وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ إِذْ قَالُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرٍ مِّن شَىْءٍ قُلْ مَنْ أَنزَلَ ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِى جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورًا وَهُدًى لِّلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنتُمْ وَلَآ ءَابَآؤُكُمْ قُلِ ٱللَّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ

“Onlar: "Allah insanlara hiçbir şey göndermemiştir" demekle, Allah'ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: Musa'nın insanlara aydınlık ve hidayet olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlara çevirdiğiniz, bir kısmını belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; sizinle babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitab'ı kim gönderdi? (Onlara karşı sen) "Allah" de. Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, Allah'ı gereği gibi büyütmeyen ve O'nun kudretine gereği gibi iman etmeyen müşrikleri/kâfirleri konu almaktadır. Bunlar Allah'a başka ilahları ortak koşarak ibadeti O'na has kılmamış, O'nu hakkıyla tanımamışlardır. Ayrıca ayetin, Allah'ın hiçbir beşere (Musa, İsa dahil) bir kitap indirmediğini söyleyen Yahudi bir kişi (Malik b. Sayf veya Finhas) veya bir grup Yahudi hakkında indiği rivayet edilmektedir; bu kişiler Hz. Peygamber'den Musa'ya verilen levhalar gibi gökten bir kitap istemişlerdir.

وهذا يقول: ما عظم هؤلاء الذين جعلوا الآلهة لله شريكا في العبادة حق عظمته حين أشركوا به غيره، فلم يخلصوا له العبادة، ولا عرفوه حق معرفته
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre 'kitap' ifadesiyle kastedilen kitap cinsidir; muhataplar bunu, Resûlullah'a Kur'an'ın indirilmesini inkâr etmekte ısrar mübalağasıyla söylemişlerdir. Bu sözle onlara, kabul etmek zorunda oldukları Tevrat'ın Musa'ya indirilişi hatırlatılarak ilzam (susturma) yapılmış, aynı zamanda kitaplarını tahrif edip bazı kısımlarını gösterip bazılarını gizlemeleri kınanmıştır. Malik b. Sayf olayı bu ilzamın somut örneği olarak nakledilir; Peygamber'in tebessümü ise onun ancak beyan ilminin gerektirdiği kadarını anladığı, kaba bir cismani anlam değil kudretin belagatla temsili anlaşıldığı şeklinde yorumlanır.

فألزموا ما لا بد لهم من الإقرار به من إنزال التوراة على موسى عليه السلام وأدرج تحت الإلزام توبيخهم وأن نعي عليهم سوء جهلهم لكتابهم وتحريفهم ، وإبداء بعض وإخفاء بعض
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre metin, "tesbih" ile "hamd" arasındaki ilişkiyi ele alan iki yorum sunar: birincisi, kulun Allah'ı tesbih etmesinin ancak O'nun hamde layık celaline dayanan bir hak temelinde olduğu; ikincisi ise, kulun bu tesbihi ancak Allah'ın kendisine bahşettiği tevfik nimeti sayesinde gerçekleştirebildiğidir. Ayrıca metin, harflerin mahreçlerinden (elif, lam, mim) hareketle zikrin başının, ortasının ve sonunun sadece Allah'a ait olması gerektiğine dair bir işaret de sunar.

أي نسبح لك حامدين لك ومتلبسين بحمدك ، وأما المعنى ففيه وجهان : الأول : أنا إذا سبحناك فنحمدك سبحانك يعني ليس تسبيحنا تسبيحا من غير استحقاق بل تستحق بحمدك وجلالك هذا التسبيح
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre âyet, kimsenin Allah'ın ve atalarının bilmediği geçmiş ve gelecek haberleri içeren Kur'an'ı size bildiren kişi olarak Allah'ı gösterdiğini belirtir; 'قل الله' ifadesi ise İbn Abbas'tan nakledilen görüşe göre 'de ki: onu Allah indirdi' anlamındadır ve bazı müteahhirînin bu ifadeyi salt 'Allah' kelimesini söylemekle sınırlayan yorumu Arap dili kuralına uymadığı için reddedilir. Ayrıca müşriklerin Allah'ı gereği gibi tanımadıkları, O'nun yanına âciz ve zayıf varlıkları ortak koşarak O'nun azametini takdir edemedikleri vurgulanır.

وهذا الذي قاله ابن عباس هو المتعين في تفسير هذه الكلمة لاماقاله بعض المتأخرين من أن معنى ( قل الله ) أي لا يكون خطابك لهم إلا هذه الكلمة كلمة الله وهذا الذي قاله هذا القائل يكون أمرا بكلمة مفردة من غير تركيب والإتيان بكلمة مفردة لا يفيد في لغة العرب فائدة يحسن السكوت عليها
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'Allah beşere bir şey indirmedi' sözünü söyleyenler, vahyi ve peygamber gönderilişini inkâr eden Yahudilerdir; bu iddiaları Kur'an'ın inzalini inkârda ileri gitmek amacıyla söylenmiştir ve kendi sözleri, Musa'ya indirilen Kitab'ı kabul etmeleriyle çelişerek kendilerine karşı delil olmaktadır. Ayrıca bu ifade, Tevrat'ı parçalara ayırıp işlerine gelen kısmı gösterip gelmeyen kısmı gizlemelerinden dolayı onların cehalet ve kötü tutumlarını kınamayı içerir. Bir başka görüşe göre ise bu sözü söyleyenler müşriklerdir ve onlara Tevrat'ın indirilmiş olması delil olarak kullanılır.

والقائلون هم اليهود قالوا ذلك مبالغة في إنكار إنزال القرآن بدليل نقض كلامهم، وإلزامهم بقوله: قل من أنزل الكتاب الذي جاء به موسى نورا وهدى للناس
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, 'ما عظموه حق عظمته' ifadesini müşriklerin veya Yahudilerin Allah'ı gereği gibi tanımayıp O'na ortaklar koşmalarıyla açıklar. Bu bağlamda 'وما قدروا الله حق قدره' ifadesi de 'Allah'ı gereği gibi tanımadılar' anlamında yorumlanır, çünkü onlar peygamber gönderilmesini ve kitap indirilmesini inkâr ederek Allah'ın kudretini takdir edememişlerdir. Bu görüş, olayın Mâlik b. es-Sayf gibi bir Yahudi'nin 'Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi' demesi rivayetiyle ilişkilendirilir.

فلم يعظموه حق عظمته ولا عرفوه حق معرفته

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Taberî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Kurtubî; ayetin 'Allah'ı gereği gibi takdir edememe' ifadesini müşriklerin veya vahyi inkâr eden bir Yahudi'nin (Malik b. Sayf) 'Allah hiçbir beşere kitap indirmedi' sözüyle ilişkilendirir. Bu müfessirler aynı temel rivayeti (Malik b. Sayf/Finhas olayı) ortak referans noktası olarak kullanır ve muhatapların kendi kabul ettikleri Tevrat'la çelişerek kendilerini yalanladığı fikrini paylaşır.

Farklar

Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir okuma sunup sahabe-tabiin nakillerine dayanırken, Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi daha çok belagat ve dil analizi (temsil, ilzam, tahyîl, kıraat farkları) üzerinden ele alır. Râzî ise ayetin bağlamından uzaklaşıp tesbih-hamd ilişkisi ve harf mahreçleri üzerinden tasavvufî-kelamî bir yoruma yönelir; bu farklılık müfessirlerin yöntem tercihlerinden (rivayet tefsiri, belagat/dil odaklı tefsir, kelamî-işarî yorum) kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

En eski müfessir Taberî'den en yeni Kurtubî'ye kadar temel rivayet (Malik b. Sayf olayı) sabit kalmış, fakat zamanla dil ve belagat tahlilleri (Zemahşerî, Beydâvî) daha sistemli hale gelmiş, Râzî gibi müfessirlerde ise ayetin lafzından hareketle daha derin anlam katmanları aranmıştır. Bu, tefsir usulünün rivayetten dil/belagat ve kelamî yoruma doğru zenginleştiğini gösterir, ancak temel mesaj değişmemiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, ilim ve iman arasında bir çatışma değil bütünlük arandığını, bilgiye ve vahye karşı önyargısız, samimi bir yaklaşımın önemini hatırlatır. Farklı bilgi kaynaklarını (dil, rivayet, akıl) bir arada kullanan müfessirlerin tutumu, günümüzde de hakikat arayışında çok yönlü ve dengeli bir bakışın, ihlasla yürütülen bir öğrenme sürecinin değerine işaret edebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir