مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةٍ وَلَا سَآئِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
“Allah, ne "bahîre"yi, ne "sâibe"yi, ne "vesile"yi ve ne de "hâm"ı meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, Allah'a yalan iftira etmektedirler. Onların çoğunun akılları ermez.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre ayet, kâfirlerin bahîre, sâibe, vasîle ve hâm gibi hayvanlar üzerine kendi başlarına koydukları haram ve tahsis hükümlerinin Allah tarafından meşru kılınmış bir din olmadığını, tamamen batıl bir icat olduğunu bildirmektedir. Râzî ayrıca ayetteki 'ekseruhum' (çoğu) ifadesinin, Arapların yalandan kaçınmak amacıyla 'kül' (hepsi) yerine 'ekser' (çoğu) demesi âdetine dayandığını, oysa kastedilenin hepsi olabileceğini; ya da bazılarının bu bâtıl inançlardan vazgeçmiş olabileceğini, dolayısıyla ifadenin sadece o âdette ısrar edenleri kapsadığını açıklar.
أحدهما : أن العرب تذكر الأكثر وتريد الكل ، وإنما تأتي بالأكثر احترازا عن الكذب واحتياطا في الكلام ، لأن الكذب مما يحبط به عمل الإنسان في بعض الأشياء فيقول الأكثر وفي اعتقاده الكل
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî bu bölümde 'la tes'elu' ayetiyle bağlantılı olarak Cahiliye döneminde uygulanan bahîre, sâibe, vasîle ve hâm uygulamalarının tanımlarını ve isimlendiriliş sebeplerini farklı dilbilimci ve müfessirlerin görüşleriyle aktarır. Bu dört kavramın etimolojik kökenlerini, hangi hayvanlara ve hangi şartlarda uygulandığını çeşitli rivayet ve nakillerle detaylandırır. Ayrıca bu uygulamaları ilk başlatan kişinin Amr b. Âmir el-Huzâî (İbn Lühay) olduğunu ve onun cehennemde bağırsaklarını sürüklediğine dair hadisi nakleder.
وأما السائبة فهي التي كانوا يسيبونها لآلهتهم وقيل : البحيرة لغة هي الناقة المشقوقة الأذن يقال : بحرت أذن الناقة أي شققتها شقا واسعا والناقة بحيرة ومبحورة وكان البحر علامة التخلية
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr, Vasîle, Hâmî, Bahîre ve Sâibe terimlerini müşriklerin develer ve koyunlar hakkında icat ettiği batıl geleneksel uygulamalar olarak açıklar; bu hayvanları belirli doğum sayılarına veya döllenme sayısına göre kutsayıp taşıma ve sütlerinden yararlanma gibi hususlarda serbest bıraktıklarını, bunun Allah'ın şer'î bir hükmü olmadığını, müşriklerin bunu kendi uydurdukları bir din ve yakınlaşma vesilesi saydıklarını belirtir. Bu uygulamaların Allah katında bir yakınlık aracı olmadığını, aksine müşrikler için bir vebal olduğunu ifade eder.
أي ما شرع الله هذه الأشياء ولا هي عنده قربة ولكن المشركين افتروا ذلك وجعلوه شرعا لهم وقربة يتقربون بها اليه وليس ذلك بحاصل لهم بل هو وبال عليهم
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre bu ayet, cahiliye ehlinin uydurduğu bahîre, sâibe, vasîle ve hâm gibi hayvan tahrimi âdetlerini reddetmekte ve inkâr etmektedir. Müfessir bu dört terimin cahiliyedeki uygulama şekillerini ayrı ayrı açıklamış; bunların Allah'ın meşru kılmadığı, sonradan uydurulmuş batıl adetler olduğunu belirtmiştir. Ayrıca kâfirlerin bu haramları Allah'a nispet ederek iftira ettiklerini ve çoğunun helal-haramı akledemeyip büyüklerini taklit ettiklerini, hatta bazılarının bu batıllığı bilse de reislik sevgisi ve ataların taklidi yüzünden itiraf etmediklerini ifade etmiştir.
رد وإنكار لما ابتدعه أهل الجاهلية وهو أنهم إذا نتجت الناقة خمسة أبطن آخرها ذكر بحروا أذنها أي شقوها وخلوا سبيلها، فلا تركب ولا تحلب
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî bu ayette geçen bahîre, sâibe, vasîle ve hâm terimlerini cahiliye Araplarının hayvanlarla ilgili adetleri olarak açıklar. Rivayetlere göre bahîre deve veya davarın belirli sayıda doğum yapmasından sonra kulağı yarılıp bırakılan hayvan, sâibe adak olarak salıverilen, vasîle ardı ardına dişi doğuran veya erkek-dişi ikiz doğuran hayvan, hâm ise belirli sayıda çiftleştirilip sırtına binilmesi bırakılan erkek deve olarak tanımlanmıştır. Bu uygulamaların şeytanın cahiliye ehlinin malları üzerinde uyguladığı bir ağırlaştırma olduğu belirtilir.
تشديد شدده الشيطان على أهل الجاهلية في أموالهم، وتغليظ عليهم
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler bahîre, sâibe, vasîle ve hâm uygulamalarının Allah tarafından meşru kılınmamış, cahiliye Araplarının kendi icadı olan batıl adetler olduğunda hemfikirdir. Bu terimlerin tanımlarını benzer şekilde aktarırlar ve ayetin bu uygulamaları Allah'a nispet etmenin bir iftira olduğunu vurguladığını kabul ederler.
Farklar
Taberî ve Kurtubî rivayet ağırlıklı bir yöntemle terimlerin etimolojisi, kimin başlattığı ve dilcilerin görüşleri üzerinde dururken; Râzî dil/belağat ve mantıksal muhakemeye dayanarak 'ekseruhum' ifadesinin kapsamını tartışır. Beydâvî ise dilbilgisel tahlil ile birlikte insanların taklit ve reislik sevgisi gibi psikolojik/sosyal sebeplerle bu batıllığı sürdürdüğüne dikkat çeker. İbn Kesîr ise sahabî ve tabiîn rivayetleriyle bu adetlerin vebal oluşuna odaklanır.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessiri Taberî ve sonrasında Kurtubî ile İbn Kesîr rivayet ve dil tahliline dayalı ayrıntılı tasvirlerle konuyu ele alırken, daha sonraki dönemde Râzî ve Beydâvî akli/belâgî tahlillere ve ayetin ifade inceliklerine daha çok yer vermiştir. Temel içerik dönemler arasında sabit kalmış, yöntem ve vurgu noktaları farklılaşmıştır.
Günümüz bağlantısı
Bu ayet, toplumların zamanla dinî görünüm kazanan ama aslında nesilden nesile aktarılan alışkanlıklardan ibaret olan uygulamaları sorgulamadan sürdürebileceğine dikkat çekiyor. Akıl ve bilgiyle temellendirilmemiş adetlerin körü körüne taklit edilmesi yerine, ilim ve iman uyumu içinde araştırma ve sorgulama ruhu teşvik edilebilir. Bu bağlamda ayet, günümüzde de toplumsal alışkanlıkları eleştirel bir gözle değerlendirme ve ihlasla doğruyu arama çağrısı olarak düşünülebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir