لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَٰنَ فَكَفَّٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍ ذَٰلِكَ كَفَّٰرَةُ أَيْمَٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَٱحْفَظُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Allah wird euch nicht für etwas Unbedachtes in euren Eiden belangen. Jedoch wird Er euch für das belangen, was ihr mit euren Eiden fest abmacht (und dieses dann nicht einhaltet). Die Sühne dafür besteht in der Speisung von zehn Armen in dem Maß, wie ihr eure Angehörigen im Durchschnitt speist, oder ihrer Bekleidung oder der Befreiung eines Sklaven. Wer aber keine (Möglichkeit) findet, (der hat) drei Tage (zu) fasten. Das ist die Sühne für eure Eide, wenn ihr schwört. Und erfüllt eure Eide. So macht Allah euch Seine Zeichen klar, auf daß ihr dankbar sein möget!” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde Taberî, 'lağv' yeminin bilerek değil yanılarak veya kastetmeksizin edilen yemin olduğunu, bu tür yeminlerin Allah tarafından cezalandırılmadığını aktarır. Ayrıca 'aktettiğiniz yeminler' ifadesinin kalben azmedilip kesin karar verilen yeminler anlamına geldiğini, kasıtsız laf sürçmesi yeminlerin bunun dışında kaldığını nakleder. Keffaret olarak verilecek giyeceğin miktarı ve niteliği hakkında da sahabe ve tabiinden farklı rivayetler sıralanır (bir elbise, iki elbise, aba ve sarık gibi).

واللغو من اليمين هي التي تكفر، لا يؤاخذ الله بها، ولكن من أقام على تحريم ما أحل الله له ولم يتحول عنه ولم يكفر عن يمينه، فتلك التي يؤاخذ بها
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde Râzî, ayetin yemin azlığını teşvik ettiğini, çünkü yemini çoğaltmanın dilde alışkanlığa dönüşerek yeminin kalpteki ağırlığını yitirmesine ve yalan yeminlere kapı açmasına yol açtığını belirtir. Ayrıca Allah'a saygının kemali, O'nun adının dünyevi maksatlarla anılmaktan yüce tutulmasını gerektirir. Bunun yanında ayetten hareketle yemin kefaretinde üç şeyden birinin (yedirmek, giydirmek, köle azad etmek) muhayyer olarak vacip olduğu, bunlara güç yetirilemezse orucun devreye girdiği fıkhi olarak çıkarılır.

والحكمة في الأمر بتقليل الأيمان أن من حلف في كل قليل وكثير بالله انطلق لسانه بذلك ولا يبقى لليمين في قلبه وقع ، فلا يؤمن إقدامه على اليمين الكاذبة ، فيختل ما هو الغرض الأصلي في اليمين
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu bölümde yemin keffâretiyle ilgili birçok fıkhî meseleyi ele alır: 'akd' kelimesinin dil tahlili, keffâretin yeminin bozulmasından önce mi sonra mı gerekli olduğu, keffâret çeşitleri arasında tercih (ıtâm, kisve, itâk, oruç) ve bunların şartları, ayrıca 'evsat' kelimesinin anlamı ve İbn Abbas rivayetiyle bağlantısı detaylı olarak işlenir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanefî mezheplerinin bu konudaki görüşleri karşılaştırmalı olarak sunulur.

فاليمين المنعقدة منفعلة من العقد وهي عقد القلب في المستقبل ألا يفعل ففعل أو ليفعلن فلا يفعل كما تقدم فهذه التي يحلها الاستثناء والكفارة على ما يأتي
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, yemin kefaretinde 'أوسط ما تطعمون أهليكم' ifadesinin, kişinin ailesine yedirdiği yemeğin orta/adil miktarı ve türü anlamına geldiğini nakleder; bazı selef alimlerinden ekmek-et, ekmek-yağ, ekmek-süt gibi örnekler ve on fakire yarım sa' buğday veya hurma verilmesi gibi farklı miktarlar zikreder. Ayrıca kefaret olarak giyecek verilmesinde de kıyafetin türü (gömlek, sarık, peştamal vs.) hakkındaki fıkhi görüş ayrılıklarını aktarır ve yeminin bozulmasının kefaretsiz bırakılmaması gerektiğini belirtir.

وقال آخرون يطعم كل واحد من العشرة نصف صاع من بر أو تمر ونحوهما فهذا قول عمر وعلي وعائشة ومجاهد والشعبي وسعيد بن جبير وإبراهيم النخعي
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî bu bölümde yemin keffâretinin şartları ve unsurlarını dilbilimsel ve fıkhi açıdan ele almaktadır. 'Bimâ akadtüm' ifadesinin, kişinin kasıt ve niyetle bağladığı yeminleri kastettiğini, keffâretin on fakiri doyurmak, giydirmek veya köle azat etmek ya da bunları bulamayanlar için üç gün oruç tutmak şıklarından biriyle yerine getirilebileceğini açıklar. Şâfiî ve Hanefî mezhepleri arasındaki görüş ayrılıklarına (yeminin bozulmasından önce mal ile keffâret verilmesi, oruçta tetâbu' şartı gibi) değinerek kıraat farklılıklarının bazı hükümlere nasıl dayanak yapıldığını gösterir.

ولكن يؤاخذكم بما عقدتم الأيمان بما وثقتم الأيمان عليه بالقصد والنية، والمعنى ولكن يؤاخذكم بما عقدتم إذا حنثتم أو بنكث ما عقدتم فحذف للعلم به.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler 'lağv' yeminin (kasıtsız, dil sürçmesi) kastî yeminden ayrı tutulduğunu, keffâretin ancak bilerek ve azmedilerek yapılan yeminler için gerektiğini kabul eder. Ayrıca keffâretin yedirme, giydirme, köle azadı arasında muhayyer olduğu ve bunlara güç yetirilemezse oruca geçildiği hususunda ortaklaşırlar; hepsi sahabe-tabiin rivayetlerine ve dil tahliline başvurur.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet çeşitliliğini (giyecek türü, miktarı, kişi isimleri) aktarmaya odaklanırken, Râzî ayetin ahlaki-psikolojik hikmetini (yemini azaltmanın kıymetini koruması) ön plana çıkarır. Kurtubî ve Beydâvî ise mezhepler arası (Mâlikî, Şâfiî, Hanefî) fıkhi ihtilafları sistematik şekilde karşılaştırır; Beydâvî ayrıca kıraat farklılıklarını hükme dayanak yapar. Bu farklar, erken dönem rivayet toplayıcılığı ile sonraki dönemde gelişen sistematik fıkıh ve kelam yönteminin farkını yansıtır.

Historischer Kontext

Taberî'de görülen dağınık rivayet aktarımı, zamanla Râzî'de dil-hikmet analizine, Kurtubî ve İbn Kesîr'de rivayet-fıkıh sentezine, Beydâvî'de ise kıraat ve mezhep mukayesesine dönüşerek daha sistemli bir hukuki çerçeveye evrilmiştir; temel hüküm (kefaret şıkları) sabit kalmış, yorum yöntemi zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırma, sözün ve yeminin ağırlığını koruma bilincinin, günlük hayatta dili özenle kullanma ve verilen sözlere sadakat gösterme konusunda bugün de anlam taşıdığını hatırlatır. Kefaret uygulamalarındaki ihtiyaç sahiplerine yedirme-giydirme boyutu, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma ruhuyla ilişkilendirilebilir. Farklı görüşlerin bir arada aktarılması, aynı zamanda ilim geleneğinde hoşgörü ve çok yönlü düşünmenin bir örneği olarak değerlendirilebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben