يَوْمَ يَجْمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبْتُمْ قَالُوا۟ لَا عِلْمَ لَنَآ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ

“An dem Tag, da Allah die Gesandten versammelt und dann sagt: "Was wurde euch geantwortet?'", werden sie sagen: "Wir haben kein Wissen (darüber). Du bist ja der Allwisser der verborgenen Dinge."” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre peygamberlerin 'bize bir ilim yok' sözü, ümmetlerinin ne yaptığını hiç bilmedikleri anlamına gelmez; zira Allah onların ümmetleri hakkında şahitlik edeceklerini haber vermiştir. Bu ifadenin asıl anlamı, peygamberlerin kendi bildikleri ilmin yanında Allah'ın ilminin daha kapsamlı ve üstün olduğunu itiraf etmeleridir. Taberî, tercih ettiği görüşün 'bizim bilgimiz yok, ancak senin bizden daha iyi bildiğin bir bilgi var' anlamına geldiğini belirtir; bazı müfessirlerin bunu kıyamet gününün dehşetinden akılların gitmesiyle açıkladığını, bazılarının da 'ümmetleriniz sizden sonra ne yaptı' şeklinde yorumladığını aktarır.

وأولى الأقوال بالصواب، قول من قال: معناه: لا علم لنا إلا علم أنت أعلم به منا، لأنه تعالى ذكره أخبر عنهم أنهم قالوا
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metin, 'allâmu'l-guyûb' ifadesindeki 'ğuyûb' kelimesinin farklı okunuş biçimlerini (ref', nasb ve harekelerle) dilbilimsel açıdan ele almaktadır. 'Ref' okuyuşu, kelimenin İnne'nin ismi veya haberinin mahalline, ya da 'yakzifu' fiilindeki zamire bağlanmasıyla açıklanır; 'nasb' okuyuşu ise 'rabbî' kelimesinin sıfatı veya medih (övgü) amaçlı olarak yorumlanır. Ayrıca 'ğuyûb' kelimesinin üç farklı hareke ile okunabileceği ve bunun 'ğayb' olan, son derece gizli kalan şeyi ifade ettiği belirtilir.

وقرىء : بالنصب صفة لربي ، أو على المدح . وقرىء : ( الغيوب ) بالحركات الثلاث ، فالغيوب كالبيوت . والغيوب كالصبور ، وهو الأمر الذي غاب وخفي جدا
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre bu ayette Allah'ın peygamberlere kıyamet günü 'size ne cevap verildi' diye sorması, onların bilmediği şeyleri (ümmetlerinin sonradan işlediği küfür, nifak ve yalanları) kendilerine bildirmek ya da o toplulukları herkesin önünde rezil ederek bir tür cezalandırma amacı taşır. Ayrıca 'yevm' kelimesinin zarf olarak 'işitin' veya 'sakının/hatırlayın' fiillerine bağlandığı, maksadın tehdit ve korkutma olduğu belirtilir.

فإن قيل : فلم سألهم عما هو أعلم به منهم فعنه جوابان : أحدهما أنه سألهم ليعلمهم ما لم يعلموا من كفر أممهم ونفاقهم وكذبهم عليهم من بعدهم الثاني أنه أراد أن يفضحهم بذلك على رؤوس الأشهاد ليكون ذلك نوعا من العقوبة لهم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, bu bölümde geçen ifadelerin yorumunda Mücahid'in 'أُقِّتَتْ' kelimesini 'أُجِّلَتْ' (süre tayin edildi/vaktine bırakıldı) şeklinde açıkladığını, Sevrî'nin İbrahim'den naklen ise bu kelimeyi 'أُوعِدَتْ' (vaad edildi/tehdit edildi) olarak yorumladığını nakletmektedir. Ayrıca Süddî'den gelen bir rivayette ayetteki soru ifadesinin 'sizden sonra ne yaptılar, ne işler ihdas ettiler' anlamına geldiği belirtilmektedir. İbn Kesîr, Sevrî'nin bu yorumunun kelimeyi Allah'ın başka bir ayetteki ifadesine benzetme çabası olduğunu ifade eder.

وقال مجاهد ( أقتت ) أجلت وقال الثوري عن منصور عن إبراهيم ( أقتت ) أوعدت وكأنه يجعلها كقوله تعالى
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'yevme yecmau'llâhu'r-rusul' ifadesi Allah'ın kıyamet günü peygamberleri toplayıp 'ne ile cevaplandırıldınız' diye soracağını bildirir; bu soru aslında peygamberlerin değil, kavimlerinin kınanması amacını taşır, tıpkı diri diri gömülen kız çocuğuna sorulan sorunun onu gömeni kınamak için olması gibi. Peygamberlerin 'bize ilim yok' cevabı ise kendilerinin bilmediği hususlarda (kavimlerin gizlediği şeylerde) bilgi sahibi olmadıklarını, buna karşılık Allah'ın gizli-açık her şeyi bildiğini ifade eder; bu cevapta aynı zamanda kavimlerinden çektikleri sıkıntının şikayeti ve işin Allah'ın ilmine havale edilmesi vardır.

وهذا السؤال لتوبيخ قومهم كما أن سؤال الموؤدة لتوبيخ الوائد ولذلك قالوا لا علم لنا أي لا علم لنا بما لست تعلمه
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Râzî'ye göre bu ayet, peygamberlerin toplandığı gün onlara ümmetlerinin durumu sorulduğunda, peygamberlerin bilgilerinin ancak zanna dayandığını, gerçek ilmin ise Allah'a mahsus olduğunu ifade eder. Dünyada hükümler zanna göre bina edilirken, ahirette hükümler eşyanın hakikatlerine ve gizli hallere göre bina edilir; bu nedenle peygamberler kesin bilgiden yoksun olduklarını belirtmiştir. Ayrıca ayet, Hıristiyanların İsa hakkındaki batıl iddialarını, Allah'ın İsa'ya verdiği nimetleri tek tek sayarak reddetmeyi ve onu kınamayı da amaçlamaktadır.

فالأنبياء قالوا : لا علام لنا ألبتة بأحوالهم ، إنما الحاصل عندنا من أحوالهم هو الظن

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin çoğu (Taberî, Beydâvî, Râzî) peygamberlerin 'bize ilim yok' sözünün mutlak bilgisizlik anlamına gelmediği, aksine Allah'ın ilminin kapsamlılığını itiraf ve kendi bilgilerinin sınırlılığını (özellikle gizli/nihai hakikatler konusunda) ifade ettiği noktasında birleşir. Ayrıca sorunun asıl muhatabının/amacının peygamberler değil, ümmetlerinin durumunu ortaya koymak veya onları kınamak olduğu vurgusu Kurtubî ve Beydâvî'de ortaktır.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet zincirlerine (Hasan-ı Basrî, Mücahid, Süddî, İbn Abbas) dayanarak farklı nakilleri bir arada sunar ve kesin tercih yerine ihtimalleri sıralar; Zemahşerî ise tamamen dilbilimsel/i'rab ve kıraat farklılıkları üzerinde durarak teolojik yorumdan uzak durur. Kurtubî ve Beydâvî sorunun 'tehdit/kınama' amacını öne çıkarırken, Râzî bunu epistemolojik bir çerçeveye (zan-ilim ayrımı) taşır ve ayrıca Hıristiyanlık eleştirisiyle bağlantı kurar; bu fark kısmen ekolsel ilgi alanlarından (Taberî ve İbn Kesîr'in rivayet ağırlıklı yöntemi, Zemahşerî'nin belâgat odaklı yaklaşımı, Râzî'nin kelamî/felsefi yönelimi) kaynaklanır.

Historischer Kontext

En erken dönem temsilcisi Taberî rivayetleri toplayıp aralarında dil tahliliyle tercihte bulunurken, Zemahşerî ve Beydâvî'de dilbilimsel derinlik artmış, Kurtubî'de hadis temelli ahlakî-cezaî yorum belirginleşmiş, İbn Kesîr yine rivayet geleneğine dönerek Taberî çizgisini sürdürmüş, Râzî ise en geç dönemde meseleyi kelamî bir çerçeveye (zan-ilim ayrımı, karşı-teolojik polemik) taşıyarak yorumu genişletmiştir. Temel çekirdek anlam (Allah'ın ilminin üstünlüğü, peygamberlerin sınırlı bilgisi) sabit kalmış, buna eklenen vurgular dönemin ilmî ilgi alanlarına göre çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın -peygamberler dahi olsa- bilgisinin sınırlı olduğunu, gerçek ve kapsamlı bilginin Allah'a ait olduğunu hatırlatır; bu da ilim ile iman arasındaki uyumu, bilgi karşısında tevazuu ve haddini bilmeyi düşündürebilir. Ayrıca sorunun ümmetlerin davranışlarına odaklanması, bireysel sorumluluk ve toplumsal dayanışma açısından bir öz-muhasebe zemini sunabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben