كَانُوا۟ لَا يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ

“They restrained not one another from the wickedness they did. Verily evil was that they used to do!” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, İsrailoğullarının işledikleri kötülüklerden (masiyetlerden) birbirlerini sakındırmadıklarını, birbirlerine karşı bu konuda hiçbir uyarıda bulunmadıklarını anlatmaktadır. Ayetteki 'münker' ifadesi Allah'a karşı işledikleri günahları ifade eder. Bu durum Allah'ın onların bu davranışının ne kadar kötü olduğuna dair bir kasem (yemin) içerdiği şeklinde yorumlanmıştır.

لا ينتهون عن منكر فعلوه ، ولا ينهى بعضهم بعضا. ويعني بالمنكر: المعاصي التي كانوا يعصون الله بها.
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre 'lâ yetenâhevne' ifadesi iki farklı anlama gelebilir: birincisi ve cumhurun tercih ettiği görüşe göre bu, birbirlerini kötülükten alıkoymamaları, yani aralarında emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker yapmamalarıdır; ikincisi ise kişinin bizzat kendisinin o kötülükten vazgeçmemesi anlamındadır. Râzî ayrıca 'lebi'se' ifadesindeki lam harfinin kasem lamı olduğunu belirterek, Allah'ın bu davranışı yani günah işleme, düşmanlık ve emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münkeri terk etmeyi kötülediğini açıklar. Bir itiraza karşı da, işlenmiş bir fiilden vazgeçmenin imkânsız olduğu itirazına üç farklı cevap sunarak (tekrarından vazgeçmeme, niyet edilip vazgeçmeme, ısrardan vazgeçmeme) meseleyi çözümler.

وللتناهي هاهنا معنيان : أحدهما : وهو الذي عليه الجمهور أنه تفاعل من النهي ، أي كانوا لا ينهى بعضهم بعضا ، روى ابن مسعود عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال : ( من رضي عمل قوم فهو منهم ومن كثر سواد قوم فهو منهم )
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayet, İsrailoğulları'nın birbirlerini kötülükten men etmemelerini kınamaktadır; bu terki yapanlar zemmedildiği gibi onlardan sonra aynı fiili işleyenler de kınanmaktadır. Ayette günahkârlarla oturup kalkmanın (mücâleset) yasaklandığına, onlardan uzak durulup terk edilmesi gerektiğine dair delil bulunmaktadır.

وفي الآية دليل على النهي عن مجالسة المجرمين وأمر بتركهم وهجرانهم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Allah'ın bu ümmeti zikredilen bu vasıflarla methetmesinin ardından, ehl-i kitabı zemmetmeye ve onları ayıplamaya geçtiği bir bağlamda yer almaktadır. Böylece ayetler arasında bir geçiş ve karşılaştırma ilişkisi kurulduğu belirtilmektedir.

ولهذا لما مدح تعالى هذه الأمة على هذه الصفات شرع في ذم أهل الكتاب وتأنيبهم فقال تعالى
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre İsrailoğulları'ndan kâfir olanlar, Allah tarafından Zebur ve İncil'de Davud ve İsa'nın dili üzerinden lanetlenmiştir. Bu lanetin sebebi onların isyanları ve haddi aşmalarıdır; ayrıca birbirlerini işledikleri kötülüklerden alıkoymamaları da kınanmıştır. Metinde ayrıca Eyle halkının Cumartesi yasağını çiğnemesi üzerine maymuna, sofra ehlinin küfrü üzerine de domuza mesh edildiklerine dair bir rivayet aktarılmıştır.

وقيل إن أهل أيلة لما اعتدوا في السبت لعنهم الله تعالى على لسان داود فمسخهم الله تعالى قردة، وأصحاب المائدة لما كفروا دعا عليهم عيسى عليهم السلام ولعنهم فأصبحوا خنازير وكانوا خمسة آلاف رجل.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin İsrailoğulları'nın birbirlerini işledikleri kötülüklerden (münker) sakındırmamalarını, yani aralarında emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker uygulamamalarını kınadığı konusunda birleşiyor. Taberî ve Râzî ayrıca 'lebi'se' ifadesindeki lam harfinin kasem (yemin) anlamı taşıdığını, bunun bu davranışın Allah katında ne denli kötü görüldüğünü vurguladığını ortak olarak belirtiyor.

Differences

Râzî dil/belağat ve fıkhi tartışmayı öne çıkarıp 'lâ yetenâhevne' ifadesine iki farklı anlam ihtimali sunarken bir itiraza da cevap veriyor; bu daha kelamî-fıkhi bir yaklaşım. Kurtubî ise aynı ayetten hareketle günahkârlarla oturup kalkmama (mücâleset) konusunda pratik bir fıkhi hüküm çıkarıyor, bu da onun daha çok ahkâm odaklı tefsir yöntemini yansıtıyor. İbn Kesîr ayeti bağlamsal bir geçiş noktası olarak okuyup önceki ayetlerle karşılaştırma yapıyor; bu, onun bütüncül/sırasal tefsir usulünün bir yansımasıdır. Beydâvî ise meseleyi daha geniş bir kıssa çerçevesine (Eyle halkı, sofra ehli, mesh olma rivayetleri) yerleştirerek olayı tarihsel-rivayet temelli bir bağlama taşıyor.

Historical context

Taberî'nin erken dönem rivayet ve dil odaklı yaklaşımı, sonraki müfessirlerde (Râzî, Kurtubî) daha sistematik fıkhi ve kelamî tartışmalara dönüşmüş; Beydâvî ise özet ve rivayet aktarımına yönelmiştir. Temel okuma (kötülükten sakındırmama kınaması) tüm dönemlerde sabit kalırken, yöntem ve vurgu farklı ilim dallarının (dil, fıkıh, kelam, rivayet) gelişimiyle çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, toplum içinde bireylerin birbirlerinin hatalarına karşı duyarsız kalmamasının, yapıcı bir dille uyarıda bulunmanın önemine dikkat çekebilir. Günümüzde bu, toplumsal dayanışma ve karşılıklı sorumluluk bilincinin, ihlasla ve sabırla yürütülen bir eğitim/hoşgörü anlayışı içinde canlı tutulmasına dair düşündürücü bir örnek olarak değerlendirilebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar