وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ ٱلْحَرْثِ وَٱلْأَنْعَٰمِ نَصِيبًا فَقَالُوا۟ هَٰذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَٰذَا لِشُرَكَآئِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى ٱللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَىٰ شُرَكَآئِهِمْ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ

“Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah'a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: "Bu, Allah'a ait; şu da ortaklarımıza ait" demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah'a ulaşmamakta, fakat Allah'a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî, Kâinat müfessirlerinin görüşlerini nakleder: Cahiliye Arapları hasat ve hayvanlarından bir kısmını Allah'a, bir kısmını da putlarına/ortaklarına pay ayırıyorlardı. Allah'a ayrılan pay putlara ayrılan payla karıştığında geri alınmaz (put payına terk edilir), ancak putlara ayrılan pay Allah payına karıştığında geri alınırdı; kıtlık zamanında da Allah'a ayrılanı yiyip putlara ayrılanı dokunulmadan bırakırlardı. Taberî, İbn Abbas'ın rivayetini bu ayet için en isabetli te'vil olarak tercih eder.

وأولى التأويلين بالآية، ما قال ابن عباس، ومن قال بمثل قوله في ذلك، لأن الله جل ثناؤه أخبر أنهم جعلوا لله من حرثهم وأنعامهم قسما مقدرا، فقالوا: هذا لله، وجعلوا مثله لشركائهم
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre bu ayette geçen 'ulaşmaz' ifadesi, Allah için ayrılan payın, müşriklerin misafirlere ziyafet, yoksullara sadaka, kurban kesme, tapınak hizmetkarlarına verme gibi âdetlerle yönlendirdikleri kısımlara ulaşmadığını anlatır. Bu durum onların ilahlarını Allah'a tercih etmelerinin ve şeriatça belirlenmemiş uygulamalar icat etmelerinin bir sonucudur. Ayetin sonundaki 'bu verdikleri hüküm ne kötüdür' ifadesi de bu tutumu kınamaktadır.

أي لا يصل إلى الوجوه التي كانوا يصرفونه إليها من قرى الضيفان والتصدق على المساكين من إنفاق عليها بذبح النسائك عندها والإجراء على سدنتها ونحو ذلك في إيثار آلهتهم على الله تعالى وعملهم ما لم يشرع لهم
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre müşriklerin Allah ile putlar arasında yaptıkları taksimatta izledikleri hüküm, akıl ve şeriat ölçütlerine göre son derece kötü ve çirkin bir hükümdür; çünkü ne akıl ne de şeriat Allah hakkında bu şekilde bir muameleyi meşru kılmaz. Râzî bu hükmün kötülüğünü Ashab-ı Kiram ve tabiinden gelen çeşitli rivayetlerle (İbn Abbas, Hasan, Süddî, Mücahid, Katade, Mukatil) örneklendirir; bunlara göre müşrikler Allah'a ayırdıkları hisseden eksilen kısmı 'Allah zengindir' diyerek tamamlamaz, ama putlara ayrılan hisseden eksilen kısmı 'put fakirdir' diyerek Allah'ın hissesinden tamamlarlardı. Bu tür fasit mezheplerin nakledilmesinin amacı, bu görüşleri savunanların akıl noksanlığını ortaya koymak ve onların akıllı insanların gözünde küçük düşürülmesini sağlamaktır.

فإن الحكم الحسن لا يكون إلا حكم العقل أو حكم الشرع والعقل لا يحكم على الله بذلك فإن الله له أن يفعل ما يريد والشرع حكمه بخلاف ما قالوه ، فحكمهم حكم في غاية السوء والرداءة
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, müşriklerin Allah'a ve putlarına mallarından bir pay ayırdıklarını, ancak putlara ait payda eksilme olursa Allah'a ayrılan paydan tamamladıklarını, Allah'a ait paydan eksilme olursa bunu putlar için telafi etmediklerini açıklar. Bu tutumu 'Allah zengindir, ortaklarımız fakirdir' şeklindeki cahilce gerekçelendirmelerine bağlar ve bunun sapkın bir hüküm ve yalan (zeğam) olduğunu belirtir. Ayrıca kurban kesiminde Allah'a ayrılan hayvan üzerine putların isminin anıldığını, putlara ayrılana ise Allah'ın isminin anılmadığını nakleder.

جعلوا لله جزءا ولشركائهم جزءا فإذا ذهب ما لشركائهم بالإنفاق عليها وعلى سدنتها عوضوا منه ما لله وإذا ذهب ما لله بالإنقاق على الضيفان والمساكين لم يعوضوا منه شيئا وقالوا الله مستغن عنه وشركاؤنا فقراء
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayet, cahiliye Araplarının ekin ve meyvelerinden Allah'a ve putlara pay ayırma âdetini anlatır; onlar putlar için ayırdıkları payı titizlikle koruyup sayarken, Allah için ayrılan paydan bir şey eksilse onu putlara ayrılan kısımdan tamamlamayıp aksine 'bu fakirdir' diyerek Allah'a ayrılanı ihmal ediyor, suyun önce puta ayrılan kısmı sulaması durumunda onu putlara bırakıyor ama tersi olduğunda Allah'a ayrılan payı yine puta veriyorlardı. Aynı şekilde kız ve erkek çocuklarından da en düşük ve en kötü olanı (kızları) Allah'a nispet ediyorlardı. Bu davranışlarıyla önce paylaştırmada, sonra da bu fasit paylaşımı bile koruyamamakta haksızlık etmişlerdir.

إن أعداء الله كانوا إذا حرثوا حرثا أو كانت لهم ثمرة جعلوا لله منه جزءا وللوثن جزءا فما كان من حرث أو ثمرة أو شيء من نصيب الأوثان حفظوه وأحصوه وإن سقط منه شيء فيما سمي للصمد ردوه إلى ما جعلوه للوثن
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre müşrikler ekin ve hayvanlardan bir kısmını Allah'a, bir kısmını ortakları saydıkları putlarına ayırıyor; putlara ait olanı Allah'a ulaştırmıyor, Allah'a ait olanı ise putlarına aktarıyorlardı. Ayrıca hangi kısım daha değerli çıkarsa onu putlarına verecek şekilde değiştirdikleri de nakledilmiştir. Beydâvî, 'mimmâ zerae' ifadesinin, cansız ve hiçbir şeye güç yetiremeyen bir varlığı Yaratıcı ile ortak kılmalarındaki cehaletlerine; 'bi za'mihim' ifadesinin de bu uygulamanın Allah'ın emri olmayıp kendi icatları olduğuna işaret ettiğini belirtir.

روي: أنهم كانوا يعينون شيئا؟ من حرث ونتاج لله

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin, cahiliye Araplarının ekin/hayvan mallarını Allah ile putları arasında paylaştırdığı, ancak bu paylaşımda putlara ayrılanı koruyup Allah'a ayrılanı ihmal ettikleri (eksileni putlar payından tamamlamayıp tersini yaptıkları) âdetini anlattığında birleşir; bu tutumun akıl ve şeriatça çirkin, tutarsız bir hüküm olduğu ortak vurgudur.

Farklar

Taberî ağırlıklı olarak sahâbe-tâbiîn rivayetleri arasında tercih yapıp İbn Abbas'ın nakline öncelik verir; Zemahşerî ve Beydâvî daha çok dil/belağat tahliline (mahzuf ifadeler, 'mimmâ zerae', 'bi za'mihim' gibi kelimelerin anlam katmanları) yönelirken, Râzî rivayetlere ek olarak akli-şer'i istidlal yürütür; Kurtubî ve İbn Kesîr rivayetleri detaylandırıp konuya kurban, çocuk ayrımı gibi ek örnekler katar. Bu farklar, her müfessirin kendi yöntem ağırlığından (rivayet tefsiri, belâgat, kelâmî istidlal) kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel rivayet malzemesi (İbn Abbas, Mücahid, Katade vb.) sabit kalmış, değişen ise bu rivayetlerin nasıl işlendiğidir: erken dönemde rivayet tercihi öne çıkarken, sonraki müfessirlerde dilbilimsel ve akli-mantıksal çözümleme derinleşmiş, konu daha sistematik bir eleştiriye dönüşmüştür.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, insanın kendi çıkarına göre pay ve öncelik belirlemesinin, samimiyetten (ihlas) uzaklaşan bir tutum olduğuna dair bir düşünme imkânı sunar. Günümüzde de kaynakların, zamanın veya emeğin paylaşımında öz çıkarı öne alıp ortak/toplumsal fayda ile Allah rızasını ikinci plana atma eğilimine karşı dengeli ve ihlaslı bir tutum geliştirme çağrısı olarak okunabilir; bu, aile içi ve toplumsal dayanışmada adil paylaşım bilincini hatırlatan bir örnek teşkil edebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir