أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ

“Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, Allah'tan başka insanları koruyacak bir velî ve O'nun vereceği cezaya karşı yardım edecek bir nasîr bulunmadığını bildirmektedir. Allah bir kötülük dilediğinde veya bir ceza indirdiğinde bunu geri çevirecek hiçbir güç yoktur. Taberî ayrıca bu bağlamda Cüheyne ve Gıfar kabileleri arasında geçen bir çatışma olayına ve Abdullah b. Ubey'in Ensar'ı kabile taraftarlığıyla yardıma çağırmasına dair bir rivayet nakletmektedir.

وما كان لكم أيها الناس من دون الله من ولي يلي أموركم، ولا نصير ينصركم من الله إن أراد بكم سوءا، ولا يمنعكم منه إن أحل بكم عقوبته
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre bu ifade, Allah'ın gökler ve yerdekiler üzerindeki mutlak velayet ve tasarruf yetkisini vurgular; O sizi terk ederse hiçbir veli ve yardımcı kalmaz. Ayrıca 'yuhyî ve yumît' fiillerinin i'rab açısından iki ihtimali bulunur: biri merfû olarak müstakil cümle, diğeri mecrurdan hal olarak mansub okunuşu; anlam olarak ise nutfeleri, yumurtaları diriltmesi ve kıyamette ölüleri diriltmesi ile yaşayanları öldürmesi kastedilir.

ومعناه : يحيي النطف والبيض والموتى يوم القيامة ويميت الأحياء فكل من فيهما تحق عليه عبادته والخشوع له تقديرا
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyet, göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu belirterek, emir ve nehyin ancak yaratıklara mâlik ve onlara müstevlî olması sebebiyle O'ndan güzel/hikmetli olduğunu vurgular; bu, bir sevap elde etme veya bir azabı defetme amacına bağlı değildir. Kaffâl'e göre ise bu ifade kıble meselesine bir işaret olabilir; zira Allah tüm mekan ve yönlerin kendisine ait olduğunu, bir yönün diğerinden üstünlüğünün ancak O'nun tahsisiyle olduğunu bildirmiştir.

اعلم أنه سبحانه وتعالى لما حكم بجواز النسخ عقبه ببيان أن ملك السموات والأرض له لا لغيره ، وهذا هو التنبيه على أنه سبحانه وتعالى إنما حسن منه الأمر والنهي لكونه مالكا للخلق
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ifadeyi Allah'ın mülk, hüküm ve iradede tek olduğuna, O'nunla hiç kimse arasında imtiyaz sağlayacak bir akrabalık bağı bulunmadığına yorar. Ayrıca 'له' ifadesinin yaratma, icad, mülk, saltanat ve iradeyi kapsadığını belirtir; muhatabın Peygamber olup maksadın onun ümmeti olduğunu da aktarır.

أي لا قرابة بين الله تعالى وبين أحد توجب المحاباة حتى يقول قائل : نحن أبناء الله وأحباؤه والحدود تقام على كل من يقارف موجب الحد
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre bu ifade, Allah'ın zikredilen tüm bu işlerde tasarruf sahibi olduğunu, yani her şeyin O'nun idaresi ve kontrolü altında bulunduğunu belirtmektedir.

أي هو المتصرف في جميع ذلك
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre bu ayet nesih konusunu ele almaktadır; nesih dilde bir şeyin suretini ortadan kaldırıp başka bir şeyde sabit kılmak anlamına gelir, ayetin nesih edilmesi ise onun okunmasıyla veya ondan çıkarılan hükümle mükellef olmanın sona ermesidir. Ayet, neshin caiz olduğuna ve indirilmesinin ertelenmesine delalet eder, çünkü hükümler ve ayetler kulların maslahatları ve nefislerinin kemale ermesi için Allah'tan bir lütuf ve rahmet olarak teşri kılınmıştır ve bu maslahatlar zaman ve kişilere göre değişir. Müellif ayrıca bedelsiz nesh olamayacağını veya Kitab'ın sünnetle nesh edilemeyeceğini ileri sürenlerin delilini zayıf bulur.

والنسخ في اللغة: إزالة الصورة عن الشيء وإثباتها في غيره

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirlerin çoğu (Taberî, Zemahşerî, Kurtubî, İbn Kesîr) ayeti Allah'ın mülk, tasarruf ve velayette tek ve mutlak yetki sahibi olduğu vurgusu etrafında okur; O'ndan başka koruyucu, yardımcı veya O'nun iradesine ortak bir güç bulunmadığı fikri paylaşılır.

Farklar

Taberî bağlamı esbâb-ı nüzûl rivayetiyle (Cüheyne-Gıfar çatışması, Abdullah b. Ubey) somutlaştırırken, Zemahşerî ve Kurtubî meseleyi dil/i'rab tahlili üzerinden ele alır. Râzî kelami bir çıkarımla emir-nehyin hikmetini temellendirirken Kaffâl'den kıble meselesine dair alternatif bir yorum nakleder. Beydâvî ise aynı bağlamı tamamen farklı bir eksene, nesih meselesine taşıyarak fıkhi bir tartışma yürütür; bu farklar müfessirlerin yöntem (tefsir, dirayet, kelam, fıkıh) ve dönemlerine göre şekillenir.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve tarihi bağlama dayanırken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) giderek dil, kelam ve fıkıh disiplinlerini daha sistematik şekilde devreye sokmuştur. Allah'ın mutlak velayeti fikri sabit kalırken, âyetin hangi meseleye (kıble, nesih, ümmet) bağlanacağı yorumcudan yorumcuya genişlemiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın nihai güven ve dayanma noktasının Allah'a olan bağlılıkta aranmasını, dünyevi grupsal aidiyetlerin (kabile, taraf) ötesinde bir bütünlük ve dayanışma bilinci geliştirmeyi hatırlatabilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, tarih ve fıkıh gibi çeşitli ilimlerle yaklaşması, ilim ile iman arasındaki uyumun ve çok yönlü öğrenmenin değerine işaret eder şekilde düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir