وَلَا تُؤْتُوا۟ ٱلسُّفَهَآءَ أَمْوَٰلَكُمُ ٱلَّتِى جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ قِيَٰمًا وَٱرْزُقُوهُمْ فِيهَا وَٱكْسُوهُمْ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا
“Und gebt nicht den Toren euren Besitz, den Allah euch zum Unterhalt bestimmt hat, sondern versorgt sie davon und kleidet sie und sagt zu ihnen geziemende Worte.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre 'sefihler' ifadesinin kime işaret ettiği hususunda müfessirler ihtilaf etmiştir: bir grup bunun kadınlar ve çocuklar olduğunu, diğer bir grup özellikle yetimler/çocuklar olduğunu, bir başka grup ise kişinin sefih olan çocuklarını kastettiğini söylemiştir. Ayrıca 'onlara güzel söz söyleyin' ifadesiyle ilgili de iki görüş nakledilmiştir: birincisi malın başkalarına veya yetimlere ait olduğunu, kendilerinin ondan bir şey veremeyeceklerini söylemeleri; ikincisi ise vasiyet eden kişiye rızık ve zenginlik dua etmek gibi hayırlı sözler söylenmesidir.
قال أبو جعفر: اختلف أهل التأويل في السفهاء الذين نهى الله جل ثناؤه عباده أن يؤتوهم أموالهم، فقال بعضهم: هم النساء والصبيان
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayet, mallarını yönetme ehliyeti bulunmayan sefihlere (akıl-baliğ olmayan, sefih veya müsrif kimselere) mallarının teslim edilmesini yasaklamaktadır; bu yasak, önceki ayetlerde yetimlere ve kadınlara mallarının verilmesi emrinin ancak akıllı ve rüşt sahibi olmaları şartıyla geçerli olduğunu açıklığa kavuşturur. Ayrıca 'ma'ruf söz' ifadesi müfessirler tarafından güzel vaad, dua veya öğüt gibi çeşitli şekillerde yorumlanmış, malın onlara izafe edilmesi ise gerçek mülkiyetten değil tasarruf yetkisinden kaynaklandığı için açıklanmıştır.
واعلم أن تعلق هذه الآية بما قبلها هو كأنه تعالى يقول : إني وإن كنت أمرتكم بايتاء اليتامى أموالهم وبدفع صدقات النساء اليهن ، فانما قلت ذلك إذا كانوا عاقلين بالغين متمكنين من حفظ أموالهم
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayette geçen 'sefihler'in kimler olduğunu ve mallarının kendilerine verilmemesi hükmünü tartışır; sefihi ehliyetsiz/hükümlere cahil kişi olarak tanımlar, hacir (mal üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlanması) konusunu farklı sefih hallerine (küçüklük, akıl noksanlığı, kötü tasarruf) göre inceler. Ayrıca ayetteki 'kavl-i maruf' ve 'kıyam/kıvam' kelimelerinin dil tahlilini yaparak farklı okuma ve i'rab ihtimallerini, bunların çocuk ve eşin nafakasının vücûbuna delil oluşunu açıklar.
وقال إبن خويز منداد : وأما الحجر على السفيه فالسفيه له أحوال : حال يحجر عليه لصغره وحالة لعدم عقله بجنون أو غيره وحالة لسوء نظره لنفسه في ماله
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre ayette geçen 'sefihler' ifadesi hakkında müfessirler farklı görüşler nakletmiştir; bunların çoğunluğu bunun kadınlar ve çocuklar olduğunu söylemiştir, ayrıca yetimler, sadece kadınlar veya hizmetçiler olduğu görüşleri de aktarılmıştır. İbn Abbas'tan nakledilen görüşe göre kişi malını eşine veya kızına teslim edip sonra onların elindekine bakmamalı, malını kendi elinde tutup harcamalarını kendisi yapmalıdır. Ayetin, aile fertlerine ve velayeti altındakilere hem fiilen (giyecek ve rızık vererek) hem de sözle (güzel söz ve ahlakla) iyilik etmeyi kapsadığı belirtilmiştir.
قال عامة علماء التفسير هم النساء والصبيان وقد تولى الله سبحانه جوابهم في هذه المواطن كلها فقال قال هم بنوك والنساء
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'emvâleküm' hitabı velilere yöneliktir; reşit olmayanlara (sefihlere) mallarının verilip zayi edilmesini yasaklar, mallar velilerin tasarrufunda ve velayeti altında olduğu için onlara nispet edilmiştir. Bir başka görüşe göre bu, herkese yönelik bir hitaptır; kişinin Allah'ın kendisine verdiği malı karısına veya çocuklarına vermemesi ve sonra onların ellerine bakmaması gerektiğini bildirir. Sefih denilmesi ise akıllarının küçümsenmesi ve kendilerine kıyam yeteneği verilmesinin uygunsuzluğu sebebiyledir.
وإنما أضاف الأموال إلى الأولياء لأنها في تصرفهم وتحت ولايتهم
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'sefihler' ifadesinin mallarını yönetme ehliyeti bulunmayan kimseleri (çocuklar, akıl noksanlığı olanlar, kötü tasarruf sahipleri) işaret ettiği konusunda hemfikirdir; ayrıca ayetin, malın sefihlere teslim edilmemesi ile birlikte onlara güzel söz ve iyi davranışla muamele edilmesini birlikte emrettiğini kabul ederler.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntemle sefihlerin kimliği konusunda (kadınlar, çocuklar, yetimler, hizmetçiler) çeşitli nakilleri sıralarken kesin bir tercihte bulunmazlar; Râzî ve Kurtubî dil/belağat ve fıkhi çıkarımı öne çıkararak hacr ve nafaka gibi hukuki sonuçlara ulaşırlar; Beydâvî ise hitabın velilere mi yoksa herkese mi yönelik olduğu ayrımını dil tahliliyle temellendirir. Bu farklar, müfessirlerin ağırlıklı olarak rivayet mi yoksa dil/fıkıh temelli tahlil mi kullandıklarıyla ilişkilidir.
Historischer Kontext
Daha erken dönem müfessirleri (Taberî, İbn Kesîr) çeşitli rivayetleri aktarmakla yetinip kesin hüküm vermekten kaçınırken, sonraki dönem müfessirleri (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil tahlili ve fıkhi çıkarımlarla konuyu daha sistematik hukuki çerçevelere (hacr, nafaka, velayet) taşımışlardır; temel anlayış sabit kalmış, yöntem ve derinlik zamanla gelişmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, mal ve kaynakların emanet edildiği kişilere karşı sorumluluk bilincini, hem maddi hem de sözlü iyilikle davranmanın önemini hatırlatabilir. Aile içi ilişkilerde, özellikle ekonomik konularda, sabırlı ve yapıcı bir dil kullanmanın; ihtiyaç sahiplerine karşı hem pratik yardım hem de güzel söz ile yaklaşmanın toplumsal dayanışmayı güçlendirdiği düşünülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben