وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفْسَ بِٱلنَّفْسِ وَٱلْعَيْنَ بِٱلْعَيْنِ وَٱلْأَنفَ بِٱلْأَنفِ وَٱلْأُذُنَ بِٱلْأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُۥ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
“And We prescribed for them therein: The life for the life, and the eye for the eye, and the nose for the nose, and the ear for the ear, and the tooth for the tooth, and for wounds retaliation. But whoso forgoeth it (in the way of charity) it shall be expiation for him. Whoso judgeth not by that which Allah hath revealed: such are wrong-doers.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî, 'فَمَنْ تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ' ayetindeki 'له' zamirinin kime râci olduğu hakkındaki iki görüşü (yaralayan/kâtil mi, yoksa affeden/sadaka veren mi) nakleder. Kendisi, zamirin bağışlayan değil, kendisine sadaka edilen (yani yaralayan/suçlu) kişiye ait olduğu görüşünü tercih eder; affedenin ecrinin ise Allah'a ait olduğunu belirtir.
وأولى القولين في ذلك عندي بالصواب قول من قال: عني به: فمن تصدق به فهو كفارة له المجروح، فلأن تكون الهاء في قوله له عائدة على من أولى من أن تكون من ذكر من لم يجر له ذكر إلا بالمعنى دون التصريح وأحرى
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyette geçen kısas hükümleri (nefis-nefis, göz-göz, kısasın sınırları) Tevrat'ta şeriat olarak geçmiş hükümlerdir; bunların bizim şeriatımızda geçerli olup olmadığı 'şer'u men kablenâ' kaidesine bağlıdır. Ayrıca köle-hür, erkek-kadın kısasında zâhir lafız ile icma ve istinbat edilen mana arasındaki çatışma tartışılmış, hangisinin tercih edileceği örneklerle gösterilmiştir. Kısas ve diyet ayrımı da (kısas mümkün olan uzuvlar ile mümkün olmayıp sadece arş gerektiren yaralanmalar) bu bağlamda ele alınmıştır.
أن قوله : شرع لمن قبلنا ، والآية التي تمسكنا بها شرع لنا ولا شك أن شرعنا أقوى في الدلالة من شرع من قبلنا وثانيهما : أن الآية التي تمسكنا بها مشتملة على أحكام النفوس على التفصيل والتخصيص ، ولا شك أن الخاص مقدم على العام
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu metinde kısas ayetinin kapsamına kemik kırıklarının girip girmediği konusundaki fıkhî ihtilafı aktarır; Mâlik'e göre tehlike arz etmeyen (uyluk, bel, me'mûme, münakkile, hâşime gibi tehlikeli olanlar hariç) tüm kemiklerde kısas caridir, Kûfeliler ise dişten başka hiçbir kemikte kısas olmadığını söyler. Şâfiî ve Leys'e göre kırık, kırıkla asla eşit ölçüde uygulanamayacağı için kemik kırığında kısas mümkün değildir. Kurtubî, Mâlik'in görüşünü Enes'in diş hadisiyle ve genel âyet lafızlarıyla desteklerken, icmâ ile kısasın dışında tutulan durumları da (kafa kemiği gibi) istisna sayar.
والحجة لمالك حديث أنس في السن وهي عظم فكذلك سائر العظام إلا عظما أجمعوا على أنه لا قصاص فيه لخوف ذهاب النفس منه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet kısas ve diyet hükümlerini beyan eder; kısasın nefiste (cana karşı) ve göz, burun, diş gibi organlarda cerh (yaralama) ile azalarda uygulanacağını, hür Müslüman erkek ve kadınların bu hususta eşit olduğunu, kölelerin de kendi aralarında eşit olduğunu açıklar. Ayrıca kısastan vazgeçip affetmenin (sadaka olarak bağışlamanın) hem affedenin günahlarına kefaret hem de sevap olacağı, bunun için Peygamber'den ve sahabeden çeşitli rivayetler nakledilir. Bu ayet ayrıca 'bizden öncekilerin şeriatı bize de şeriattir mi' meselesinde usul âlimlerince delil olarak kullanılmıştır.
قال علي بن أبي طلحة عن ابن عباس قال تقتل النفس بالنفس وتفقأ العين بالعين وتقطع الأنف بالأنف وتنزع السن بالسن وتقتص الجراح بالجراح فهذا يستوي فيه أحرار المسلمين فيما بينهم رجالهم ونساؤهم إذا كان عمدا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî, ayette geçen kısas hükümlerinin (nefis, göz, burun, kulak, diş) Tevrat'ta yazılı olan hükümler olduğunu belirtir; bunların irab açısından farklı okunuşlarını (nasb-ref) dilbilimsel olarak açıklar. Ayrıca 'yaralar da kısasa tabidir' ifadesini, önceki tafsilattan sonra hükmün toplu bir ifadesi (icmal) olarak yorumlar. Tasadduk edenin (kısas hakkından vazgeçenin) bu vazgeçmesinin kendisi için bir kefaret olacağını, bunun günahlara kefaret olması ya da faile yüklenen sorumluluğun düşmesi şeklinde iki görüş bulunduğunu nakleder.
رفعها الكسائي على أنها جمل معطوفة على أن وما في حيزها باعتبار المعنى وكأنه قيل: وكتبنا عليهم النفس بالنفس، والعين بالعين، فإن الكتابة والقراءة تقعان على الجمل كالقول
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin kısas ve diyet hükümlerini beyan ettiği konusunda birleşir; İbn Kesîr ve Beydâvî, kısastan vazgeçip affetmenin/sadaka olarak bağışlamanın kefaret veya sevap teşkil ettiği noktasında yakın dururlar. Taberî ve Beydâvî ise 'له' zamirinin kime râci olduğu tartışmasını doğrudan ele alır.
Differences
Taberî dil/belağat kuralı ve rivayetlere dayanarak zamirin suçluya râci olduğunu tercih ederken, Beydâvî bu hususta iki görüşü nakledip kesin tercih yapmaz. Râzî ve İbn Kesîr, ayeti 'şer'u men kablenâ' meselesi üzerinden usul-fıkıh tartışmasına taşırken, Kurtubî ve Beydâvî daha çok fıkhi tafsilat (kemik kırıkları, organ kısası) ve dilbilimsel/kıraat meselelerine eğilir. Bu farklılıklar, müfessirlerin te'lif dönemlerindeki ilmi eğilimlerinden (dil-belağat odaklı, fıkıh odaklı, usul odaklı) kaynaklanmaktadır.
Historical context
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel hükmü (kısas-diyet-af) sabit kalmış, ancak zamanla tefsir yöntemi çeşitlenmiştir: erken dönemde rivayet ve dil tahlili öne çıkarken, sonraki dönemlerde fıkhi ihtilaflar (mezhepler arası kısas kapsamı) ve usul-i fıkıh meseleleri (şer'u men kablenâ) daha sistematik biçimde işlenmiştir. Bu, tefsirin zamanla rivayet ağırlıklı yaklaşımdan disiplinler arası bir muhakemeye evrildiğini gösterir.
Modern connection
Bu ayet etrafındaki müfessir yorumları, haksızlığa uğrayan kişinin adalet arama hakkı ile bağışlama olgunluğu arasındaki dengeyi hatırlatır. Affetmenin bir zayıflık değil, kişinin kendi iç huzuruna ve topluma katkı sağlayan yapıcı bir tercih olabileceği vurgusu, günümüzde de aile içi ve toplumsal ilişkilerde sabır ve hoşgörüyü teşvik eden bir bakış sunabilir. Farklı müfessirlerin aynı ayette usul, dil ve fıkıh düzeyinde derinlemesine düşünmesi, ilim ile hakkaniyet arayışının birlikte yürüyebileceğine dair ihtiyatlı bir örnek olarak okunabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar