وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا هِىَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ ٱللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ

“Allah hat den Heuchlern und den Heuchlerinnen und den Ungläubigen das Feuer der Hölle versprochen, ewig darin zu bleiben. Es ist ihre Genüge. Und Allah hat sie verflucht, und für sie gibt es beständige Strafe.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen ifade, cehennemin kâfirler için Allah'a olan küfürlerine karşılık yeterli bir ceza ve karşılık olduğunu anlatmaktadır. Bununla birlikte metin, Allah'ın onları rahmetinden uzaklaştırıp kovduğunu da vurgulamaktadır.

هي كافيتهم عقابا وثوابا على كفرهم بالله. يقول: وأبعدهم الله وأسحقهم من رحمته.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ifade, kâfirlerin azabının büyüklüğüne ve şiddetine delalet etmektedir; bu azaptan daha ileri bir şeyin bulunmadığı ve üzerine artırılamayacak bir noktada olduğu anlatılmaktadır. Allah onları azap etmek suretiyle hor ve zelil kılmış, kendilerini kovulmuş şeytanlara katılmış zemmedilmiş kimseler yapmıştır; bu durum, cennet ehlinin yüceltilip mükerrem meleklere katılmasıyla karşılıklı bir denge oluşturur.

دلالة على عظم وعذابها ، وأنه لا شيء أبلغ منه ، وأنه بحيث لا يزاد عليه ، نعوذ بالله من سخطه وعذابه وأهانهم من التعذيب ، وجعلهم مذمومين ملحقين بالشياطين الملاعين ، كما عظم أهل الجنة وألحقهم بالملائكة المكرمين
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ebedi ateş cezası tek başına en büyük ve yeterli bir azaptır; ayrıca bu şiddetli cezanın yanına ayrıca hakaret, kınama ve lânet de eklenmiştir. Râzî burada 'hasbühüm' (onlara yeter) ifadesinin başka bir cezanın eklenmesine engel olup olmadığı sorusunu tartışır ve bunun elem ve azap açısından yeterli olmakla birlikte, azaplarını artırmak için başka bir türün de eklenebileceğini belirtir.

ولا شك أن النار المخلدة من أعظم العقوبات . ثم قال : والمعنى : أن تلك العقوبة كافية لهم ولا شيء أبلغ منها ، ولا يمكن الزيادة عليها
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyetteki ifade, kâfirlerin amellerinin karşılığı olarak kendilerine yeterli ve tam bir ceza olduğunu bildirmektedir. Lânet kelimesi Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılma anlamına gelir; ayrıca 'va'd' kelimesinin hayırda, 'vaîd' kelimesinin ise şer/ceza bildiren durumlarda kullanıldığı belirtilir. 'Hâlidîne' kelimesi ise takdir edilen gizli bir âmile bağlı olarak hal konumunda mansub olup, 'ona girip orada ebedî kalırlar' anlamını taşır.

واللعن : البعد أي من رحمة الله وقد تقدم يقال : وعد الله بالخير وعدا ووعد بالشر وعيدا ( خالدين ) نصب على الحال والعامل محذوف أي يصلونها خالدين
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ifade, kâfirlerin işledikleri o davranış (küfür ve inatları) sebebiyle kendilerine azabın yeterli görülmesini, yani kendilerinin kovulup uzaklaştırılmalarını anlatmaktadır.

أي على هذا الصنيع الذي ذكر عنهم أي كفايتهم في العذاب أي طردهم وأبعدهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre münafık erkekler ve kadınlar nifak ve imandan uzaklık konusunda birbirine benzeyen aynı şeyin parçaları gibidir. Bunlar kötülüğü emredip iyilikten men eder, ellerini hayırdan çekerler; Allah'ı unutmaları sebebiyle Allah da onları lütuf ve fazlından mahrum bırakmıştır. Bu müfessire göre 'el sıkma' ifadesi cimriliğe bir kinayedir ve münafıklar sapkınlıkta ve hayır dairesinden çıkmada kâmil kimselerdir.

متشابهة في النفاق والبعد عن الإيمان كأبعاض الشيء الواحد

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr; ayetteki ifadenin kâfirlere/münafıklara yönelik yeterli ve tam bir ceza olduğunu, bunun aynı zamanda Allah'ın rahmetinden dışlanma/kovulma anlamına geldiğini ortak biçimde dil ve belağat tahlili üzerinden vurgular.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr sade bir dil analiziyle 'yeterlilik' ve 'kovulma' vurgusuyla yetinirken, Zemahşerî bunu cennet-cehennem ehli arasında karşılıklı bir denge kurarak belaği bir karşılaştırmaya taşır. Râzî kelâmi bir soru-cevap yöntemiyle 'yeterlilik'in başka bir cezanın eklenmesine engel olup olmadığını tartışarak mantıki bir boyut ekler. Kurtubî nahiv ve sözlük tahliline (va'd-vaîd farkı, 'hâlidîne'nin i'rabı) ağırlık verir. Beydâvî ise ayeti farklı bir bağlamda (münafıklar) ele alarak cimrilik ve nifak temasına yoğunlaşır, bu da müfessirin farklı bir ayet/pasaj üzerinden yorum yapmış olabileceğini gösterir.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî'nin nakil ve dil eksenli sade yaklaşımı, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî'de belâgat ve edebi sanatların incelikli tahliline, Râzî'de ise kelâmi mantık tartışmalarına, Kurtubî'de nahiv temelli ayrıntılı dilbilimsel çözümlemeye evrilmiştir; temel anlam (yeterli ceza, rahmetten kovulma) sabit kalırken yöntem ve vurgu zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, bir toplumda kötülüğü teşvik edip iyilikten kaçınmanın veya nankörlüğün, kişiyi manevi bir yalnızlığa ve hayırdan mahrumiyete sürüklediğini hatırlatabilir. Buradan hareketle, ihlasla yapılan iyilik ve toplumsal dayanışmanın; cimrilik, nifak ve nankörlüğe karşı koruyucu bir tutum olduğu düşünülebilir. Bu bağlam, ilim ile ahlaki duyarlılığın birlikte yürümesi gerektiğine dair mütevazı bir hatırlatma sunar.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben