لِلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِرَبِّهِمُ ٱلْحُسْنَىٰ وَٱلَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَهُۥ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفْتَدَوْا۟ بِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْحِسَابِ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ

“Für diejenigen, die auf ihren Herrn hören, ist das Beste. Diejenigen aber, die nicht auf Ihn hören, wenn sie alles hätten, was auf der Erde ist, und noch einmal das Gleiche dazu, würden sie sich sicherlich damit loskaufen. Für sie wird es eine böse Abrechnung geben, und ihr Zufluchtsort ist die Hölle - eine schlimme Lagerstatt!” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre ayet, Allah'ın çağrısına iman ederek ve peygambere itaat ederek icabet edenler için 'en güzel karşılık' olarak cenneti; icabet etmeyenler için ise dünyadaki her şeye ve bir mislini fidye olarak versel bile kabul edilmeyecek 'kötü hesap'ı, yani hiçbir günahın affedilmeyip tamamıyla hesaba çekilmeyi belirtir. Ayrıca 'meselü'l-cenne' ifadesindeki 'mesel' kelimesinin, cennetin kendisinden başka bir şey olmayıp onun sıfatını ifade ettiğini, dolayısıyla 'mesel'in zikredilip cennetin vasıflarının anlatıldığını açıklar.

يقول تعالى ذكره: وأما الذين لم يستجيبوا له حين دعاهم إلى توحيده والإقرار بربوبيته، ولم يطيعوه فيما أمرهم به، ولم يتبعوا رسوله فيصدقوه فيما جاءهم به من عند ربهم، فلو أن لهم ما في الأرض جميعا من شيء ومثله معه ملكا لهم ثم مثل ذلك وقبل ذلك منهم بدلا من العذاب الذي أعده الله لهم في نار جهنم وعوضا لافتدوا به أنفسهم منه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre âyetteki لام, يضرب fiiline bağlıdır; yani Allah bu şekilde temsilleri, davete icabet eden mü'minler için ve icabet etmeyen kâfirler için verir; bunlar her iki grubun misalidir. الحسنى kelimesi استجابوا'nun mastarına sıfat olup 'en güzel icabetle icabet ettiler' anlamına gelir; ayrıca الحسنى'nın kendileri için en güzel karşılık (cennet) olduğu, sonrasında da lev şartıyla gelen hesaplaşmanın (münâkaşa) anlamı açıklanır.

اللام متعلقة بيضرب ، أي كذلك يضرب الله الأمثال للمؤمنين الذين استجابوا ، وللكافرين الذين لم يستجيبوا ، أي : هما مثلا الفريقين . و { الحسنى } صفة لمصدر استجابوا ، أي : استجابوا الاستجابة الحسنى .
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, 'istecâbû' kelimesini 'ecâbû' (icabet ettiler) anlamında açıklar ve ayetin, Allah'ın kendilerini tevhid ve peygamberlere iman gibi çağırdığı şeylere icabet edenlere en güzel karşılığın (el-hüsnâ) verileceğini bildirdiğini belirtir. El-hüsnâ'nın dünyada zafer ve yarın kalıcı nimet olduğu da söylenmiştir. İcabet etmeyenler için ise kıyamet gününün azabından kurtaracak hiçbir şeyin fayda vermeyeceği, Âl-i İmrân suresindeki benzer ayetlerle açıklanmıştır.

أي أجابوا واستجاب بمعنى أجاب قال : * فلم يستجبه عند ذاك مجيب * وقد تقدم أي أجاب إلى ما دعاه الله من التوحيد والنبوات ( الحسنى ) لأنها في نهاية الحسن وقيل : من الحسنى النصر في الدنيا والنعيم المقيم غدا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre ayette geçen 'ihsan edenler' Allah ve Resulüne itaat edip emirlerine boyun eğen, geçmiş ve gelecek haberlerini tasdik eden kimselerdir; bunlara karşılık 'el-hüsnâ' yani güzel karşılık verilecektir. İtaat etmeyenler ise ahirette hesaba çekilecek, en küçük ve en basit şeyler üzerinde bile sorgulanacak, hesaba çekilen kimse de azap görecektir.

أي أطاعوا الله ورسوله وانقادوا لأوامره وصدقوا أخباره الماضية والآتية فلهم ( الحسنى ) وهو الجزاء الحسن
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'استجابوا' ile Allah'a icabet edip iman edenler, 'لم يستجيبوا' ile de icabet etmeyen kâfirler kastedilmektedir. Ayetteki lam, 'يضرب' fiiline bağlıdır; yani meselin her iki grubun durumuna misal olarak verildiği belirtilir. Bir başka görüşe göre ise 'الحسنى' iman edenlerin mükafatı (sevap veya cennet) olup, 'الذين لم يستجيبوا' cümlesi müstakil bir mübteda olarak icabet etmeyenlerin sonunu (yeryüzündekini fidye verseler de kurtulamayacaklarını) beyan eder.

واللام متعلقة بيضرب على أنه جعل ضرب المثل لشأن الفريقين ضرب المثل لهما. وقيل للذين استجابوا خبر الحسنى وهي المثوبة أو الجنة والذين لم يستجيبوا مبتدأ خبره.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Râzî bu ayette 'el-Hüsnâ'nın gramatik olarak iki farklı şekilde okunabileceğini belirtir: ya kendi başına yeni bir cümle olup 'onlara güzel olan vardır' anlamındadır, ya da öncesine bağlanarak temsilin izahı şeklindedir. Buna göre Rablerine icabet edenlere Hüsnâ (cennet) vardır; icabet etmeyenlere ise dört türlü azap ve ceza söz konusudur. Ayrıca müfessir, bu ayrımı insanın Allah'a yönelik meşguliyetinin onun ruhundaki kalıcı hal ve melekeler oluşturması bağlamında işârî bir yorumla da genişletir.

فلهم الحسنى

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayeti iki karşıt grup üzerinden okur: Allah'a icabet edip iman edenlere 'el-hüsnâ' (cennet/en güzel karşılık) verileceği, icabet etmeyenlere ise hiçbir fidyenin fayda vermeyeceği ağır bir hesabın olacağı konusunda hemfikirdirler. 'İstecâbû' kelimesinin iman ve itaat anlamına geldiği de ortak kabuldür.

Unterschiede

Taberî ve Kurtubî rivayet ve dil tahliline dayanırken, Zemahşerî ve Beydâvî meselenin dilbilimsel/i'rab yönüne (lam-ı ta'lil, mübteda-haber ilişkisi) ağırlık verir. Râzî bunlara ek olarak işârî/tasavvufi bir boyut katarak ayeti insanın ruhsal hallerine bağlar. İbn Kesîr ise bağlamsal okumayla başka kıssalara (Zülkarneyn) atıfta bulunarak konuyu genişletir. Kurtubî ayrıca el-hüsnâ'nın dünyevi zafer anlamına da gelebileceğini ekler.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessirler (Taberî) rivayet ağırlıklı bir yöntemle ayeti izah ederken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Beydâvî, Râzî) dilbilimsel/mantıksal tahlil ön plana çıkmış, Râzî ile birlikte işârî yorum da eklenmiştir. Temel anlam (iman edenler-etmeyenler ayrımı) boyunca sabit kalmış, yöntem ve vurgular zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, kişinin hakka çağrıldığında gösterdiği samimi ve içten (ihlaslı) karşılığın, hem bireysel ahlakında hem topluma faydalı bir tutumda karşılık bulacağını hatırlatabilir. Günümüzde de ilim ve iman arasında denge kurmaya, sabırla ve içtenlikle yapıcı bir duruş sergilemeye dair bir teşvik olarak düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben