem tarihsel okumaları birleştirerek daha kapsayıcı bir tarih silsilesi sunar; temel anlam (bildirme/hükmetme) sabit kalırken, örneklerin kapsamı zamanla genişlemiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, bir toplumun ilahi öğütlerden uzaklaşmasının zamanla toplumsal zayıflık ve itibar kaybına yol açabileceğine dair genel bir ahlaki ders olarak düşünülebilir. Buradan hareketle, günümüzde de haktan ve adaletten sapmanın bireysel ve toplumsal huzursuzluğa zemin hazırlayabileceği, bunun yerine sabır, ihlas ve dayanışma temelli bir yaşayışın toplumsal güç ve saygınlığı koruyabileceği şeklinde ihtiyatlı bir çıkarım yapılabilir. Bu, tarihten ders çıkarma ve kendi davranışlarımızı gözden geçirme çağrısı olarak da okunabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar