ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثًا

“Allah! There is no Allah save Him. He gathereth you all unto a Day of Resurrection whereof there is no doubt. Who is more true in statement than Allah?” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette Allah, kendisinden başka ibadete layık olmadığını, kıyamet gününde tüm insanları hesap için mutlaka toplayacağını yeminle bildirmektedir. Bu haberin kesin doğru olduğunu, çünkü Allah'ın yalan söylemesinin imkânsız olduğunu; zira yalan ancak fayda celbi veya zarar defi için söylenir, Allah ise bütün fayda ve zararın yaratıcısı olduğundan O'nun sözünde yalan olamayacağını belirtir. Ayrıca metinde 'لام' harfinin kasem lâmı olduğu ve dil bilginlerinin bu konudaki farklı görüşleri, özellikle 'كتب' fiilinin amel etme yönü tartışılmaktadır.

وذلك أن الكاذب إنما يكذب ليجتلب بكذبه إلى نفسه نفعا أو يدفع به عنها ضرا، والله تعالى ذكره خالق الضر والنفع، فغير جائز أن يكون منه كذب
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayetteki ifade, Allah'ın müşrikleri şirk koşmalarından dolayı cezalandıracağı anlamına gelmektedir. Metin çok kısa bir parça olup 'fe-yücâzîküm alâ işrâkiküm' ibaresiyle bu cezalandırma vurgusunu ortaya koymaktadır.

فيجازيكم على إشراككم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Râzî birkaç ayrı meseleyi bir arada ele almaktadır: 'fehum' ifadesindeki fâ harfinin şart-ceza anlamı taşıdığını, hüsrana uğrayışın imansızlığa sebep gibi görünmesinin aslında Ehl-i Sünnet görüşünce kaderin önceden takdirine dayandığını, ayetteki lam harfinin kasem lamı olduğunu ve 'kıyamet günü' ifadesinin neden açıkça zikredilmediğine dair iki izah sunulduğunu aktarır. Ayrıca Zeccâc'ın kıyamet isminin iki farklı gerekçeyle verildiğini belirttiğini ve Allah'ın sözünde yalanın imkânsız olduğuna dair Mu'tezile ile kendi mezhebinin (Ehl-i Sünnet/Eş'arî) delillerini karşılaştırmalı şekilde sunduğunu aktarır.

فإن قيل : ظاهر اللفظ يدل على أن خسرانهم سبب لعدم إيمانهم ، والأمر على العكس . قلنا : هذا يدل على أن سبق القضاء بالخسران والخذلان ، هو الذي حملهم على الامتناع من الايمان ، وذلك عين مذهب أهل السنة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayetteki lam, kasem (yemin) lamıdır ve ayet öldükten sonra dirilişten şüphe edenler hakkında inmiştir; Allah kendi zatına yemin etmiştir. Ayrıca metinde 'ليجمعنكم' ifadesinin farklı i'rab ve anlam ihtimalleri (istinaf cümlesi olması, 'الرحمة'den bedel olması, 'كتب' fiiline müteallik olması) nahiv alimlerinin görüşleriyle birlikte aktarılmıştır. Bu bağlamda toplanmanın kabirlerde veya kıyamet gününde gerçekleşeceği yönünde iki ayrı yorum nakledilmiştir.

لام القسم نزلت في الذين شكوا في البعث فأقسم الله تعالى بنفسه وكل لام بعدها نون مشددة فهو لام القسم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre ayetteki lâm harfi kaseme (yemine) hazırlık için gelen (muvattıe) bir lâmdır. Allah kendi zâtına yemin ederek kullarını kıyamet günü tek bir yerde toplayacağını ve her amel sahibini ameline göre cezalandıracağını bildirmiştir. Ayrıca 'lâ ilâhe illâ hû' ifadesi, Allah'ın sözünde, haberinde, vaadinde ve tehdidinde ondan daha sadık kimse olmadığını göstermektedir.

وهذه اللام موطئة للقسم فقوله الله لا إله إلا هو خبر وقسم أنه سيجمع الأولين والآخرين في صعيد واحد فيجازي كل عامل بعمله
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî bu ayette 'Allah' kelimesinin ya lafza-i celâlin tekrar zikri ya da mübtedâ olarak 'ليجمعنكم' cümlesinin haber olduğunu belirtir; anlam Allah'ın kıyamet gününde insanları kabirlerinden toplayıp haşredeceğidir. Kıyamet kelimesinin 'قيام' kökünden gelip insanların kabirlerden kalkışı veya hesap için ayakta durmaları anlamına geldiğini açıklar. Ayrıca 'ومن أصدق من الله حديثا' ifadesinin, Allah'tan daha doğru söz söyleyen birinin bulunabileceğini reddettiğini, çünkü O'nun haberine yalanın hiçbir şekilde girmeyeceğini, bunun bir noksanlık olup Allah için muhal olduğunu vurgular.

ومن أصدق من الله حديثا إنكار أن يكون أحد أكثر صدقا منه، فإنه لا يتطرق الكذب إلى خبره بوجه لأنه نقص وهو على الله محال.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetteki lam harfinin kasem (yemin) lamı olduğunda birleşir; Allah'ın kendi zatına yemin ederek kıyamet günü insanları hesap için toplayacağını bildirdiği ve Allah'ın sözünde/haberinde yalanın imkânsız olduğu ortak vurgudur. Nahiv ve i'rab tartışmaları (kelimenin öğeleri arası ilişkisi) da neredeyse hepsinde ortak yöntemsel bir zemin oluşturur.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr konuyu daha çok dil analizi ve akli istidlal (Allah'ın yalan söylemesinin imkânsızlığı) üzerinden ele alırken, Râzî meseleyi kelami tartışmalara taşıyarak Ehl-i Sünnet ile Mu'tezile arasındaki kader ve yalan meselesini karşılaştırmalı sunar. Kurtubî nahiv alimlerinin (Ferrâ, Zeccâc, Müberred) farklı i'rab görüşlerini ve toplanmanın kabirde mi kıyamette mi olacağına dair iki yorumu aktarırken, Beydâvî daha çok gramer yapısı (mübtedâ-haber) ve kelime türetimi üzerinde durur. Zemahşerî'nin aktarılan kısmı çok kısa olup sadece cezalandırma vurgusuna odaklanır, bu da diğerlerinden görece dar bir çerçeve sunar.

Historical context

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel iman esası (yeniden diriliş, Allah'ın sözünün doğruluğu) sabit kalmış, ancak zamanla dil analizi yanına kelami/mezhebi tartışmaların (özellikle Râzî'de Ehl-i Sünnet-Mu'tezile karşılaştırması) eklenmesi ve nahiv tartışmalarının (Kurtubî'de) daha sistematik hale gelmesi gözlemlenir; bu, tefsir geleneğinin zamanla dilbilimsel ve kelami derinliğinin arttığını gösterir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, sözün doğruluğuna ve verilen sözde durmaya dair bir hassasiyeti hatırlatır; günlük hayatta dürüstlük ve güvenilirliğin toplumsal ilişkilerde ne denli merkezi olduğuna işaret edebilir. Ayrıca farklı alimlerin aynı ayet üzerinde saygılı biçimde çeşitli görüşler geliştirmesi, ilim geleneğinde çoğulcu ve yapıcı bir tartışma kültürünün örneği olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar