“Gecede, gündüzde barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendir.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre ayet, Allah'a şirk koşan müşriklerin O'nu birlemediklerini, ibadeti sadece O'na has kılmadıklarını ve ilahlığı O'na has kılmayı bilgisizlik yüzünden itiraf etmediklerini bildirmektedir. Devamında gece ve gündüzde sükûnet bulan her şeyin O'nun mülkü olduğu belirtilir; çünkü Allah'ın yarattığı her şey gece ve gündüzde sakin olur, dolayısıyla mülkün O'na ait olduğu açıkça bilinir.
لا يؤمن هؤلاء العادلون بالله الأوثان، فيخلصوا له التوحيد ويفردوا له الطاعة ويقروا بالألوهية جهلا يقول: وله ملك كل شيء، لأنه لا شيء من خلق الله إلا وهو ساكن الليل والنهار
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre âyetteki ifade hasr ve tahsis bildirir; yani bu varlıklar sadece Allah'a aittir, başkasına değil. Bunun gerekçesi, varlıkların zâtı itibariyle vâcib veya mümkün olması ayrımına dayanır: zâtıyla vâcib olan sadece Bir'dir (Allah), O'nun dışındaki her şey mümkündür ve mümkün olan da ancak Vâcib'in yaratmasıyla var olur; dolayısıyla var olan her şey O'nun mülküdür. Ayrıca 'sekene' (durma/sükûn) kelimesinin tefsirinde iki görüşten birincisi zikredilmiş: bunun hareket ettikten sonra duran şey anlamına geldiği, dolayısıyla gece ve gündüz kara ve denizde sükûn bulan bütün hayvanları kapsadığı belirtilmiştir.
فالواجب لذاته ليس إلا الواحد ، وما سوى ذلك الواحد ممكن . والممكن لا يوجد إلا بإيجاد الواجب لذاته ، وكل ما حصل بإيجاده وتكوينه كان ملكا له
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî, ayetin müşriklerin Peygamber'e mal toplayıp zengin etme teklifine karşı bir delillendirme olduğunu, Allah'ın gece ve gündüzde barınan (sâkin) her şeyin kendisine ait olduğunu bildirerek O'nun kendisini zengin kılmaya kadir olduğunu bildirdiğini nakleder. 'Sekene' kelimesinin hem duran hem hareket eden her şeyi kapsayacak şekilde anlaşılması gerektiğini, dinleyenin bunu bildiğinden hareket eden kısmının hazfedildiğini belirtir. Ayrıca bazı görüşlere göre buradaki sükûnun hareketin zıddı değil, mutlak yaratılmış olma (halk) anlamında kullanıldığını, bu yorumun farklı görüşleri birleştirdiği için en güzel görüş olduğunu aktarır.
وقيل : المعنى ما خلق فهو عام في جميع المخلوقات متحركها وساكنها فإنه يجري عليه الليل والنهار وعلى هذا فليس المراد بالسكون ضد الحركة بل المراد الخلق وهذا أحسن ما قيل لأنه يجمع شتات الأقوال
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre göklerde ve yerde bulunan her canlı, Allah'ın kulu ve mahlukudur; hepsi O'nun kahrı, tasarrufu ve idaresi altındadır. Metin bunu tevhid vurgusuyla, O'ndan başka ilah olmadığı sonucuna bağlar.
أي كل دابة في السموات والأرض الجميع عباده وخلقه وتحت قهره وتصرفه وتدبيره لا إله إلا هو
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre 'kul limen mâ fi's-semâvâti ve'l-arz' sorusu bir tebkit (kınama/susturma) sorusudur; muhataplar bunun cevabının ancak Allah olabileceğini itiraf etmek zorunda kalırlar. Allah'ın rahmeti kendi üzerine yazması, bir lütuf ve ihsan olarak üstlenmesidir ve bu rahmet dünya-ahiret rahmetini, marifete hidayeti, tevhidin delillerle ispatını, kitapların indirilmesini ve küfür üzere mühlet vermeyi kapsar. Kıyamette toplanma vaadi, müşriklerin şirkleri ve düşünmeyi ihmal etmelerinden dolayı bir tehdit içerir; kendi nefislerini hüsrana uğratanlar ise fıtrat-ı asliyye ve akl-ı selimlerini zayi ettikleri için iman etmezler.
قل لمن ما في السماوات والأرض خلقا وملكا، وهو سؤال تبكيت. قل لله تقريرا لهم وتنبيها على أنه المتعين للجواب بالإنفاق، بحيث لا يمكنهم أن يذكروا غيره.
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Taberî, Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr, ayetin göklerde ve yerde, gece-gündüz var olan her şeyin Allah'ın mülkü ve tasarrufu altında olduğunu, bunun tevhide delil teşkil ettiğini kabul eder. 'Sekene' kelimesinin anlam kapsamı üzerinde dilsel bir hassasiyet ortak nokta olarak görülür.
Farklar
Taberî ayeti temelde bilgisizlik yüzünden şirke sapanların tevhidi kabul etmeyişi çerçevesinde ele alırken, Râzî meseleyi kelâmî vâcib-mümkün ayrımıyla temellendirir. Kurtubî ayeti müşriklerin maddi teklifine karşı bir delillendirme bağlamına yerleştirir ve 'sekene' kelimesini uzlaştırıcı bir yorumla geniş tutar. İbn Kesîr daha çok bağlamsal-özet bir tevhid istidlaline yönelirken, Beydâvî konuyu farklı bir ayet vurgusuna, tebkit sorusu ve rahmet-kıyamet temalarına taşıyarak çerçeveyi genişletir.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî'nin dil temelli sade yaklaşımı, sonraki dönemde Râzî'de kelâmî/mantıksal istidlallerle derinleşmiş, Kurtubî'de rivayet ve bağlamsal uzlaştırmayla zenginleşmiştir. İbn Kesîr'de tevhid vurgusu sadeleşerek özetlenmiş, Beydâvî'de ise dilbilimsel incelik ve anlam genişletmesiyle farklı bir istikamete evrilmiştir; temel tevhid mesajı sabit kalırken yöntem ve vurgular dönemsel ilgi ve ekole göre çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, evrendeki her varlığın bir düzen ve tasarruf içinde var olduğu fikrinin, ilim ile iman arasında uyumlu bir bakış geliştirmeye zemin sunabileceğini hatırlatır. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete getirdiği çeşitli yorumlar, günümüzde de düşünce çeşitliliğine hoşgörüyle yaklaşmanın ve ortak noktalarda buluşmanın kıymetine dair ihtiyatlı bir ilham verebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir