قَالُوا۟ مَآ أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَٰكِنَّا حُمِّلْنَآ أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ ٱلْقَوْمِ فَقَذَفْنَٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلْقَى ٱلسَّامِرِىُّ

“Sie sagten: "Wir haben die Vereinbarung mit dir nicht aus unserem (eigenen) Willen gebrochen, sondern wir trugen (ganze) Lasten von den Schmucksachen des Volkes, und dann haben wir sie geworfen, und ebenso hat der Samiri (welche) hineingelegt.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre 'بملكنا' ifadesinin yorumunda üç görüş nakledilmiştir: bazıları 'gücümüzle/takatimizle', bazıları 'kendi arzumuzla değil, nefsimize hakim olamadığımız için', bazıları da 'emrimizle' anlamını vermiştir. Taberî bu üç görüşün anlam olarak birbirine yakın olduğunu, çünkü nefsine hakim olamayan kişinin dilde 'bunu yaptı ama kendine sahip değildi' şeklinde ifade edilmesinin caiz olduğunu belirtir; bu nedenle 'ملك' kelimesinin kıraatte fetha veya kesre ile okunmasının fark etmediğini, her iki kıraatin de doğru olduğunu söyler.

وكل هذه الأقوال الثلاثة في ذلك متقاربات المعنى، لأن من لم يهلك نفسه، لغلبة هواه على ما أمر، فإنه لا يمتنع في اللغة أن يقول: فعل فلان هذا الأمر، وهو لا يملك نفسه وفعله، وهو لا يضبطها وفعله، وهو لا يطيق تركه.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ifade, Sâmirî'nin çukurda yaktığı ateşte ziynetleri kendilerine attırmasına işaret eder. Sâmirî halka kendi elinden de tıpkı onların attığı gibi bir ziynet attığını gösterirken, aslında Cebrail'in atının ayağının bastığı yerden aldığı toprağı atmıştır. Şeytan olan velisi ona bu toprağın cansız bir şeye karışınca onu canlıya dönüştürdüğünü vahyetmiştir.

أراهم أنه يلقي حليا في يده مثل ما ألقوا . وإنما ألقى التربة التي أخذها من موطيء حيزوم فرس جبريل . أوحى إليه وليه الشيطان أنها إذا خالطت مواتا صار حيوانا
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'bi-mâlikinâ' cevabını verenlerin buzağıya tapmayanlar olduğu, dolayısıyla kendi güç ve iradeleriyle ahdi bozmadıklarını söyledikleri belirtilir; bir kişinin yakınının fiilini kendi fiiline nispet etmesi örneği ile bu ifade açıklanır. Ayrıca ziynetleri nereye attıklarına dair üç farklı görüş nakledilir: Hârûn'un emrettiği bir çukura, Sâmirî'nin belirlediği bir yere, veya ateş toplanan bir yere atıldığı şeklinde.

أنهم الذين لم يعبدوا العجل فكأنهم قالوا : إنا ما أخلفنا موعدك بملكنا أي بأمر كنا نملكه وقد يضيف الرجل فعل قريبه إلى نفسه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu ayette 'melkina/milkina/mulkina' kelimesinin farklı kıraatlerini ve bunların anlam farklarını aktarır; ardından 'evzâr' kelimesinin altınları taşımanın ağırlığı ya da helal olmayan mal anlamına geldiğini, Sâmirî'nin halktan topladığı ziynetleri ateşe atıp buzağı heykeli yaptığını, Cebrail'in atının izinin bu heykele hayat verdiğini ve buzağının böğürmesinin sebebi hakkındaki farklı rivayetleri (rüzgarla ses çıkarması ya da gerçek et-kan canlı olması) nakleder. Son olarak 'fenesiye' ifadesinin Musa'nın yolunu şaşırması, Sâmirî'nin ilahını unutması veya Musa'nın emrini terk etmesi şeklindeki yorum farklılıklarını sıralar.

قال قتادة : إن السامري قال لهم حين استبطأ القوم موسى : إنما احتبس عليكم من أجل ما عندكم من الحلى فجمعوه ودفعوه إلى السامري فرمى به في النار وصاغ لهم منه عجلا ثم ألقى عليه قبضة من أثر فرس الرسول وهو جبريل عليه السلام
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayet, İsrailoğulları'nın Mısırlılardan ödünç aldıkları ziynet eşyalarını yakma/atma olayını anlatmaktadır. Hz. Harun'un bu eşyaları bir çukurda toplattırdığı, Samirî'nin ise Hz. Musa'nın peygamberlik izinin bulunduğu bir avuç topraktan aldığı toz ile bu ziynetlere karışıp buzağı şekli verdiği, ardından Harun'dan yaptığı duayı kullanarak bu buzağının ses çıkarmasını sağladığı nakledilmektedir.

وقد تقدم في حديث الفتون أن هارون عليه السلام هو الذي كان أمرهم بإلقاء الحلي في حفيرة فيها نار وهي في رواية السدي عن أبي مالك عن ابن عباس إنما أراد هارون أن يجتمع الحلي كله في تلك الحفيرة ويجعل حجرا واحدا حتى إذا رجع موسى عليه السلام رأى فيه ما يشاء
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî bu ayetleri açıklarken İsrailoğullarının 'ma ahlefna' cevabını, kendi iradeleriyle sözden dönmediklerini, Samirî'nin kendilerini kandırdığını ifade ettikleri şeklinde yorumlar. Zînet eşyalarının Mısırlılardan ödünç alınan takılar olduğunu, bunların ateşe atılması üzerine Samirî'nin bunlardan bir buzağı heykeli çıkardığını aktarır. Buzağının ses çıkarması ve halkın onu ilah zannetmesi olayını, 'fenesiye' kelimesinin hem Musa'nın unutması hem de Samirî'nin imanını gizlice terk etmesi şeklinde iki farklı anlama gelebileceğini belirtir.

قالوا ما أخلفنا موعدك بملكنا بأن ملكنا أمرنا إذ لو خلينا وأمرنا ولم يسول لنا السامري لما أخلفناه

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayetin İsrailoğulları'nın kendi iradeleriyle ahdi bozmadıklarını söyledikleri savunma cümlesiyle, Sâmirî'nin ziynet eşyalarını toplayıp eritmesi ve buzağı heykeli yapması olayını anlattığı konusunda birleşir. 'بملكنا/ملكنا' ifadesinin 'kendi güç ve iradesiyle olmadı' anlamına geldiği ve buzağının ses çıkarmasının Sâmirî'nin Cebrail'in izinden aldığı topraktan kaynaklandığı ortak vurgulardır.

Unterschiede

Taberî ve Kurtubî kıraat farklılıkları (fetha/kesre okuma) üzerinde dilsel tahlile ağırlık verirken, Zemahşerî ve Beydâvî olayı daha çok anlatı/kıssa akışı içinde belağat vurgusuyla aktarır. Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet zincirlerini (İbn Abbas, Katade, Süddî vb.) sistematik biçimde sıralayarak nakilci bir yöntem izlerken, Râzî 'fiilini yakınına nispet etme' gibi dil mantığı örnekleriyle açıklamayı tercih eder; bu farklar müfessirlerin ait olduğu dönemin tefsir ekolü (rivayet ağırlıklı veya dirayet/dilbilim ağırlıklı) ile ilişkilidir.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî meseleyi öncelikle dil ve kıraat çerçevesinde ele alırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî gibi isimler belağat ve mantıksal izah katmanları eklemiş, Kurtubî ve İbn Kesîr ise rivayetleri daha sistemli bir şekilde derleyip karşılaştırmıştır. Temel anlam (iradesizlik/mazeret beyanı ve Sâmirî'nin hilesi) yüzyıllar boyunca sabit kalmış, sadece açıklama yöntemi ve rivayetlerin sunuluş biçimi zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu kıssa, toplumsal bir sürüklenme anında bireysel sorumluluğun nasıl kolayca başkasına yüklenebildiğini hatırlatması bakımından düşündürücüdür. Nefse hakim olamama ve toplu hareketin cazibesine kapılma temaları, günümüzde de bireyin ahlaki duruşunu koruma ve sabırla doğru bilgiye/eğitime yönelme çabasıyla ilişkilendirilebilir. Aynı zamanda hikaye, ilim ve akıl yürütmenin, toplumsal yanılgılara karşı bir denge unsuru olabileceğine dair ihtiyatlı bir düşünceye zemin sunar.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben