وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا

“Und Wir schenkten ihnen (etwas) von Unserer Barmherzigkeit, und Wir verliehen ihnen einen hohen Ruf an Wahrhaftigkeit.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayette İbrahim, İshak ve Yakub'a bahşedilen rahmet, dünyada verilen bol rızık ve zenginlikle birlikte, insanlar arasında güzel bir söz ve şöhretle (lisan-ı ulyâ) anılmalarıdır. Yüce lisan sıfatı, bütün din ehlinin onları güzellikle anması anlamına gelir.

يقول تعالى ذكره: ورزقناهم الثناء الحسن، والذكر الجميل من الناس كما حدثني علي، قال: ثنا عبد الله، قال: ثني معاوية ، عن علي، عن ابن عباس، قوله: يقول: الثناء الحسن وإنما وصف جل ثناؤه اللسان الذي جعل لهم بالعلو، لأن جميع أهل الملل تحسن الثناء عليهم
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre 'lisan-ı sıdk' ifadesi Hasan'dan nakille nübüvvet, Kelbî'den nakille mal ve evlat olarak yorumlanmış, ancak bu tabirin genel olarak kişiye verilen her türlü dinî ve dünyevî hayrı kapsayabileceğini belirtmiştir. Ayrıca 'lisan' kelimesinin burada dille söylenen güzel övgü (senâ-yı hasen) anlamında mecazen kullanıldığını, dilin fiiliyle ifade edilenin dilin kendisine izafe edilmesinin Arap dilinde yaygın bir üslup olduğunu (elle verilen şeyin 'yed' ile ifade edilmesi gibi) açıklamıştır.

لسان الصدق : الثناء الحسن . وعبر باللسان عما يوجد باللسان كما عبر باليد عما يطلق باليد وهي العطية
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metne göre 'lisân-ı sıdk' ifadesi, insanlar arasında yayılan güzel övgüyü/anılmayı ifade eder. Râzî bunu, dilin bizzat kendisi kastedilmeyip, dille meydana gelen şeyin (güzel anma/övgü) dil lafzıyla ifade edilmesi olarak açıklar; tıpkı elle verilen şeyin (bağış) 'el' lafzıyla ifade edilmesi gibi. Ayrıca Allah'ın bu duayı (İbrahim'in duasını) kabul ettiği belirtilir.

ولسان الصدق الثناء الحسن وعبر باللسان عما يوجد باللسان ، كما عبر باليد عما يعطي باليد وهو العطية
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'lisan-ı sıdk' ifadesi, İbrahim'e verilen güzel bir övgü ve şöhret anlamındadır; çünkü bütün milletler onu güzelce anmakta ve övmektedir. Ayrıca 'lisan' kelimesinin dilbilimsel olarak hem müennes hem müzekker kullanılabildiği belirtilmiştir.

أي أثنينا عليهم ثناء حسنا لأن جميع الملل تحسن الثناء عليهم واللسان يذكر ويؤنث
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen 'lisân-ı sıdk-ı aliyy' ifadesi, güzel bir övgü ve iyi bir zikir anlamına gelmektedir. İbn Cerîr'in görüşüne göre burada 'aliyyâ' (yüce) denilmesinin sebebi, tüm din ve millet mensuplarının bu kişileri övüp yüceltmesidir.

يعني الثناء الحسن وكذا قال السدي ومالك بن أنس وقال ابن جرير إنما قال ( عليا ) لأن جميع الملل والأديان يثنون عليهم ويمدحونهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre İbrahim'in kendisini ve putperest kavmini terk edip Şam'a hicret etmesi üzerine Allah ona İshak ve Yakub'u bağışlamıştır; bu, ondan ayrılan kâfirlere karşılık bir lütuf olarak sunulmuştur. İshak ve Yakub'un özellikle zikredilmesi, onların peygamberler silsilesinin kökü olmaları veya İbrahim'in İsmail'i ayrıca zikretmek istemesiyle açıklanır. Ayrıca kendilerine verilen 'lisân-ı sıdk' ile insanların onları övüp kendileriyle iftihar etmeleri, İbrahim'in duasına icabet olarak yorumlanmıştır.

وكلا منهما أو منهم

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler 'lisân-ı sıdk' ifadesini dilin bizzat kendisinden çok, insanlar arasında yayılan güzel övgü, iyi anılma ve şöhret olarak anlar. Çoğu bunu dilin fiiliyle ortaya çıkanın dil lafzına izafe edilmesi (elle verilenin 'yed' ile ifadesi gibi) şeklinde bir belağat üslubu olarak açıklar ve bunun tüm din/millet mensuplarınca kabul gören bir övgü olduğunu vurgular.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı okuyup İbn Abbas ve İbn Cerîr nakillerine dayanırken, Zemahşerî ve Râzî daha çok dil/belağat tahliline yoğunlaşır; Zemahşerî ayrıca Hasan ve Kelbî'den nübüvvet ve mal-evlat gibi ek yorumlar aktarır. Kurtubî dilbilimsel bir ayrıntıya (lisan kelimesinin cinsiyeti) değinirken, Beydâvî ayeti İbrahim'in hicreti ve duasına icabet bağlamına oturtarak farklı bir çerçeve sunar.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessir Taberî rivayete dayalı sade bir açıklama sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî ile birlikte belağat ve mecaz tahlili daha sistemli hale gelmiş; Kurtubî ve İbn Kesîr bu birikimi rivayetle harmanlamış, Beydâvî ise özet bir sentezle bağlamsal okumayı öne çıkarmıştır. Temel anlam (güzel övgü/şöhret) boyunca sabit kalmış, yöntem ve vurgular zenginleşerek çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, iyi bir söz ve dürüst bir duruşun nesiller boyu kalıcı bir itibar bıraktığını hatırlatabilir; kişinin ahlaki tutarlılığı, toplumda güven ve saygıyla anılmasına vesile olabilir. Bu bağlamda ihlasla yapılan iyilik ve hizmetin, zamanla toplumsal hafızada güzel bir iz bırakabileceği düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben