وَلِتَصْغَىٰٓ إِلَيْهِ أَفْـِٔدَةُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا۟ مَا هُم مُّقْتَرِفُونَ
“Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre bu ayette şeytanlar birbirlerine batıl sözü süsleyip vahyederler ki bununla müminleri aldatıp dinlerinden saptırsınlar; bunun sonucunda ahirete inanmayanların kalpleri o söze meyleder ve onu sever, ondan razı olurlar. Ayrıca 'liyaktarifû' ifadesi, onların işleyip kazanmakta oldukları amelleri kazanmaları anlamına gelir.
يوحي بعض هؤلاء الشياطين إلى بعض المزين من القول بالباطل، ليغروا به المؤمنين من أتباع الأنبياء، فيفتنوهم عن دينهم، يقول: ولتميل إليه قلوب الذين لا يؤمنون بالآخرة
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Verilen ham metin parçası çok kısa ve kopuk olduğundan ('min el-âsâm' ibaresinden ibaret), Zemahşerî'nin bu ayet hakkındaki görüşünü anlaşılır şekilde özetlemek mümkün değildir. Metinde yalnızca 'günahlardan/vebalden' anlamına gelebilecek bir ibare ile anlamsız sembollere ('! 7 <') yer verilmiştir.
من الأثام
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre âyetteki lam harfinin (لتصغى) hangi anlama geldiği hususunda üç görüş nakledilmiştir: birincisi bunun emir lâmı olduğu (Hübâî'nin görüşü), ikincisi âkıbet lâmı olduğu (Kâ'bî'nin görüşü), üçüncüsü ise 'ez-zünûb' kelimesine bağlı bir lâm-ı kî (sebep/gaye lâmı) olduğu (Ebû Müslim'in görüşü). Râzî, kadı'nın itirazlarına dayanarak birinci ve ikinci görüşleri zayıf bulup üçüncü görüşü, yani Ebû Müslim'in görüşünü en güzel görüş olarak tercih eder.
وأما الوجه الثالث : وهو الذي ذكره أبو مسلم فهو أحسن الوجوه المذكورة في هذا الباب
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre âyette geçen 'meyletme' ifadesi İbn Abbas'ın açıklamasıyla kalplerin, akılların ve kulakların (şeytanların süslü sözlerine) yönelmesi olarak anlaşılır; Süddî bu meyli özellikle kâfirlerin kalplerine tahsis etmiştir. 'Rızâ göstermeleri' ise bu sözü sevip istemeleridir. Bu duruma ancak âhirete iman etmeyen kimselerin icabet edeceği belirtilir.
ولتميل إليه قاله ابن عباس أي قلوبهم وعقولهم وأسماعهم وقال السدي قلوب الكافرين ( وليرضوه ) أي يحبوه ويريدوه وإنما يستجيب لذلك من لا يؤمن بالآخرة
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî bu bölümde 'tasgâ' fiilinin dilsel köküne odaklanır; kelimenin 'bir şeye meyletmek, kalbin veya kulağın ona yönelmesi' anlamına geldiğini, çeşitli Arapça kullanımlarla ve şiir örnekleriyle açıklar. Ayrıca ayetteki lâm harfinin 'lâm-ı key' (sebep/gaye lâmı) olduğunu, bazılarının bunu emir lâmı sandığını ancak bunun dilbilgisel açıdan hatalı olduğunu belirtir; Hasan'ın farklı bir kıraatle bu lâmı emir lâmı olarak okuduğunu nakleder.
وزعم بعضهم أنها لام الأمر وهو غلط لأنه كان يجب ولتصغ إليه بحذف الألف وإنما هي لام كي
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre Allah her peygambere insan ve cin şeytanlarından bir düşman kılmıştır, tıpkı Hz. Peygamber'e de bir düşman kıldığı gibi. Bu şeytanlar birbirlerine aldatıcı süslü sözler vahyederler ve bu durum, kâfirlerin peygamberlere düşmanlığının Allah'ın fiili ve yaratmasıyla olduğuna delildir. Metin ayrıca 'ولو شاء ربك ما فعلوه' ifadesinin Mu'tezile'ye karşı delil teşkil ettiğini belirtir.
وهو دليل على أن عداوة الكفرة للأنبياء عليهم الصلاة والسلام بفعل الله سبحانه وتعالى وخلقه
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Taberî, İbn Kesîr ve Kurtubî 'tasgâ' fiilinin kalp/kulakların şeytanların süslü sözlerine meyletmesi anlamına geldiğinde ve bunun âhirete inanmayanlara has bir durum olduğunda birleşir; Râzî ve Kurtubî ise ayetteki lâm harfinin gramatik yorumu üzerinde ortak bir dil tartışması yürütür.
Farklar
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı (İbn Abbas, Süddî) bir okuma sunarken, Kurtubî ve Râzî meseleyi dilbilgisi ve kıraat farklılıkları üzerinden ele alır; Râzî ayrıca lâm harfinin üç farklı yorumunu Ehl-i Sünnet-Mu'tezile kelamî tartışmasına bağlar, Beydâvî de aynı ayeti doğrudan Mu'tezile'ye reddiye malzemesi olarak kullanır. Zemahşerî'nin görüşü metin eksikliği nedeniyle değerlendirilemiyor.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî'de rivayet ve dil analizi iç içeyken, sonraki dönemlerde (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dilbilgisel inceliklerin kelami tartışmalara (özellikle Mu'tezile ile Ehl-i Sünnet arasındaki kader/fiil meselesi) alet edilmesi öne çıkar; bu, tefsir geleneğinin zamanla rivayetten dilbilim ve kelama doğru genişleyen bir katmanlaşma gösterdiğine işaret eder, ancak temel anlam (kalbin meyli) sabit kalmıştır.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırma, insanın kalbinin hangi söze meylettiğine dikkat etmesi gerektiğini, süslü ve aldatıcı sözlerle sağlam bilgi arasındaki farkı ayırt edebilmenin önemini hatırlatır. Günümüzde de bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir ortamda, akıl ve kalbin doğru bilgiye yönelmesi, ilim ile iman arasında tutarlı bir denge kurulması bakımından düşündürücü bir zemin sunar. Bu da eğitim ve bilinçli bir ibadet ruhuyla desteklenebilecek bir farkındalık çağrısı olarak okunabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir