وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَّا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَّا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ ءَاذَانٌ لَّا يَسْمَعُونَ بِهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ
“Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre Allah cinlerden ve insanlardan çoğunu cehennem için yaratmıştır (ذرأ); bunların kalpleri, gözleri ve kulakları olduğu halde Allah'ın ayetlerini düşünmez, görmez ve işitip anlamazlar. Bu kişiler hayvanlara benzetilmiş, hatta hayvanlardan daha sapkın olarak nitelendirilmiştir; çünkü hayvanların ayırt etme yetisi yokken bu kişiler akıl ve idrak sahibi oldukları halde faydalı olanı bırakıp kendilerine zarar vereni seçmişlerdir. Sonuçta bunlar, ayetlerden ve hüccetlerden gaflet edenler olarak tanımlanmıştır.
يعني جل ثناؤه بقوله: هؤلاء الذين ذرأهم لجهنم هم كالأنعام، وهي البهائم التي لا تفقه ما يقال لها ولا تفهم ما أبصرته مما يصلح وما لا يصلح ولا تعقل بقلوبها الخير من الشر فتميز بينهما، فشبههم الله بها
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre ayette kastedilenler, kalpleri mühürlenmiş, Allah'ın kendilerinde hiçbir hayır (lütuf) olmadığını bildiği kimselerdir. Bunlar hakkı anlamak için akıllarını kullanmaz, ibret nazarıyla bakmaz, ayetleri tedebbür ederek dinlemezler; sanki kalp idraki, göz görüşü ve kulak işitmesinden yoksun bırakılmışlardır. Küfürde köklü ve inatçı oluşları sebebiyle onlardan ancak cehennem ehline yakışan fiiller sadır olur, bu da onların cehenneme girmeyi gerektiren şeylere ne denli battıklarına işarettir.
وجعلهم في أنهم لا يلقون أذهانهم إلى معرفة الحق ، ولا ينظرون بأعينهم إلى ما خلق الله نظر اعتبار ، ولا يسمعون ما يتلى عليهم من آيات الله سماع تدبر ، كأنهم عدموا فهم القلوب ، وإبصار العيون واستماع الآذان
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî, kâfirlerin sağır, dilsiz ve kör olarak nitelendirilmesinin, duyularının tamamen işlevsiz olduğu anlamına gelmediğini, bunların sevap ve ceza gerçeğini anlamaktan, öğütlerden yararlanmaktan yoksun olduklarını ifade ettiğini belirtir. Onların hayvanlardan (en'âm) daha da sapkın olmalarının sebebi, hayvanların kendi menfaat ve zararlarını görüp sahiplerine tabi olmalarına karşın, kâfirlerin bundan da mahrum kalmalarıdır. Bu bağlamda Atâ'nın, hayvanların Allah'ı bildiği fakat kâfirin bilmediği yönündeki görüşüne de yer verilir.
وليس الغرض نفي الإدراكات عن حواسهم جملة كما بيناه في البقرة لأنهم لا يهتدون إلى ثواب فهم كالأنعام أي همتهم الأكل والشرب وهم أضل لأن الأنعام تبصر منافعها ومضارها وتتبع مالكها وهم بخلاف ذلك وقال عطاء : الأنعام تعرف الله والكافر لا يعرفه
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre ayetteki 'onları cehennem için yarattık/hazırladık' ifadesi, Allah'ın mahlukatı yaratmadan önce onların ne yapacağını bilip bunu ezelde bir kitapta yazması anlamındadır. Bu kişiler, Allah'ın hidayet vesilesi kıldığı işitme, görme gibi organlardan hiçbir fayda görmeyen kimselerdir; bu yönüyle hayvanlardan bile daha aşağı bir konumdadırlar, çünkü hayvanlar en azından yaratılış amaçlarını (tabiatları veya kendilerine boyun eğdirilmesi yoluyla) gerçekleştirirler, kâfir ise Allah'a ibadet için yaratıldığı halde küfür ve şirke sapmıştır.
وقال تعالى ههنا أي هيأناهم لها وبعمل أهلها يعملون فإنه تعالى لما أراد أن يخلق الخلق علم ماهم عاملون قبل كونهم فكتب ذلك عنده في كتاب قبل أن يخلق السموات والأرض بخمسين ألف سنة
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre 178. ayet, hidayet ve dalaletin Allah'tan olduğunu ve Allah'ın hidayetinin bazılarına özgü kılındığını açıkça belirtir; muhtedi kelimesinin tekil, hasirûn kelimesinin çoğul gelmesi hidayet ehlinin yollarının birliğine, dalalet ehlinin ise dağınıklığına işaret eder. 179. ayette ise cehennem için yaratılan cin ve insanların kalp, göz ve kulaklarını hakkı anlamak, ibret almak ve düşünmek için kullanmadıkları, bu yönüyle hayvanlardan bile daha sapkın oldukları belirtilir; çünkü hayvanlar en azından kendi menfaat ve zararlarını sezip ona göre davranırken, bu kişiler bilerek inat edip ateşe yönelirler.
والإفراد في الأول والجمع في الثاني باعتبار اللفظ، والمعنى تنبيه على أن المهتدين كواحد لاتحاد طريقهم بخلاف الضالين
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre 'hüm' zamiri fasıl zamiridir ve iki fayda taşır: haberin sıfat değil haber olduğunu göstermesi ile haberi münhasıran müsnedün ileyhe hasretmesi. Ayrıca 'aleyha' ifadesindeki zamirin, öncesinde zikri geçmemiş olmasına rağmen yeryüzüne râci olduğu, çünkü 'dâbbe' lafzının araziye delalet ettiği belirtilir. Hayvanların acizlik sebebiyle mazur olduğu, oysa güç yetirebilen insanların yüz çevirmesinin daha çirkin olduğu için daha sapkın sayıldıkları ifade edilir.
الدلالة على أن الوارد بعده خبر لا صفة
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler ayetin, kalp/göz/kulak nimetlerine sahip oldukları halde bunları hakkı anlamak, ibret almak ve tefekkür etmek için kullanmayan kimseleri anlattığı konusunda birleşir. Bu kişilerin hayvanlardan daha sapkın sayılmasının nedeni olarak da ortak bir mantık öne sürülür: hayvanlar akıl/güç yoksunluğu sebebiyle mazurdur, oysa akıl ve idrak sahibi olan bu insanlar bilerek zarara yönelmiştir.
Farklar
Taberî ve İbn Kesîr, selef rivayetlerine ve hadislere dayanarak konuyu kader ve ezeli ilim çerçevesinde ele alır; İbn Kesîr ayrıca bu kişilerin münafıklar olabileceği yorumunu da nakleder. Zemahşerî ve Beydâvî daha çok dil/belâgat tahliline (kelime seçimi, tekil-çoğul kullanımı) odaklanarak kalbin mühürlenmişliğini ve inatçı küfrü vurgular. Kurtubî, duyu organlarının fiilen değil fonksiyonel olarak işlevsiz sayıldığını açıklığa kavuşturarak Atâ'nın hayvanların dahi Allah'ı bilebileceği görüşünü aktarır. Râzî ise ayetin gramer yapısına (zamir, hasr) odaklanan teknik bir okuma sunar.
Dönemsel bağlam
En eski müfessir Taberî rivayet ve selef görüşlerine dayanan bir yöntemle ayeti açıklarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî, Beydâvî ve Râzî'de dil ve belâgat analizinin öne çıktığı görülür; bu, tefsir ilminin zamanla filolojik ve mantıksal araçlarla derinleştiğini gösterir. İbn Kesîr ve Kurtubî ise rivayet temelli yaklaşımı sürdürürken bunu daha sistematik hadis ve bağlamsal karşılaştırmalarla harmanlar. Böylece temel mesaj (gaflet ve bilerek yüz çevirme) sabit kalırken, bunu açıklama yöntemi rivayet ağırlıklıdan dilbilimsel/mantıksal çözümlemeye doğru bir zenginleşme göstermiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, insana verilen akıl, göz ve kulak gibi nimetlerin sadece bilgi edinme aracı olmayıp doğru şekilde kullanılmasının bir sorumluluk taşıdığını hatırlatır; bu da ilim ile iman arasındaki uyumun önemine işaret eder. Günümüzde de bilinçli bir şekilde düşünmeden, sorgulamadan yaşamak yerine gördüklerimizden ve duyduklarımızdan ders çıkarmaya çalışmak, hem bireysel ahlak hem de toplumsal farkındalık açısından yapıcı bir tutum olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda ayet, eğitim ve tefekkür yoluyla gaflet halinden uzaklaşmaya dair genel bir teşvik olarak da okunabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir