تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبْعُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

“Ihn preisen die sieben Himmel und die Erde, und wer in ihnen ist. Es gibt nichts, was Ihn nicht lobpreist; ihr aber versteht ihr Preisen nicht. Gewiß, Er ist Nachsichtig und Allvergebend.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ifade, Allah'ın kulların gaflet, gafletli bakışları, tesbihi bilmezlikleri ve şirkleri sebebiyle onları hemen cezalandırmadığını, aksine göklerin ve yerin tutulup ayakta kalmasıyla bu cezayı geciktirdiğini anlatır. Şirk kelimesinin büyüklüğü sebebiyle göklerin ve yerin çökmesi (hedd) beklenirken, Allah'ın halîm ve gafûr sıfatlarıyla bunları tutması vurgulanır.

حين لا يعاجلكم بالعقوبة على غفلتكم وسوء نظركم وجهلكم بالتسبيح وشرككم . ! 7 < غير معاجل بالعقوبة ، حيث يمسكهما ، وكانتا جديرتين بأن تهدا هدا ، لعظم كلمة الشرك
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre gökler ve yer, göklerin insanların üzerine çökmesi durumunda bile herşeyin canlı olmayan cisimler tarafından tesbih edilmesi meselesi ele alınmakta; tesbihin gerçek anlamda dille söylenmesi ancak akıl sahibi, Allah'ı tanıyan varlıklardan sadır olabilir, cansız cisimlerin bu şekilde tesbih ettiği söylenemez çünkü bu Allah'ın kudretine dair delil getirmeyi geçersiz kılar. Ayrıca 'Rabbü'l-âlemîn' ifadesinin 'Hâlıku'l-âlemîn' yerine kullanılmasının sebebi, varlıkların hem yaratılış anında hem de devam-ı vücutlarında Allah'a muhtaç olduklarına işaret etmektir; ilk husus üzerinde ittifak varken ikincisi ihtilaflıdır, bu yüzden Allah bunu özellikle zikretmiştir.

بل الحق أن التسبيح الذي هو القول لا يصدر إلا من العاقل العارف بالله تعالى ، فينوي بذلك القول تنزيه ربه سبحانه ، ومثل ذلك لا يصح من الجمادات
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, göklerin ve yerin tesbihi ile ilgili ayeti aktarırken 'her şey O'nu tesbih eder' ifadesindeki umumun tahsis edilip edilmediği konusunda üç görüş nakleder: bir grup bunun sadece delalet (yaratılışın Allah'a şahitlik etmesi) yoluyla olduğunu söylerken, diğer bir grup bunun hakiki bir tesbih olduğunu ve insanların bunu işitmediğini/anlamadığını belirtir. Üçüncü görüş ise umumun canlı ve cansız ayrımıyla tahsis edilmesi gerektiğini, cansızların (taş, direk gibi) tesbih etmediğini ileri sürer. Kurtubî, hakiki tesbih görüşünü destekleyen çok sayıda hadis ve rivayet (yiyeceğin tesbihi, taşların selamı, ağaç dallarının kabir azabını hafifletmesi gibi) nakleder ve sonuçta cansızlar da dahil her şeyin tesbih ettiği görüşünü tercih eder.

وقالت طائفة : هذا التسبيح حقيقة وكل شيء على العموم يسبح تسبيحا لا يسمعه البشر ولا يفقهه ولو كان ما قاله الأولون من أنه أثر الصنعة والدلالة لكان أمرا مفهوما والآية تنطق بأن هذا التسبيح لا يفقه
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen tesbihin bütün mahlukatı, canlıları, cansızları ve bitkileri kapsayan genel bir tesbih olduğu görüşü daha meşhur görüştür; her şey Allah'a hamd ile tesbih eder ancak insanlar bu tesbihi kendi dilleri farklı olduğu için idrak edemez. Buna karşılık Hasan ve Dahhâk gibi bazı selef âlimlerinin sadece kendisinde ruh bulunan şeylerin (canlı ağaç, hayvan, bitki) tesbih ettiğini söylediği de nakledilir; kesilip kuruyan bir ağacın tesbihinin kesildiğine dair bir görüş de zikredilmiştir.

وما من شيء من المخلوقات إلا يسبح بحمد الله أي لا تفقهون تسبيحهم أيها الناس لأنها بخلاف لغاتكم وهذا عام في الحيوانات والجمادات والنباتات وهذا أشهر القولين
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre ayetteki tesbih, göklerin, yerin ve içindekilerin dil-i hâl ile Allah'ı tenzih etmesidir; çünkü bunların imkân ve hudûs vasıflarıyla vücûdu vâcib ve zâtıyla kâim olan Sâni'-i Kadîm'e delalet etmeleri, bir tür tesbih sayılır. Müşrikler bu tesbihi doğru bir nazar ile kavrayamadıkları için 'lâ tefkahûne tesbîhahüm' buyrulmuştur. Ayrıca tesbih lafzının hem hakiki söz olarak hem de delalet yoluyla ortak kullanılabileceği de belirtilmiştir.

تسبح له السماوات السبع والأرض ومن فيهن وإن من شيء إلا يسبح بحمده ينزهه عما هو من لوازم الإمكان وتوابع الحدوث بلسان الحال حيث تدل بإمكانها وحدوثها على الصانع القديم الواجب لذاته.
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayet, Allah'ın yarattığı her şeyin O'nu hamd ile tesbih ettiğini bildirmektedir; ancak insanlar bu tesbihi kendi dilleriyle yapılan tesbih gibi kavrayamazlar. Rivayetlerde ağaç, sütun, yemek ve içinde ruh bulunan her şeyin tesbih ettiği nakledilmiştir. Ayrıca 'hâliman' ifadesi, Allah'ın kendisine şirk koşup küfredenlere ceza vermekte acele etmediği, 'ğafûran' ifadesi ise tövbe edenlerin günahlarını örtüp bağışladığı şeklinde açıklanmıştır.

الشجرة تسبح، والأسطوانة تسبح

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin çoğu (Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî, Taberî), ayetteki tesbihin insanların kendi dilleriyle anlayamadığı bir tesbih olduğu ve bunun canlı-cansız tüm yaratılmışları kapsayan geniş bir kavram olduğu konusunda birleşir; ayrıca Allah'ın 'halîm' ve 'gafûr' sıfatlarının, şirk gibi büyük bir günaha rağmen cezayı geciktirmesiyle ilişkilendirilmesi ortak bir vurgudur.

Unterschiede

Zemahşerî ve Râzî ayeti daha çok dil/belağat ve akli-kelami çerçevede ele alıp cansız cisimlerin hakiki tesbihini tartışmalı bulurken, Kurtubî, İbn Kesîr ve Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle hadis ve sahabe sözlerine dayanarak cansızların da hakiki anlamda tesbih ettiği görüşünü destekler; Beydâvî ise kelâmî-felsefi bir çizgide tesbihi varlığın Allah'a delaletinin bir türü olarak yorumlayarak iki yaklaşımı bir denge içinde birleştirir. Bu farklar, müfessirlerin ekolsel eğilimlerinden (dilci-belağatçi, kelamcı-akılcı, rivayetçi-hadisçi) kaynaklanmaktadır.

Historischer Kontext

En eski müfessir Taberî'den başlayarak rivayet temelli okuma sabit bir çizgi olarak devam etmiş, ancak sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî ile birlikte dil ve akıl temelli tartışmalar daha belirgin hale gelmiş, Kurtubî ve İbn Kesîr ise rivayet birikimini sistemli biçimde derleyerek çoğulcu bir sentez sunmuştur; Beydâvî ile ayet kelâmî bir çerçeveye taşınarak varlık-yaratıcı ilişkisi üzerinden yeniden yorumlanmıştır. Böylece ayetin temel mesajı (tüm varlığın bir şekilde Allah'ı tesbih ettiği ve insan idrakinin sınırlı olduğu) sabit kalırken, bunun nasıl anlaşılacağına dair yöntem ve vurgular dönemsel ilgilere göre çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, tabiattaki her varlığın kendince bir düzen ve amaç içinde var olduğunu düşünmeye, ilim ile iman arasında bir çatışma değil bir uyum aramaya davet edebilir. İnsanın kendi idrakinin sınırlı olduğunu kabul etmesi, hem bilimsel merakı hem de tevazuyu birlikte besleyebilir. Ayrıca Allah'ın sabırla muamele etmesi, günlük hayatta hoşgörü ve sabır gibi tutumları hatırlatan bir örnek olarak düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben