وَنُقَلِّبُ أَفْـِٔدَتَهُمْ وَأَبْصَٰرَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
“Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi, gene de iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırız.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî, müşriklerin âhirette dünyaya döndürülmelerini istemelerine rağmen, tıpkı dünyada iken kalplerinin ve gözlerinin hidayetten çevrilmesi gibi, tekrar dünyaya döndürülseler bile yine iman etmeyeceklerini belirtir. Allah'ın onların kalpleri ile gözleri arasına girip onları dilediği yöne çevirdiğini, bunun daha önce dünyadayken de gerçekleştiğini ve tekrarlansa sonucun değişmeyeceğini aktarır. Ayrıca 'yeziyzu' kelimesinin te'vilinde ihtilaf nakledip kendi tercihini gerekçelendirir.
وأولى التأويلات في ذلك عندي بالصواب أن يقال: إن الله جل ثناؤه أخبر عن هؤلاء الذين أقسموا بالله جهد أيمانهم لئن جاءتهم آية ليؤمنن بها، أنه يقلب أفئدتهم وأبصارهم ويصرفها كيف شاء، وأن ذلك بيده يقيمه إذا شاء ويزيغه إذا أراد
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre ayet, küfür ve imanın Allah'ın kaza ve kaderiyle olduğu görüşünü destekleyen ayetlerdendir; kalplerin ve gözlerin tersine çevrilmesi, kâfirlere zorlayıcı ayetler gelse ve doğruluğunu bilseler bile, Allah'ın kalplerini ve gözlerini o doğru yönden çevirmesiyle yine küfürde kalacaklarını ve o ayetlerden faydalanamayacaklarını ifade eder. Râzî, Mu'tezile'den Cübbâî, Kâdî ve Ka'bî'nin bu ayeti Allah'a kötü fiil isnadından kaçınmak için yaptıkları te'villerini tek tek zikredip zayıf ve batıl olduklarını, asıl doğru anlamın zahiri ve açık manaya dayandığını savunur.
هذا أيضا من الآيات الدالة على قولنا : إن الكفر والإيمان بقضاء الله وقدره ، والتقلب والقلب واحد ، وهو تحويل الشيء عن وجهه
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî, ayetteki 'ك' (gibi) harfinin mahzuf bir ifadeye bağlandığını belirtir; yani mana 'daha önce mucizelere karşı acze düşüp iman etmedikleri gibi yine iman etmeyecekler' şeklindedir. Ayrıca bir görüş olarak, kalplerinin evirilmesinin, geçmiş ümmetlerin kâfirlerinin istedikleri ayetleri gördüklerinde iman etmemeleri gibi iman etmemelerini sağlamak için olduğunu aktarır. Üçüncü bir ihtimal olarak cümlede takdim-tehir bulunduğunu, yani ayetler geldiğinde iman etmeyecekleri ve kalplerinin/gözlerinin şaşkınlık içinde evrileceği şeklinde anlaşılabileceğini belirtir.
ودخلت الكاف على محذوف أي فلا يؤمنون كما لم يؤمنوا به أول مرة أي أول مرة أتتهم الآيات التي عجزوا عن معارضتها مثل القرآن وغيره وقيل : ونقلب أفئدة هؤلاء كيلا يؤمنوا كما لم تؤمن كفار الأمم السالفة لما رأوا ما اقترحوا من الآيات
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre bu ayet, Allah'ın kalpleri mühürlemesi ve hidayetle küfür arasına engel koymasının, kulun küfür ve isyanda ısrar etmesine tam bir karşılık (cezâ vifâkan) olduğunu ifade eder. Bu, kulun sonunun ne olacağını Allah'ın önceden bildiğine ve iyilik isteyene başarı, kötülük isteyene de yüz çevirme (hızlan) verildiğine, bunların hepsinin belirlenmiş bir kaderle olduğuna delildir.
وما أشبه ذلك من الآيات الدالة على أنه تعالى إنما ختم على قلوبهم وحال بينهم وبين الهدى جزاءا وفاقا على تماديهم في الباطل وتركهم الحق وهذا عدل منه تعالى حسن وليس بقبيح
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre 'أنها' kelimesindeki 'أن' harfi 'لعل' (belki) anlamındadır, nitekim Araplar bu kullanımı kullanır. Ayrıca 'أن' harfinin fetha veya kesre ile okunmasına göre farklı anlamlar ortaya çıkar: fetha ile okunduğunda mana 'onlar geldiğinde iman etmezler' şeklinde Allah'ın onlar hakkındaki bilgisini bildirmesi olur; kesre ile okunduğunda ise öncesinde kelam tamamlanmış olup 'size ne haber verir onlardan ne olacağını' anlamı taşır. Bazı kıraatlerde de 'لا' harfinin ziyade olduğu ve mananın 'kıyamet geldiğinde iman edeceklerine yemin ederler' şeklinde olduğu belirtilir.
وتقويها قراءة أبي ( لعلها إذا جاءت لا يؤمنون )
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre müşrikler, kendilerine istedikleri bir mucize gelirse mutlaka iman edeceklerine dair yeminler etmişlerdir, ancak Allah bu tür mucizelerin gelmesinin onların imanına sebep olmayacağını, çünkü kalplerinin ve gözlerinin ilk seferde olduğu gibi hakikatten çevrileceğini bildirmektedir. Bu durum Allah'ın onların iman etmeyeceğini bildiği için mucizeyi indirmemesinin bir açıklamasıdır ve onlar sapkınlıkları içinde şaşkın bırakılacaklardır.
أنكر السبب مبالغة في نفي المسبب
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler ayeti, müşriklerin mucize görseler bile iman etmeyeceklerine, kalp ve gözlerinin hidayetten çevrilmesinin bunun bir sebebi olduğuna dair okurlar. Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî bunun daha önce dünyada gerçekleştiği için tekrarında da sonucun değişmeyeceği fikrinde birleşir. Zemahşerî, Kurtubî ve Beydâvî ise ayetin dilbilimsel yapısı (mahzuf, kıraat farkları, 'أن' harfinin anlamı) üzerinde ayrıntılı durur.
Farklar
Taberî ve Kurtubî ağırlıklı olarak dil/nahiv tahlili ve rivayetlerle yetinirken, Râzî meseleyi kelâmî bir çerçeveye taşıyıp kader-hidayet tartışmasına bağlar ve Mu'tezilî te'villeri açıkça reddeder. İbn Kesîr'de rivayet ve diğer ayetlerle bağlantı öne çıkar; Zemahşerî ve Beydâvî ise kıraat farklılıkları ve lafzın taşıdığı olası anlamlar üzerinde durarak daha teknik bir dil analizi sunar. Bu farklılıklar, müfessirlerin ekolü (Mu'tezilî-Eş'arî tartışması, dilci/nahivci yaklaşım, rivayet ağırlıklı tefsir) ve dönemin ilmi öncelikleriyle ilişkilidir.
Dönemsel bağlam
Taberî'den başlayarak Kurtubî ve İbn Kesîr'e kadar rivayet ve dil tahlili ağırlıklı bir okuma sürerken, Zemahşerî ve Beydâvî gibi daha sonraki dilci-belagatçi müfessirlerde kıraat farklılıkları ve cümle yapısına dair ince teknik tartışmalar öne çıkar. Râzî ise kelâmî tartışmaların olgunlaştığı dönemde, ayeti kader-irade meselesi bağlamında ele alarak farklı bir katman ekler. Temel mana (imana zorlayıcı mucizelerin bile bazı kalpleri değiştiremeyeceği) dönemler boyunca sabit kalmış, buna dair açıklama yöntemleri çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, bir kişinin gerçeği görmesi ile onu kabul etmesi arasındaki farkın önemine dikkat çekebilir; bilgiye ulaşmanın tek başına kalbi değiştirmeyeceği, samimi bir açıklığın da gerekli olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda ilim ile iman arasındaki uyumun, sadece delillerin varlığıyla değil kişinin içindeki ihlas ve arayışla tamamlanabileceği hatırlatılabilir. Ayrıca insanların düşünce ve inançlarını değiştirmede sabırlı, anlayışlı bir yaklaşım sergilemenin, hoşgörü ve diyalog ruhuna uygun olacağı söylenebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir