لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِى مَا ٱشْتَهَتْ أَنفُسُهُمْ خَٰلِدُونَ

“They will not hear the slightest sound thereof, while they abide in that which their souls desire.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette kastedilen, kendilerine daha önce Allah'tan güzel akıbet (el-hüsna) takdir edilmiş kişilerin ateşin sesini/hışırtısını işitmeyecekleridir. Cehennemin kıyamet günü getirilip bir feveran sesi çıkaracağı ve bundan meleklerin, peygamberlerin bile korkacağı rivayetiyle bu ayet arasındaki görünür çelişki, bunların farklı durumlara/anlara ait olduğu açıklamasıyla giderilir. İbn Abbas'tan nakledilen rivayete göre bu, cennet ehlinin cennetteki konaklarına yerleştikten sonraki hallerine işaret eder; onlar orada canlarının çektiği nimet ve lezzetler içinde kalıcı olup zevalden veya oradan ayrılmaktan korkmazlar.

لا يسمع هؤلاء الذين سبقت لهم منا الحسنى حسيس النار، ويعني بالحسيس: الصوت والحس.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre 'hasîs' kelimesi hissedilen/duyulan sesi ifade eder, 'şehvet' ise nefsin lezzet talep etmesi anlamına gelir. Ayrıca ayetle ilgili farklı bir kıraat de zikredilmektedir.

والحسيس : الصوت يحس ، والشهوة : طلب النفس اللذة . وقرىء :
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Râzî, cennet ehlinin cehennemin hışırtısını/sesini bile duymayacağı ifadesinin, onların ateşten uzaklığını pekiştirmek amacıyla söylendiğini belirtir. Ona göre bu, cennet ehlinin cehennem ehlini görmesiyle çelişmez, çünkü bu ifade mübalağa ve tekit maksadıyla kullanılmıştır.

قلنا : المراد تأكيد بعدهم عنها لأن من لم يدخلها وقرب منها قد يسمع حسيسها . السؤال الثاني : أليس أن أهل الجنة يرون أهل النار فكيف لا يسمعون حسيس النار ؟ الجواب : إذا حملناه على التأكيد زال هذا السؤال .
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Kurtubî, 'lâ yesme'ûne hasîsehâ' ifadesindeki 'hasîs' kelimesinin ateşin sesi ve alevinin hareketi anlamına geldiğini belirtir. İbn Abbas ile Ebû Râşid el-Harûrî arasındaki tartışmaya yer vererek, cennetliklerin cehennem ehlinin sesini hiç duymayacağı görüşünün diğer ayetlerle (herkesin cehenneme uğrayacağını bildiren ayetler gibi) çelişebileceğine işaret eder. Ebû Osman en-Nehdî'den nakille sırat üzerinde cehennem ehlini sokan yılanların bulunduğu ve onların 'hiss hiss' diye bağırdığı rivayet edilir; ayrıca cennet ehlinin cennete girdikten sonra bu sesi duymayacağı, ancak öncesinde duyabilecekleri söylenir.

وروى بن جريج عن عطاء قال قال أبو راشد الحروري لابن عباس : فقال بن عباس : أمجنون أنت فأين قوله تعالى وإن منكم إلا واردها وقوله تعالى : فأوردهم النار وقوله : إلى جهنم وردا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, ayetteki 'sekar' ve ateşin etkisiyle ilgili ifadelerin bedenler üzerindeki yakıcı etkisini, İbn Abbas'ın bir soruya verdiği cevaba dayanarak açıkladığını aktarır. Ayrıca sırat üzerindeki yılanların insanları soktuğunda 'hiss hiss' diye acı çektiklerine dair bir rivayeti nakleder.

فقال ابن عباس ويلك أمجنون أنت أين قوله أي حريقها في الأجساد وقال ابن أبي حاتم حدثنا أبي حدثنا محمد بن عمار حدثنا عفان حدثنا حماد بن سلمة عن أبي عثمان الحريري عن أبي عثمان قال حيات على الصراط تلسعهم فإذا لسعتهم قال حس حس
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'el-hüsnâ' ifadesi saadet, itaate muvaffak kılınma veya cennet müjdesi anlamına gelir; bu kişiler cehennemden uzak tutulmuşlardır çünkü en yüce derecelere (illiyyîn) yükseltilirler. Onlar cehennemin hafif bir sesini bile duymazlar, canlarının çektiği şeyler içinde ebedî kalırlar ve en büyük korku (son sûr üfleniş veya cehenneme sevk anı) onları üzmez; melekler kendilerini tebrikle karşılar.

أولئك عنها مبعدون لأنهم يرفعون إلى أعلى عليين. روي أن عليا كرم الله وجهه خطب وقرأ هذه الآية ثم قال: أنا منهم وأبو بكر وعمر وعثمان وطلحة والزبير وسعد وسعيد وعبد الرحمن بن عوف وابن الجراح

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, kendilerine güzel akıbet (el-hüsna) takdir edilmiş kişilerin cehennem ateşinin sesini/hışırtısını duymayacaklarını bildirdiği konusunda birleşir. 'Hasîs' kelimesinin ses/hışırtı anlamına geldiği ve bu durumun cennet ehlinin ateşten uzaklığını, güvenliğini vurguladığı ortak bir okumadır.

Differences

Zemahşerî ve Beydâvî ağırlıklı olarak dilsel/belâgat tahliline (kelime anlamı, kıraat, îrab) odaklanırken; Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr rivayetlere (İbn Abbas, Ebû Osman en-Nehdî) dayanarak konuyu nakil zemininde işler. Râzî ise kelami bir yöntemle, ifadenin mübalağa/tekit amaçlı olduğunu göstererek görünürdeki çelişkileri akli tartışmayla çözer. Kurtubî ayrıca İbn Abbas ile Ebû Râşid arasındaki ihtilafı aktararak ayetin diğer ayetlerle (herkesin cehenneme uğrayacağına dair) görünür çelişkisine dikkat çeker; bu, diğerlerinde bu denli belirgin değildir.

Historical context

Erken dönem (Taberî, İbn Kesîr) rivayet ağırlıklı bir yaklaşım sergilerken, orta dönem müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) rivayete ek olarak dil, belâgat ve kelami tartışma yöntemlerini daha sistemli kullanmıştır. Temel mana (cennet ehlinin güvenliği ve ateşten uzaklığı) tüm dönemlerde sabit kalmış, ancak izah yöntemleri zamanla çeşitlenmiş ve ayetler arası çelişki ihtimalleri daha derinlemesine tartışılmıştır.

Modern connection

Bu ayet, ilmî ve dilsel derinlemesine inceleme ile manevi güven duygusunun bir arada düşünülebileceğine dair bir örnek sunar; farklı yöntemlerin (dil, rivayet, akıl) aynı hakikate farklı açılardan yaklaşabildiğini gösterir. Günümüzde bu, ilim ile iman arasındaki uyumu, metne çok yönlü ve sabırlı bir şekilde yaklaşmanın değerini hatırlatabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar