قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّىٓ إِذًا لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ ٱلْإِنفَاقِ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ قَتُورًا
“Sag: Wenn ihr über die Schatzkammern der Barmherzigkeit meines Herrn verfügtet, dann würdet ihr aus Furcht vor dem Ausgeben wahrlich zurückhaltend sein, denn der Mensch ist knauserig.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayette Hz. Peygamber'e, müşriklere 'eğer sizler Rabbimin rahmet hazinelerine -burada rahmetten kastedilen maldır- sahip olsaydınız, yine de yoksulluk ve tükenme korkusuyla cimrilik yapıp bunu başkalarına vermezdiniz' demesi emredilmektedir. İnsanın tabiatı itibariyle cimri ve elindekini tutan (bahil, mümsik) bir yapıda olduğu belirtilmektedir.
لو أنتم أيها الناس تملكون خزائن أملاك ربي من الأموال، وعنى بالرحمة في هذا الموضع: المال يقول: إذن لبخلتم به، فلم تجودوا بها على غيركم خشية من الإنفاق والإقتار
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre ayetteki 'لو أنتم تملكون' ifadesi, insanın hazineleri elinde bulunduracak olsa bile aşırı bir cimriliğe düşeceğini bildirir; bu vasfın insan tabiatında ulaşabileceği son noktayı ifade eder. Bazı görüşe göre bu, Mekke ehline işaret eder; onlar pınar ve nehir gibi şeyler istediler, eğer rızık hazinelerine sahip olsalardı bunları cimrice esirgerlerdi.
فأما ما يقتضيه علم البيان ، فهو : أن أنتم تملكون فيه دلالة على الاختصاص ؛ وأن الناس هم المختصون بالشح المتبالغ
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayet, insanların Allah'ın rahmet hazinelerine sahip olsalar bile cimrilikte direneceklerini vurgulayarak onları bu aşağılık nitelikle tasvir etmede büyük bir mübalağa içermektedir. Râzî, Allah'ın fazl ve rahmet hazinelerinin sonsuz olduğunu belirtip, insan sonsuz nimete sahip olsa da yine bahil kalacağını açıklar. Ayrıca 'insan' kelimesinin genelliğine itiraz edilip cömert insanların da bulunduğu sorusuna üç yönlü cevap sunulur: insanın aslında ihtiyaç sahibi yaratıldığı için tabiatında bahillik olduğu, verdiğinde bile karşılık (övgü/sevap) beklediği için gerçekte bahil olduğu ve ayetteki 'insan' ifadesinin belirli bir kişiye (ma'hûd) işaret ettiği.
خزائن فضل الله ورحمته غير متناهية فكان المعنى أنكم لو ملكتم من الخير والنعم خزائن لا نهاية لها لبقيتم على الشح وهذا مبالغة عظيمة في وصفهم بهذا الشيء
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayette geçen 'hazineler' ifadesinin rızık hazineleri, ya da daha genel bir okumayla nimet hazineleri anlamına geldiğini belirtir. Ardından 'bahil ve dar tutan' anlamındaki kelimenin dilde 'taktîr' ve 'iktâr' şekilleriyle kullanıldığını açıklar. Ayetin iniş sebebi konusunda ise iki görüş nakleder: Hasen'e göre özellikle müşrikler hakkında inmiştir, cumhurun görüşüne göre ise genel bir hükümdür.
واختلف في هذه الآية على قولين : أحدهما أنها نزلت في المشركين خاصة قاله الحسن والثاني أنها عامة وهو قول الجمهور وذكره الماوردي
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen tükenme korkusu, elinizdeki malın gerçekte tükenmesinin düşünülemeyeceğini, bu korkunun aslında kişinin bizzat kendi cimriliğinden ve tamahkarlığından kaynaklandığını ifade etmektedir. Bu bağlamda ayette geçen ifade 'bahil' (cimri) olarak açıklanmıştır.
أي خوف أن يذهب ما بأيديكم مع أنه لا يتصور نفاده وإنما هو من بخلكم وشحكم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın insanları yeniden yaratmaya (öldükten sonra diriltmeye) kadir olduğunu, çünkü yaratılışlarının ilkinden daha güç olmadığını, iadenin ibda'dan daha zor olmadığını belirtir. Zalimler bu apaçık gerçeğe rağmen inkarda direnmiştir. İkinci ayette ise, insan tabiatının cimriliğe meyilli olduğu; eğer insanlar Allah'ın rahmet hazinelerine sahip olsalardı, tükenme korkusuyla infaktan kaçınacakları, çünkü herkesin kendi çıkarını tercih ettiği vurgulanır.
فإنهم ليسوا أشد خلقا منهن ولا الإعادة أصعب عليه من الإبداء
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî hepsi ayetin insan tabiatındaki cimrilik ve tükenme korkusunu vurguladığı; Allah'ın rahmet/rızık hazinelerine sahip olsalar bile insanların bunu esirgeyeceği noktasında birleşir. Çoğu müfessir dil tahlili (kıtr/taktîr/iktâr kökleri) ile rivayet nakillerini (İbn Abbas, Katade, Hasen) birlikte kullanır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet ağırlıklı bir okuma sunarken, Zemahşerî ve Beydâvî belâgat ve nahiv tahliline (hazf, zamir, 'لو'nun kullanımı, şiirden istişhad) yoğunlaşır. Râzî ise kelamî bir boyut ekleyip 'insan' lafzının genelliğine yönelik itirazı üç yönlü akli cevapla ele alır. Kurtubî iniş sebebinde müşriklere özgü mü yoksa genel bir hüküm mü olduğu tartışmasını nakleder; Zemahşerî de benzer şekilde Mekke ehline dair bir yorumu zikreder ama bunu asıl vurgu yapmaz.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve lugat temelli sade bir açıklamayla başlar; sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî ile belâgat/nahiv analizi derinleşir, Râzî ile kelamî sorgulama ve akli istidlal ön plana çıkar, Kurtubî ve İbn Kesîr ise klasik rivayet yöntemine dönerek farklı görüşleri derleyici bir tarzda sunar. Temel mesaj sabit kalmış, yöntem ve vurgu ağırlıkları dönemin ilmi eğilimlerine göre çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın imkanları ne kadar bollaşırsa bollaşsın cimriliğe meyledebileceği gerçeğine dikkat çekerek, bireysel ve toplumsal düzeyde paylaşma bilincinin sürekli bir çaba gerektirdiğini hatırlatır. Aile ve toplum içinde cömertlik ve dayanışmayı bir alışkanlık haline getirmek, ihlasla ve karşılık beklemeden yardımlaşmayı teşvik eder. Bu bakış, ilim ile ahlaki öz-eleştiriyi bir arada tutan yapıcı bir tutumu günümüz için de anlamlı kılar.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben