إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَٰلَ ٱلْيَتَٰمَىٰ ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarında gerçekte kendilerini ateşe götürecek bir şey yemektedirler; ayet ateşin zikriyle yetinmiş, dinleyenler bunun kendilerini ateşe sürükleyeceğini anlamışlardır. Ayrıca ayetin inişiyle ilgili olarak, Müslümanların yetimlerin mallarına karışmaktan kaçınıp yiyecek-içeceklerini ayırdıkları, bu durumun zorlaşması üzerine Hz. Peygamber'e sorulduğu ve bunun üzerine bu ayetin indiği rivayet edilmiştir. Kıraat farkına göre 'seyeslevne' kelimesinin ya isim fiil olarak (ateşe girecekler) ya da 'yakılacaklar' anlamında okunabileceği belirtilmiştir.

ما يأكلون في بطونهم إلا ما يوردهم النار بأكلهم. فاستغنى بذكر النار وفهم السامعين معنى الكلام عن ذكر ما يوردهم أو يدخلهم.
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre yetimin malını haksız yere yemek, ateşi yemekle eş tutulmuştur; çünkü bu fiil ateşe götüren bir sonucu gerektirdiğinden mecazen ateş yemek gibi sayılmıştır. Ayrıca 'yemek' lafzının zikredilmesi, malı yemekle sınırlı olmayıp itlaf etmenin de aynı hükme tabi olduğuna dikkat çekmek (tenbih) içindir. Vasinin ihtiyaç halinde yetim malından örfe uygun (bi'l-ma'rûf) miktarda yemesinin caiz olduğuna dair rivayetler de nakledilmiştir.

والقول الثاني : ان ذلك توسع ، والمراد : ان أكل مال اليتيم جار مجرى أكل النار من حيث انه يفضي اليه ويستلزمه ، وقد يطلق اسم أحد المتلازمين على الآخر
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre âyet, yetim malını gasp eden Ğatafan kabilesinden Mersed b. Zeyd hakkında inmiştir; cumhura göre yetimin malını haksız yiyen vasîler kastedilmektedir. İbn Zeyd'e göre ise âyet kadınları ve küçükleri mirastan mahrum bırakan kâfirler hakkındadır. Metin ayrıca 'yemek' ifadesinin malı her türlü tüketme anlamına geldiğini, karınların özellikle zikredilmesinin bu davranışın çirkinliğini vurguladığını ve yenen malın âkıbeti itibariyle 'ateş' diye adlandırıldığını açıklar.

روى أنها نزلت في رجل من غطفان يقال له : مرثد بن زيد ولى مال إبن أخيه وهو يتيم صغير فأكله فأنزل الله تعالى فيه هذه الآية قال مقاتل بن حيان ولهذا قال الجمهور : إن المراد الأوصياء الذين يأكلون ما لم يبح لهم من مال اليتيم
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre yetim mallarını haksız yere yiyenler, gerçekte karınlarında ateş biriktirmektedirler; bu yiyiş türü onları cehennem ateşine sürükleyecek bir sonuca varır. Ayrıca ayetteki ifadenin, bu kimselerin kabirlerinden ağızları alevlenerek kalkacağına dair bir rivayetle desteklendiği belirtilir. Metinde ayrıca 'seyeslevne se'îrâ' ifadesindeki kıraat farklılıkları (yâ harfinin ötreli okunuşu, şeddeli/şeddesiz okunuşu) ve 'salî' kökünün anlamları (ateşin harareti ile azap çekmek, kızartmak, ateşe atmak) dilbilimsel olarak açıklanmaktadır.

وعن أبي بردة رضي الله تعالى عنه أنه صلى الله عليه وسلم قال: «يبعث الله قوما من قبورهم تتأجج أفواههم نارا»
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, yetim malını haksız yere yiyenlerin kıyamet günü karınlarında ateş yiyecekleri bildirilen ayeti, çeşitli hadis rivayetleriyle açıklar. Bu rivayetlere göre sahabe yetimlerin yiyecek-içeceğini kendi yiyecek-içeceklerinden ayırmışlar, fazla kalan yiyeceği yetim yiyene ya da bozulana kadar bekletmişler; bu durumun kendilerine ağır gelmesi üzerine bu ayet inmiştir. Ayrıca İsra hadisinde yetim malı yiyenlerin ahirette ağızlarından ateş çıkan, dudakları deve dudağı gibi olan kimseler olarak tasvir edildiği nakledilir.

فاشتد ذلك عليهم فذكروا ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فأنزل الله

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin, yetim malını haksız yiyenlerin fiilen ateş yediği anlamına geldiği; bu 'yeme'nin sonuçta cehennem ateşine götürdüğü için mecazen bu şekilde ifade edildiği konusunda birleşir. Ayrıca nüzul sebebiyle ilgili olarak sahabenin yetim mallarına karışmaktan kaçındığına dair rivayetler ortak referans noktasıdır.

Farklar

Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet ve nüzul sebebi odaklı açıklama yaparken, Râzî ve Kurtubî dil/belağat tahliline (mecaz-ı mürsel, kelimenin kapsamı) ağırlık verir. Kurtubî ayrıca nüzul sebebine dair farklı görüşleri (Mersed b. Zeyd olayı, İbn Zeyd'in kâfirler yorumu) nakleder; Beydâvî ise kıraat farklarına ve kelime köklerine dilbilimsel açıdan daha detaylı eğilir. Râzî'nin vasinin ihtiyaç halinde yetim malından örfe uygun yiyebileceğine dair rivayetleri eklemesi kendine özgü bir noktadır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntem izlerken, sonraki dönemlerde Râzî ve Beydâvî'nin dil/belağat analizini daha sistemli kullanması tefsir yönteminin zamanla çeşitlenip derinleştiğini gösterir. Kurtubî'nin farklı nüzul rivayetlerini bir arada sunması ve İbn Kesîr'in yine rivayete dönmesi, temel anlamın (haksız yiyişin ateşe götürdüğü) sabit kalırken yöntemsel vurgunun değiştiğini ortaya koyar.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, güvenilir kişilere emanet edilen mal ve hakların korunmasının ahlaki bir sorumluluk olduğunu hatırlatır; özellikle korunmaya muhtaç kişilerin haklarına duyarlı olmak, toplumsal dayanışma ve ihlas bilinciyle ilişkilendirilebilir. Emanete riayet, aile ve toplum düzeninde güvenin temeli olarak günümüzde de yapıcı bir tutumun kaynağı olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir