فَإِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلْحَسَنَةُ قَالُوا۟ لَنَا هَٰذِهِۦ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا۟ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمْ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

“But whenever good befell them, they said: This is ours; and whenever evil smote them they ascribed it to the evil auspices of Moses and those with him. Surely their evil auspice was only with Allah. But most of them knew not.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre Firavun ailesi kendilerine bolluk, esenlik ve refah geldiğinde bunu kendi haklarıymış gibi görüp 'biz buna daha layığız' derlerdi; kötülük ve sıkıntı geldiğindeyse bunu Musa ve yanındakilerin uğursuzluğuna bağlarlardı. Metin ayrıca bu iyilik ve kötülüklerin gerçekte Allah katında takdir edildiğini, ancak onların bunu bilmediklerinden dolayı Musa'ya uğursuzluk yakıştırdıklarını belirtir.

فإذا جاءت آل فرعون العافية والخصب والرخاء وكثرة الثمار، ورأوا ما يحبون في دنياهم نحن أولى بها. يقول: يتشاءموا ويقولوا: ذهبت حظوطنا وأنصباؤنا من الرخاء والخصب والعافية، مذ جاءنا موسى عليه السلام.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre bu ayette geçen kişiler, kendilerine iyilik geldiğinde bunu sıradan ve beklenen bir şey sayarken, kötülük geldiğinde bunu belirli kişilerin uğursuzluğuna bağlayıp onları suçlarlar. Ona göre ayetteki hasene için 'إذا' ile marife kullanımı, iyiliğin çokluğu ve yaygınlığı sebebiyle vukuunun neredeyse kaçınılmaz olmasından; seyyie için 'إن' ile nekre kullanımı ise kötülüğün nadiren ve kısmen vuku bulmasından kaynaklanır. Sonuçta hem iyiliğin hem kötülüğün gerçek sebebi Allah'ın hükmü ve dilemesidir, herhangi bir kişinin uğursuzluğu bunun sebebi değildir.

لأن جنس الحسنة وقوعه كالواجب لكثرته واتساعه . وأما السيئة فلا تقع إلا في الندرة ، ولا يقع إلا شيء منها
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyetteki 'yatayyerû' ifadesi, Firavun kavminin Musa ve kavminin uğursuzluğuna inanarak başlarına gelen kötülüğü onlara isnat etmelerini anlatır; 'tâir' kelimesi ise İbn Abbas'tan nakledilen görüşe göre 'Allah katındaki uğursuzluk/pay' anlamına gelir, yani başlarına gelen şey Allah'ın kaza ve kaderiyledir. Râzî, her iki görüşe göre de âyetin anlamının, kendilerine gelen her hayır veya şerrin Allah'ın kaza ve takdiriyle olduğu noktasında birleştiğini belirtir.

واعلم أن على كلا القولين ، المعنى : أن كل ما يصيبهم من خير أو شر فهو بقضاء الله تعالى وبتقديره
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'tetayyur' (uğursuzluk sayma), Arapların ve Acemlerin kuşların uçuş yönlerine, seslerine ve çeşitli hallere dayanarak hayır veya şer alameti çıkarma âdetlerinden gelir; İslam bu tür uğursuzluk sayma inancını yasaklamıştır. Kuşların ne bir bilgi ne de gelecekle ilgili bir haber verme yetisi vardır, dolayısıyla tetayyur batıl inançlar kapsamındadır. Hz. Peygamber 'Kuşları yuvalarında bırakın' buyurarak cahiliye devrindeki bu uygulamayı men etmiştir.

فجاء الإسلام بالنهي عن التطير والتشاؤم بما يسمع من صوت طائر ما كان وعلى أي حال كان فقال عليه السلام : ( أقروا الطير على مكناتها
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, kavmin başlarına gelen bolluk ve rızkı kendi haklarıymış gibi görmelerini, sıkıntı ve musibetleri ise başkalarına (Musa ve beraberindekilere) bağlamalarını anlatır. İbn Abbas'tan nakledilen görüşe göre bu musibetler Allah katından takdir edilmiştir. Metin ayrıca Salih kavminin de benzer bir tutum içinde olduğuna işaret eder.

قال علي بن أبي طلحة عن ابن عباس يقول مصائبهم عند الله وقال قوم صالح أي من قبل الله
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre Firavun ailesi kuraklık ve ürün azlığıyla ibret almaları için sınanmıştır; bolluk geldiğinde bunu kendi haklarıymış gibi sahiplenmişler, sıkıntı geldiğinde ise Musa ve beraberindekileri uğursuzluk sebebi saymışlardır. Halbuki uğurlarının/şerlerinin gerçek kaynağı Allah'ın hükmü ve dilemesi ya da O'nun katında yazılı olan amelleridir, ama çokları bunu bilmez.

وهذا إغراق في وصفهم بالغباوة والقساوة، فإن الشدائد ترقق القلوب وتذلل العرائك وتزيل التماسك سيما بعد مشاهدة الآيات، وهم لم تؤثر فيهم بل زادوا عندها عتوا وانهماكا في الغي

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, Firavun ailesinin bolluğu kendi hakları sayıp sıkıntıyı Musa ve yanındakilerin uğursuzluğuna bağlamasını anlattığında birleşir; ayrıca hepsi bu iyilik-kötülüğün gerçek kaynağının Allah'ın takdiri olduğunu, insanların bunu bilmemesinin ise cehalet/sapkın bir inanç olduğunu vurgular.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr meseleyi ağırlıklı olarak rivayet (İbn Abbas, Mücahid) üzerinden aktarırken, Zemahşerî ve Beydâvî 'إذا/إن' ve marife-nekre kullanımı gibi dil-belağat inceliklerine odaklanır. Râzî kelime kökenine ve İbn Abbas rivayetine dayanarak 'tâir' kelimesini 'Allah katındaki pay' olarak yorumlar. Kurtubî ise konuyu daha geniş bir çerçeveye taşıyıp cahiliye Arap ve Acem toplumlarındaki kuş falı (tetayyur) âdetini hadislerle birlikte ele alarak ayeti bu batıl inancın reddi bağlamında değerlendirir.

Historical context

Erken dönem müfessirleri (Taberî, İbn Kesîr) rivayet zincirine dayanarak sözlü tefsir geleneğini sürdürürken, sonraki dönemde Zemahşerî ve Beydâvî gibi müfessirler dil ve belağat tahliline daha fazla ağırlık vererek metodolojik bir zenginleşme sağlamıştır; Kurtubî ise fıkhî-hadis temelli bir bakışla toplumsal âdetleri de tefsire dahil etmiştir. Temel anlam -iyiliğin ve kötülüğün Allah'tan geldiği fikri- dönemler boyunca sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu ayet, insanın başına gelen güzellikleri kendi hakkı sayıp zorlukları başkalarına yüklemesinin evrensel bir eğilim olduğunu hatırlatır; bu da kişiyi hem bilimsel/nesnel düşünmeye hem de olayları adil bir şekilde değerlendirmeye davet eder. Günümüzde de zorluklar karşısında suçu dışsallaştırmak yerine sabırla ve içtenlikle (ihlas) durumu anlamaya çalışmak, toplumsal dayanışmayı ve hoşgörüyü güçlendirebilir. Ayrıca kör inançlara (fal, uğursuzluk vb.) dayanmadan, akıl ve ilim ile hayatı okumaya çalışmak, iman ile bilginin uyumlu bir tutum içinde birleşmesine katkı sağlayabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar