وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ

“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre Allah'ın İbrahim'i halil edinmesi, O'nun İbrahim'e muhtaç olmasından veya onunla çoğalıp güçlenmek istemesinden değil, İbrahim'in güzel itaatinden dolayıdır. Göklerde ve yerde olan her şey zaten O'nundur, dolayısıyla İbrahim'i emrine uymasından ötürü ikram etmiştir. Ayrıca Mehdevî'den naklen bu ayetin öncesiyle bağlantısı da açıklanır: Allah'ın kudretinin genişliği ve göklerdeki-yerdeki her şeye sahip olması sebebiyle zulümden müstağni olduğu vurgulanır.

والمعنى إنه إتخذ إبراهيم خليلا بحسن طاعته لا لحاجته إلى مخالته ولا للتكثير به والإعتضاد وكيف وله ما في السماوات وما في الأرض وإنما أكرمه لإمتثاله لأمره
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre 108. ayette geçen 'âyâtullah' vaad ve tehdit (va'd ü vaîd) ile ilgili ayetlerdir ve bunlar hak ile, hiçbir şüphe barındırmayacak şekilde okunmaktadır. Allah'ın zulüm istememesi, O'nun mutlak mülk sahibi olmasından kaynaklanır; zira üzerinde hiçbir hak yoktur ki eksiklikle zulmetsin, hiçbir şeyden men edilmemiştir ki fiiliyle zulmetsin. 109. ayet ise göklerde ve yerde olan her şeyin Allah'a ait olduğunu ve işlerin O'na döndüğünü, böylece herkesin vaad ve tehdide göre karşılığını göreceğini belirtir.

وما الله يريد ظلما للعالمين إذ يستحيل الظلم منه لأنه لا يحق عليه شيء فيظلم بنقصه، ولا يمنع عن شيء فيظلم بفعله، لأنه المالك على الإطلاق

Karşılaştırma

Ortak noktalar

İki müfessir de Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyin mutlak sahibi olduğu vurgusundan hareket eder ve bunu Allah'ın zulümden münezzeh olmasıyla ilişkilendirir; mülkiyetin mutlaklığı, herhangi bir eksiklik veya ihtiyaçtan uzak olma fikrine bağlanır.

Farklar

Kurtubî ayeti daha çok İbrahim'in halil edinilmesi bağlamında ele alır ve bunun İbrahim'in itaatinden kaynaklandığını, Allah'ın buna muhtaç olmadığını vurgular; bağlamsal/nakli bir okuma sunar (Mehdevî nakliyle). Beydâvî ise meseleyi kelamî/akli istidlal çerçevesinde işler; vaad-tehdit kavramları üzerinden zulmün Allah'a isnad edilemeyeceğini mantıksal bir çıkarımla temellendirir. Bu fark, Kurtubî'nin nakil ve bağlam ağırlıklı tefsir yöntemiyle, Beydâvî'nin kelamcı/akli yöntem tercihiyle ilişkilidir.

Dönemsel bağlam

Kurtubî'nin nakle dayalı, bağlam ve dil analizine yaslanan yaklaşımı ile Beydâvî'nin daha sistematik kelamî istidlale yönelen yorumu, tefsir geleneğinde nakil ile akıl temelli yöntemlerin birlikte var olduğunu, zamanla kelamî çıkarımların daha belirgin sistematik bir çerçeveye kavuştuğunu gösterir; temel mesaj (Allah'ın mutlak mülkiyeti ve zulümden münezzeh oluşu) her iki dönemde de sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, bir kimsenin değerinin iman ve itaatin içtenliğinden (ihlas) geldiğini, sahip olunan imkanların asıl kaynağının kendisine değil bir üst gerçekliğe ait olduğunu hatırlatabilir. Böyle bir bakış, kişiyi mülk ve güç karşısında alçakgönüllü, hizmet ve adalet duygusuyla hareket eden bir tutuma yöneltebilir. Aynı zamanda ilim ile iman arasında bir çatışma değil, akıl yürütme ile teslimiyetin bir arada olabileceğine dair ihtiyatlı bir örnek sunar.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir