فَرِيقًا هَدَىٰ وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلضَّلَٰلَةُ إِنَّهُمُ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ

“(O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, müşriklerin şeytanların kendilerine süslemesiyle içinde bulundukları sapkınlığı hak ve doğru zannettiklerini bildirmektedir; onlar şüphe ve basiretsizlik üzere şirk üzeredirler. Ayrıca 'فريقا هدى وفريقا حق عليهم الضلالة' ifadesinin tefsirinde âlimler arasında görüş ayrılığı bulunduğunu, bazılarının bunu insanın yaratılışının başından itibaren mü'min veya kâfir olarak takdir edilmesiyle ilişkilendirdiğini nakletmektedir. Sapkınlığa mahkum olan gruba gelince, onlar şeytanları Allah'tan başka yardımcı ve dost edinerek yoldan çıkmışlar, ancak bunu bilerek değil kendilerini doğru yolda sanarak yapmışlardır; bu durum, kişinin doğruyu bildikten sonra bilerek işlemediği günahtan dolayı azap görmeyeceğini iddia edenlerin görüşünün yanlışlığına delildir.

يقول تعالى ذكره: إن الفريق الذي حق عليهم الضلالة إنما ضلوا عن سبيل الله وجاروا عن قصد المحجة، باتخاذهم الشياطين نصراء من دون الله وظهراء، جهلا منهم بخطأ ما هم عليه من ذلك، بل فعلوا ذلك وهم يظنون أنهم على هدى وحق
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre ayetteki 'bir kısmına hidayet verdi' ifadesi, Allah'ın onları imana muvaffak kılmasını ve doğru sözü ilham etmesini ifade eder; 'bir kısmına da sapıklık hak oldu' ifadesi ise takdir edilen fiilin, bağlamdan anlaşılan gizli bir fiille (onları terk etti/hor gördü) açıklanmasıyla izah edilir. Sapıklığa müstahak olanların, kendi tercihleriyle şeytanları Allah yerine veli edindiklerini, dolayısıyla Allah'ın bu husustaki ilminin onların sapıklığında bir etkisinin bulunmadığını, sapıklığın kendi seçimleriyle gerçekleştiğini belirtir.

وهذا دليل على أن علم الله لا أثر له في ضلالهم ، وأنهم هم الضالون باختيارهم وتوليهم الشياطين دون الله
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Râzî'ye göre bu ayet, hidayet ve dalâletin Allah'tan olduğuna dair Ehl-i Sünnet görüşünü destekler; Mu'tezile'nin 'hidayet cennete iletme, dalâlet ise azaba sevk hükmü' şeklindeki te'vilini zayıf bulur. Ayrıca ayetteki fiilin takdiri açıklanarak, dalâletin gerçekleşme sebebinin kulların şeytanları veli edinip hak-batıl arasında tefekkür etmemeleri olduğu belirtilir. Son olarak ayet, dinde salt zan ve tahminin yeterli olmayıp kesin bilgi (yakîn) gerektiğine delil olarak okunur.

احتج أصحابنا بهذه الآية على أن الهدى والضلال من الله تعالى . قالت المعتزلة : المراد فريقا هدى إلى الجنة والثواب ، وفريقا حق عليهم الضلالة ، أي العذاب والصرف عن طريق الثواب
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyetteki 'فريقا' kelimesi, 'تعودون' fiilindeki zamirden hâl olarak mansûbdur; yani insanlar dönerken iki grup halinde dönerler: mutlu olanlar ve bedbaht olanlar. Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den nakledilen görüşe göre Allah'ın hidayet veya sapıklık üzere yarattığı kişi, hangi amelleri işlerse işlesin sonunda o aslî hâline döndürülür; İblis örneği bu görüşü desteklemektedir. Bu yorumun Kaderiyye mezhebine karşı açık bir delil olduğu belirtilmiştir.

من ابتدأ الله خلقه للضلالة صيره إلى الضلالة وإن عمل بأعمال أهل الهدى ومن ابتدأ الله خلقه على الهدى صيره إلى الهدى وإن عمل بأعمال الضلالة
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, Allah'ın Âdemoğlunu bazısını mü'min bazısını kâfir olarak yarattığını belirtir ve İbn Cerîr'in görüşünü nakleder. Bu görüşe göre ayet, kişinin ancak doğru yolu bildikten sonra bilerek ve inatla saptığı takdirde cezalandırılacağı iddiasının yanlışlığını gösterir. Zira böyle olsaydı, kendini hidayette sanan sapık kimse ile gerçekten hidayette olan kimse arasında fark kalmazdı; halbuki Allah bu ayette isim ve hükümler açısından ikisi arasında ayrım yapmıştır.

وهذا من أبين الدلالة على خطأ زعم أن الله لا يعذب أحدا على معصية ركبها أو ضلالة اعتقدها إلا أن يأتها بعد علم منه بصواب وجهها فيركبها عنادا منه لربه فيها لأنه لو كان كذلك لم يكن بين فريق الضلالة الذي ضل وهو يحسب أنه مهتد وفريق الهدى فرق
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'kıst' emri adalet ve her işte ifrat-tefrit uçlarından uzak orta yolu ifade eder. Yüzleri her mescid vaktinde/mekânında ibadete yöneltmek ve dini sadece Allah'a has kılarak O'na dua etmek istenmektedir. İnsanların başlangıçta yaratıldıkları gibi tekrar döndürülecekleri belirtilir; bir grup hidayete erdirilmiş, bir grup için ise önceden takdir edilmiş ilahi hükme bağlı olarak sapkınlık gerçekleşmiştir, çünkü bunlar şeytanları veli edinip kendilerini hidayette zannetmektedirler.

بالعدل وهو الوسط من كل أمر المتجافي عن طرفي الإفراط والتفريط

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler, ayetteki iki grubun (hidayete erenler ve sapıklığa mahkum olanlar) varlığını kabul eder ve sapıklığa düşenlerin şeytanları Allah yerine veli edinerek kendilerini yanlışlıkla doğru yolda sandıklarını vurgular. Ayrıca çoğu, 'فريقا' kelimesinin i'rab tahlili üzerinden dilsel bir izah geliştirir ve ayetin, bilerek işlenen günah ile cehalet/zan üzerine işlenen sapıklık arasındaki farka işaret ettiği konusunda birleşir.

Farklar

Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yaklaşımla ayeti sahabe/tabiin nakilleriyle açıklarken, Zemahşerî fiilin takdirini belagat ve itizali bir çerçevede ele alıp insanın fiilinde muhtar olduğunu vurgular. Râzî ise doğrudan Ehl-i Sünnet-Mu'tezile tartışmasına girip Mu'tezile'nin te'vilini zayıf bulur; Kurtubî benzer şekilde Kaderiyye'ye reddiye olarak okur. Beydâvî ise dil tahlili ile birlikte ayetin 'kıst' ve ibadet boyutuna da vurgu yaparak farklı bir eksen katar. Bu farklar, her müfessirin ait olduğu kelâmî ekol (Ehl-i Sünnet, İtizal) ve yöntemsel tercih (rivayet, dirayet, belagat) ile ilişkilidir.

Dönemsel bağlam

Taberî'den (erken dönem, rivayet ağırlıklı) Beydâvî'ye (daha sonraki dönem, sentezci dirayet tefsiri) uzanan süreçte ayetin temel anlamı -iki grubun varlığı ve sapıklığın kendi tercihle gerçekleşmesi- sabit kalmış, ancak zamanla kelâmî tartışmalar (kader-ihtiyar, Mu'tezile-Ehl-i Sünnet, Kaderiyye) daha belirgin hale gelmiş ve dilsel/i'rab analizleri daha sistemli işlenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın kendi seçimleriyle doğru veya yanlış yola yönelmesinin, bilinçli bir muhasebe ve ilim gerektirdiğini hatırlatır; sadece zan ve varsayımla hareket etmenin yeterli olmadığı fikri günümüzde eğitim ve bilinçli düşünme çabası olarak yankı bulabilir. Ayrıca şeytani süslemelere kanıp kendini haklı sanma teması, bireysel ahlaki sorumluluk ve toplumsal dayanışma bağlamında sabır ve ihlasla doğruyu arama çabasına bir çağrı olarak düşünülebilir.'

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir