وَٱصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلَّا بِٱللَّهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِى ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ

“Endure thou patiently (O Muhammad). Thine endurance is only by (the help of) Allah. Grieve not for them, and be not in distress because of that which they devise.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre ayetteki ifade, Allah'ın peygamberi tevfik, sebat vermesi ve kalbini pekiştirmesiyle desteklediğini anlatır; onların (müşriklerin) hile ve tuzaklarından dolayı göğsünün sıkışmaması, daralmaması emredilmektedir. 'ضيق' ve 'ضيق' okuyuşlarının aynı köke ait olup ikisinin de mastar olabileceğini, aralarındaki farkın 'قيل' ve 'قول' örneğindeki gibi telaffuz farkından ibaret olabileceğini belirtir.

ولا يضيقن صدرك من مكرهم والضيق : تخفيف الضيق ، أي في أمر ضيق . ويجوز أن يكون الضيق والضيق مصدرين ، كالقيل والقول
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre sabrın gerçekleşmesinde asıl ve genel sebep Allah'ın tevfik ve yardımıdır; ayette geçen ifade buna işaret eder. Bunun yanında intikam ve zarar verme isteğinin ancak öfkenin şiddetlenmesiyle ortaya çıktığı, bunun da geçmişte elde edilmiş bir faydanın kaybolması gibi sebeplere bağlı olduğu belirtilir. Ayrıca ayetteki 'ضيق' kelimesinin kıraat farklılıkları (kesreli/fetihli okunuşu) ve bunların anlam farkları (maişet/mekân darlığı ile kalbî sıkıntı arasındaki fark) dilbilimsel olarak ele alınır.

وذلك لأن إقدام الإنسان على الانتقام ، وعلى إنزال الضرر بالغير لا يكون إلا عند هيجان الغضب ، وشدة الغضب لا تحصل إلا لأحد أمرين : أحدهما : فوات نفع كان حاصلا في الماضي
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayet, Mekke'nin giriş yollarını aralarında paylaşıp müstehzi bir tavırla insanları alaya alan/engelleyen müstehzîler (alaycılar) hakkında inmiştir; bunların durumu daha önce zikredilmiştir. Ayrıca 'ضيق' kelimesinin kıraat farkı olarak 'ض' harfinin kesreli okunuşuna (ضِيق) da işaret edilmiş ve bu konunun Nahl suresinin sonunda ele alındığı belirtilmiştir.

نزلت في المستهزئين الذين إقتسموا عقاب مكة وقد تقدم ذكرهم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade sabır emrinin tekrar vurgulanmasıdır ve sabrın ancak Allah'ın dilemesi, yardımı, gücü ve kuvvetiyle gerçekleşebileceğinin bildirilmesidir. Ardından müşriklerin peygambere düşmanlık ve kötülük ulaştırmak için kendilerini yorup üzülmelerinden söz edilmekte, buna karşı Allah'ın ona yeteceği, yardım edeceği, destekleyeceği ve onları yenip peygamberini üstün kılacağı belirtilmektedir.

تأكيد للأمر بالصبر وإخبار بأن ذلك لا ينال إلا بمشيئة الله وإعانته وحوله وقوته
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'sabrın ancak Allah iledir' ifadesi, sabrın gerçekleşmesinin Allah'ın tevfik ve sebat vermesine bağlı olduğunu belirtir. 'Onlara üzülme' hem kâfirlere hem de müminlere ve onlara yapılanlara üzülmeyi kapsayabilir. 'Darlığa düşme' ifadesi, düşmanların hilesinden kaynaklanan bir gönül sıkıntısını ifade eder ve İbn Kesîr'in kıraatinde bu kelime farklı bir dilsel kullanımla okunmuştur. Son olarak 'Allah takva sahipleriyle ve iyilik edenlerle beraberdir' ifadesi, günahlardan sakınanlar ile amellerinde ihsan sahibi olanlar şeklinde yorumlanabileceği gibi, Allah'ın emrini büyütenler ve yaratıklarına şefkat gösterenler şeklinde de anlaşılabilir.

ولا تك في ضيق مما يمكرون في ضيق صدر من مكرهم، وقرأ ابن كثير في ضيق بالكسر هنا وفي «النمل» وهما لغتان كالقول والقيل، ويجوز أن يكون الضيق تخفيف ضيق
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, 'fî dayk' kıraatinde damme (fetha) ile okunuşunu tercih eder; çünkü Allah Peygamber'e, müşriklerin tebliğ karşısındaki hile ve engellemelerinden dolayı göğsünün sıkılmamasını emretmektedir. Ayrıca ayetin, iman ve itaate ulaştıran sebeple küfür ve isyana ulaştıran sebebin ayrı olduğunu, ancak her iki sebebin de Allah'tan olduğunu açıkça gösterdiğini belirtir; Allah hidayet dilediğinin göğsünü açar, sapıklık dilediğinin göğsünü ise İslam'a karşı daraltıp sıkar.

وأولى القراءتين بالصواب في ذلك عندنا قراءة من قرأه: {في ضيق} بفتح الضاد

Comparison

Common ground

Müfessirlerin hepsi sabrın Allah'ın tevfik, yardım ve desteğiyle gerçekleştiğini; Hz. Peygamber'in müşriklerin hile ve engellemeleri karşısında üzülüp göğsünün sıkılmaması gerektiğini vurgular. Ayrıca 'ضيق' kelimesinin kıraat farklılıkları (fetihli/kesreli okunuş) neredeyse tüm müfessirlerce dilbilimsel açıdan ele alınmıştır.

Differences

Zemahşerî ve Taberî daha çok dil/kıraat analizine ağırlık verirken, Kurtubî sebeb-i nüzul rivayetiyle bağlamsal bir okuma sunar. Râzî sabrın psikolojik temelini (öfke, kayıp hissi) felsefi bir çözümlemeyle açıklar; İbn Kesîr bağlamsal anlatımı öne çıkarırken, Beydâvî ayetin sonunu hem ahlaki (takva-ihsan) hem de şefkat temelli çok yönlü yorumlar. Bu farklar, dilbilimci (Zemahşerî, Taberî), kelamcı-felsefi (Râzî), rivayet ağırlıklı (Kurtubî, İbn Kesîr) ve sentezci (Beydâvî) yaklaşım farklarından kaynaklanır.

Historical context

Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte kıraat farklarının dilsel temelde tartışılması sabit kalmış, fakat zamanla yorumlar bağlamsal rivayetten dilsel-kelamî sentez içeren daha katmanlı açıklamalara evrilmiştir. Erken dönemde ağırlık nakil ve dil tahliline verilirken, sonraki müfessirlerde ahlaki-psikolojik boyut (sabrın mahiyeti) daha çok işlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, güçlük ve haksız engellemeler karşısında gönül darlığına kapılmadan sabır ve ihlasla yol almanın önemine işaret eder. Kişinin çevresinden gelen olumsuz tavırlar karşısında öfke ve üzüntüye kapılmak yerine, yapıcı bir tutum ve içsel sükûneti koruma çağrısı olarak düşünülebilir. Ayrıca dilbilimsel farklılıkların (kıraat) ilmi bir zenginlik olarak ele alınması, ilim ile iman arasındaki uyumlu birlikteliğe dair bir örnek sunar.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar