Bu müfessire göre buradaki 'söz'den kastedilen azap sözüdür, küfür veya günah sözü değildir; çünkü küfür ve günahın 'hak' sıfatıyla nitelenmesi caiz değildir.
دلالة على أنها العذاب دون كلمة الكفر لأن الكفر والمعصية لا يجوز وصفهما بأنه حقإِنَّ ٱلَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ
“Diejenigen,gegen die sich das Wort deines Herrn bewahrheitet hat, glauben nicht -,” — Bubenheim & Elyas
Bu müfessire göre buradaki 'söz'den kastedilen azap sözüdür, küfür veya günah sözü değildir; çünkü küfür ve günahın 'hak' sıfatıyla nitelenmesi caiz değildir.
دلالة على أنها العذاب دون كلمة الكفر لأن الكفر والمعصية لا يجوز وصفهما بأنه حقBeydâvî'ye göre haklarında Allah'ın hükmü/kelimesi kesinleşmiş kimseler, kendilerine hangi mucize/âyet gelirse gelsin iman etmezler; çünkü onların küfür üzere ölecekleri ve azapta ebedî kalacakları önceden hükme bağlanmıştır. İman etmemelerinin sebebi, Allah'ın iradesinin onların imanına yönelik olarak bulunmamasıdır; bu yüzden hiçbir delil kendilerine fayda vermez ve ancak azabı gördüklerinde iman etmek isteseler de bu, Firavun'un imanı gibi kendilerine fayda vermez.
إن الذين حقت عليهم ثبتت عليهم. كلمت ربك بأنهم يموتون على الكفر ويخلدون في العذاب. لا يؤمنون إذ لا يكذب كلامه ولا ينتقض قضاؤه.Bu müfessire göre ayette geçen kişiler, Allah'ın delillerini tasdik etmeyen, Rablerinin birliğini ve Peygamber'in gerçekten Allah'ın elçisi olduğunu kabul etmeyenlerdir. Onlara her türlü ayet, öğüt ve ibret gelse ve bunları gözleriyle görseler bile, ancak elem verici azabı gördüklerinde iman edeceklerdir. Bu durum, Firavun ve kavminin, Rablerinin azap sözü gerçekleşinceye ve elem verici azabı görünceye kadar iman etmemesine benzetilmiştir.
كما لم يؤمن فرعون وملؤهGemeinsamkeiten
Üç müfessir de ayetteki kişilerin, üzerlerine azap hükmü kesinleşmiş olduğu için hiçbir delil/mucize görseler de iman etmeyecekleri ve ancak azabı bizzat gördüklerinde iman etmek isteyecekleri (fakat bunun fayda vermeyeceği) noktasında birleşir; Firavun örneği ortak referans noktasıdır.
Unterschiede
Râzî meseleye dilbilimsel-mantıksal açıdan yaklaşıp 'söz'ün küfür/günah sözü olamayacağını, ancak azap sözü olabileceğini ispat etmeye çalışır. Beydâvî konuyu kelamî çerçeveye taşıyıp meseleyi Allah'ın irade ve kazâsı bağlamında, iman etmemenin ilahi iradeye bağlı olduğu şeklinde teolojik olarak temellendirir. Taberî ise daha tarihsel-bağlamsal bir okuma yaparak meseleyi doğrudan Firavun kıssasıyla ilişkilendirir, teorik/kelamî tartışmaya girmez.
Historischer Kontext
Taberî'nin erken dönem tefsirinde bağlamsal-nakle dayalı sade açıklama öne çıkarken, sonraki dönemlerde Beydâvî ile kelamî tartışmalar (irade, kaza) tefsire dahil olmuş, Râzî ile ise dil ve mantık analizi daha sistematik hale gelmiştir; temel sonuç değişmemiş, izah yöntemleri zenginleşmiştir.
Bu karşılaştırma, kişinin kalbini hakikate açık tutmasının salt bilgi veya delil çokluğuyla değil, samimi bir arayışla mümkün olduğunu düşündürebilir. Günümüzde de ilim ve iman arasındaki uyumu ihlasla ve yapıcı bir tutumla ele almak, aceleci hükümlerden kaçınmak öğüt verici bir ders olarak görülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben