بَلْ كَذَّبُوا۟ بِمَا لَمْ يُحِيطُوا۟ بِعِلْمِهِۦ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُۥ كَذَٰلِكَ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ

“"Nein! Vielmehr erklären sie das für Lüge, wovon sie kein umfassendes Wissen haben, und schon bevor seine Deutung zu ihnen gekommen ist. So haben es auch diejenigen, die vor ihnen waren, für Lüge erklärt. Schau, wie das Ende der Ungerechten war!” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayet Hz. Peygamber'e, kendilerine zulmedip Rablerini inkâr eden, elçinin nasihatini reddeden geçmiş toplumların akıbetini kalp gözüyle görmesini emretmektedir. Allah onları helak etmiş, diyarlarını ve mallarını dostlarına miras kılmış, güçsüz iken zulme uğrayan mü'minleri onların yerine geçirmiştir. Aynı ilahi kanun, Peygamber'i yalanlayan ve getirdiği hakkı reddeden kavmi için de geçerlidir; onlar da kılıçla helak edilecek ve mülkleri müminlere verilecektir.

فانظر يا محمد بعين قلبك : كيف كان أمر هؤلاء الذين ظلموا أنفسهم، فكفروا بربهم وردوا على رسوله نصيحته، ألم نهلكهم فنورث ديارهم وأموالهم أولياءنا، ونخولهم ما كان لهم من جنات وعيون، وكنوز ومقام كريم، بعد أن كانوا مستضعفين، تقتل أبناؤهم، وتستحيا نساؤهم
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayet, insanların dünyayı isteyip ahireti terk ettiklerine, öldüklerinde ise hem dünyayı hem ahireti kaybederek büyük bir hüsrana uğradıklarına işaret eder. Bazıları bunun istisna (kökten yok etme) azabı olduğunu, yani Peygamberleri yalanlayan ümmetlere dünyada gelen çeşitli azapları kastettiğini söylemiştir. Ehl-i tahkike göre ise bu ifade, te'vil yollarını bilmeyen kişinin küfür ve bidate düşeceğine, zira nassların zâhirinde çoğu zaman birbiriyle çelişen ifadeler bulunabileceğine işaret eder.

قال أهل التحقيق قوله : / يدل على أن من كان غير عارف بالتأويلات وقع في الكفر والبدعة ، لأن ظواهر النصوص قد يوجد فيها ما تكون متعارضة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre bu ayette kastedilen, kişilerin Kur'an'ı anlamını ve tefsirini bilmeden yalanlamalarıdır; oysa bunu sormak suretiyle öğrenmeleri gerekirdi. Bu durum, te'vil üzerinde düşünülmesinin gerekliliğine delalet eder. Ayrıca 'te'vilini bilmeden' ifadesi, ya kendilerine ulaşmamış olan tekzibin akıbeti olan azabın gelişi, ya da Kur'an'da geçen ba's, cennet ve cehennemle ilgili kendilerine vadedilen şeylerin hakikati olarak da yorumlanmıştır; bu görüş Dahhâk'a nispet edilmiştir.

أي كذبوا بالقرآن وهم جاهلون بمعانيه وتفسيره وعليهم أن يعلموا ذلك بالسؤال فهذا يدل على أنه يجب أن ينظر في التأويل
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayette kastedilen, bunların Kur'an'ı yalanlamasının onu anlamadan ve tanımadan önce gerçekleştiğidir; yani içindeki hidayet ve hak dini idrak edemeden, cehalet ve düşüncesizlikle onu yalanlamışlardır.

بل كذب هؤلاء بالقرآن ولم يفهموه ولا عرفوه أي ولم يحصلوا مافيه من الهدى ودين الحق إلى حين تكذيبهم به جهلا وسفها
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu ayette kâfirlerin Kur'an'ı, âyetlerini derinlemesine düşünmeden ve mânâsını tam kavramadan, ya duyar duymaz ya da içerdiği bâs, ceza gibi kendi dinlerine aykırı hususları bilmeden hemen yalanladıkları anlatılır. Ayrıca 'lem ya'tihim te'vîluh' ifadesi, Kur'an'ın gaybdan verdiği haberlerin doğruluğu henüz ortaya çıkmadan, yani te'vili/sonucu tahakkuk etmeden yalanladıklarına işaret eder. Beydâvî bunu Kur'an'ın hem lafız hem mana yönünden mucize olduğu, buna rağmen düşünmeden aceleyle tekzip ettikleri şeklinde açıklar.

والمعنى أن القرآن معجز من جهة اللفظ والمعنى ثم إنهم فاجؤوا تكذيبه قبل أن يتدبروا نظمه ويتفحصوا معناه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre kâfirler kıyameti önce hiç düşünmeden, sırf babalarına taklit ederek bedihî olarak yalanlamışlar, sonra da düşünüp taşındıktan sonra inat ve haset yüzünden yine yalanlamışlardır. Kur'an hem nazmının i'cazı hem de gaybdan haber vermesi yönüyle mucize olduğu halde, onlar bunu incelemeden, tevilini ve gerçekleşmesini beklemeden aceleyle yalanlamaya koşmuşlardır.

فذمهم بالتسرع إلى التكذيب قبل العلم به

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî hariç diğer müfessirler (Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî, Zemahşerî) ayeti büyük ölçüde 'te'vilini bilmeden yalanlama' teması etrafında ele alır; bilgisizlik, düşünmeden acele karar verme ve derin kavrayış eksikliğinin yalanlamaya yol açtığı ortak vurgudur. Beydâvî ve Zemahşerî ayrıca Kur'an'ın hem lafız hem gaybî haber yönüyle mucize olduğunu paylaşır.

Unterschiede

Taberî ayeti tarihsel-ilahi kanun bağlamında geçmiş ümmetlerin helakiyle ilişkilendirirken, Râzî üç ayrı yorumu (dünya-ahiret hüsranı, istisna azabı, ehl-i tahkikin te'vil vurgusu) bir arada aktarır. Kurtubî meseleyi Kur'an'ı sorup öğrenme gerekliliğine, İbn Kesîr cehalet ve düşüncesizlikle erken yalanlamaya, Beydâvî ve Zemahşerî ise dil/belagat ve mucize boyutuna taşır; Zemahşerî ayrıca taklit ve inat/haset unsurunu ekler. Farklar; tefsir yöntemi (rivayet-tarihsel vs. dil-belağat vs. işârî) ve ekolsel yaklaşımdan kaynaklanır.

Historischer Kontext

En eski müfessir Taberî'nin rivayet ve tarihsel kıssa temelli okuması, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî, İbn Kesîr) yerini daha çok dil, belağat ve akli/işârî tahlile bırakmıştır; ancak temel mesaj olan 'derin düşünmeden yapılan yalanlamanın hatalı olduğu' vurgusu değişmeden sürmüştür.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırma, bir konuyu anlamadan ve derinlemesine düşünmeden hızlı yargıya varmanın ne kadar sakıncalı olabileceğini hatırlatır; ilim ile iman arasındaki uyumun, sabırlı ve dikkatli bir araştırma sürecinden geçtiğini gösterir. Günümüzde de bilgiye erişimin kolaylaştığı bir dönemde, konuları acele hüküm vermeden, sorarak ve öğrenerek değerlendirmek hem bireysel hem toplumsal huzura katkı sağlayabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben