وَٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَءُونَ بِٱلْحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى ٱلدَّارِ

“Such as persevere in seeking their Lord's Countenance and are regular in prayer and spend of that which We bestow upon them secretly and openly, and overcome evil with good. Theirs will be the sequel of the (heavenly) Home,” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, Allah'ın kendilerine verdiği mallardan gizli ve açık olarak infak eden, Allah'a verdikleri ahdi bozmayan, akrabalık bağlarını koruyan ve kendilerine kötülük yapana kötülükle karşılık vermeyip iyilikle karşılık veren müminleri anlatmaktadır. Bu kişiler farz zekatı öderler, ayrıca gönüllü sadaka da verirler; sabırları hem Allah'ın sevdiği ama nefse ağır gelen şeylere hem de nefsin arzuladığı ama Allah'ın hoşlanmadığı şeylerden kaçınmaya dayanır. Sonuç olarak bu vasıflara sahip olanlar, dünyadaki imanlarına karşılık ahirette cennet yurdunu kazananlardır.

يدفعون الشر بالخير، لا يكافئون الشر بالشر، ولكن يدفعونه بالخير
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'ehdullah' ifadesi, kulların Allah'ın rububiyetine şahitlik konusunda kendi nefisleri üzerine akdettikleri ahittir. 'Yedfeûne' fiili hakkında İbn Abbas'tan gelen görüşle, kötülüğü güzel sözle savuşturdukları belirtilir; Hasen'den nakille mahrum bırakıldıklarında verdikleri, zulme uğradıklarında bağışladıkları, kendilerinden kesilince bağ kurdukları aktarılır. Ayrıca 'illâ ibtiğâe vechi rabbih' ifadesi istisna-i münkatı olarak, ya da mecazen 'mefûlün leh' olarak açıklanır, yani mal verilişinin bir nimete karşılık değil sadece Allah'ın rızasını isteme maksadıyla olduğu belirtilir.

وعهد الله : ما عقدوه على أنفسهم من الشهادة بربوبيته ويدفعونها عن ابن عباس : يدفعون بالحسن من الكلام ما يرد عليهم من سيء غيرهم . وعن الحسن : إذا حرموا أعطوا ، وإذا ظلموا عفوا ، وإذا قطعوا وصلوا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, müminlerin nefislerini haramlardan ve günahlardan alıkoyup Allah'ın rızasını ve büyük mükafatını umarak sabretmelerini; ayrıca infakın kendilerine vacip olduğu eş, akraba ve yabancılardan fakir, muhtaç ve miskinlere verilmesini konu edinir. Bunun yanında kötülüğü iyilikle savmaları, kendilerine eziyet edene sabır, tahammül, bağışlama ve affetmeyle karşılık vermeleri anlatılmaktadır.

أي يدفعون القبيح بالحسن فإذا آذاهم أحد قابلوه بالجميل صبرا واحتمالا وصفحا وعفوا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayetlerde övülen kimseler, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağları, müminlerle dostluk, tüm peygamberlere iman ve insanların tüm haklarına riayet) gözeten, Rablerinden genel olarak korkan ve özel olarak hesabın kötülüğünden çekinerek kendilerini hesaba çekenlerdir. Bunlar ayrıca nefsin hoşlanmadığı ve hevanın karşı çıktığı şeylere sadece Allah rızası için, karşılık veya gösteriş beklemeden sabreden, farz namazı kılan, mallarının kendilerine farz kılınan kısmını gizli-açık infak eden ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. Bu vasıflara sahip olanlar için dünyanın akıbeti ve ehlinin varması gereken yer olan cennet vardır.

والذين يصلون ما أمر الله به أن يوصل من الرحم وموالاة المؤمنين والإيمان بجميع الأنبياء عليهم الصلاة والسلام، ويندرج في ذلك مراعاة جميع حقوق الناس. ويخشون ربهم وعيده عموما. ويخافون سوء الحساب خصوصا فيحاسبون أنفسهم قبل أن يحاسبوا.
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metinde geçen sabır, ibadetlerin yerine getirilmesine, hastalıkların ve zararların ağırlığına, üzüntü ve kederlere, nefsin arzularını terk etmeye, kısaca günahlardan kaçınıp itaatleri yerine getirmeye sabrı kapsar. İnsan sabrı çeşitli sebeplerle gösterebilir; ancak bunlardan sadece belanın hikmet sahibi bir taksim edenin adil taksimi olduğunu bilerek ve Allah'ın tecellisine dalarak gösterilen sabır, nefsin kemaline ve kalbin mutluluğuna dahil olan gerçek sabırdır. Ayrıca ayetteki sır ve alenilik ile zekat/sadaka ilişkisi ve akıbet-i dâr (cennet) kavramı da ayrıca açıklanmıştır.

فالإنسان إذا أتى بالصبر لأحد هذه الوجوه لم يكن ذلك داخلا في كمال النفس وسعادة القلب
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre 'kötülüğü iyilikle savma' ifadesi hakkında dokuz görüş nakledilmiştir; bunların tümü birbirine yakın anlamdadır ve ilk görüş (salih amelle kötü ameli savmak) diğerlerini genel olarak kapsar. Ayrıca 'akıbet' kelimesiyle kastedilenin cennet olduğu, 'dâr'ın ise iyi ile kötü kişinin ayrıldığı ahiret yurdu olduğu belirtilir; bir başka görüşe göre bu dünya yurdudur ve amellerin karşılığı orada verilir.

فهذه تسعة أقوال معناها كلها متقارب والأول يتناولها بالعموم

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin infak (gizli-açık), ahde bağlılık, akrabalık bağlarını koruma, kötülüğe iyilikle karşılık verme ve sabır gibi müminlerin ortak vasıflarını anlattığı konusunda birleşir. Ayrıca bu vasıfların karşılığının ahiretteki cennet (akıbet-i dâr) olduğu hususunda da görüş birliği vardır.

Differences

Taberî ve Kurtubî daha çok rivayet odaklı (İbn Abbas, İbn Zeyd, Atâ gibi sahabe-tabiin görüşlerini derleme) bir yöntem izlerken, Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat ve i'rab analizine, gramatik inceliklere ağırlık verir. İbn Kesîr ayeti diğer ayetlerle irtibatlandırarak bağlamsal bir okuma sunar. Fahreddin er-Râzî ise sabrı işârî-tasavvufî bir boyutla ele alıp gerçek sabrın Allah'ın hikmetini kavramaktan geçtiğini vurgular; bu diğerlerinden daha içsel/manevi bir yaklaşımdır. Kurtubî'nin 'dâr' kavramına dünya yurdu ihtimalini de eklemesi farklılaşan bir noktadır.

Historical context

Erken dönem müfessir Taberî'de rivayet ağırlıklı sade bir açıklama görülürken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî ile dilbilimsel/belâgat inceliğinin arttığı, Fahreddin er-Râzî ile felsefi-tasavvufi derinliğin eklendiği, Kurtubî'de ise rivayetlerin sistematik biçimde toplanıp karşılaştırıldığı görülür. Temel anlam sabit kalmış, fakat yöntem ve vurgu zenginleşerek çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, günlük hayatta sabrın sadece zorluklara katlanmak değil, iyilikle karşılık verme ve nefsin hoşlanmadığı doğru davranışları sürdürme olgunluğu olduğunu hatırlatabilir. Akrabalık bağlarını koruma ve gizli-açık yardımlaşma, toplumsal dayanışma ve aile bağlarının güçlenmesine dair ilham verebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete kattığı çeşitli bakış açıları, ilim ve düşünce çeşitliliğinin hoşgörüyle bir arada yaşayabileceğine dair yapıcı bir örnek sunar.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar