أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لَٰكِنِ ٱلظَّٰلِمُونَ ٱلْيَوْمَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

“Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayet, kâfirlerin ahirette Allah'ın huzuruna gelecekleri günü haber vermektedir. Onlar dünyada hakkı görmekten kör, Allah'ın birliğine delalet eden ayetleri ve resullerin çağrısını işitmekten sağır iken, kıyamet günü kendilerine hiçbir fayda vermeyecek bir şekilde işitecek ve göreceklerdir. Dünyadaki körlük ve sağırlık manevi/inkârî bir hâl olup, ahirette bu hâl kalkacak fakat artık işitme ve görmenin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır.

ذاك والله يوم القيامة، سمعوا حين لا ينفعهم السمع، وأبصروا حين لا ينفعهم البصر
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu bölüm, Meryem 38. ayetle ilişkilendirilen 'ما أسمعهم وما أبصرهم' ifadesindeki taaccüb (şaşma) üslubunun dilbilimsel tahlilini içerir. Râzî, 'مَا' edatının Basralılara göre mübteda, 'أفعل' kalıbının haber olduğu görüşünü aktarır, ancak Kûfelilerin bu görüşe karşı sekiz delil ileri sürdüğünü belirtir. Ayetin asıl anlamı bakımından ise en meşhur ve kuvvetli görüşün, kâfirlerin ahirette işitme ve görmelerinin -dünyada sağır ve kör olduktan sonra- şaşılacak derecede olacağını ifade ettiği; diğer görüşlere göre ise bunun bir tehdit anlamı taşıdığı veya Allah'ın onları tanıttırması/insanları onların haline ibret için baktırması anlamına geldiği aktarılır.

أحدها : وهو المشهور الأقوى أن معناه ما أسمعهم وما أبصرهم والتعجب على الله تعالى محال كما تقدم ، وإنما المراد أن أسماعهم وأبصارهم يومئذ جدير بأن يتعجب منهما بعدما كانوا صما وعميا في الدنيا
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, 'أسمع بهم وأبصر' ifadesinin taaccüb (şaşkınlık/hayret) ifade eden bir kalıp olduğunu, yani 'ne kadar iyi işitiyorlar ve görüyorlar' anlamına geldiğini nakleder. Ebu'l-Abbas'a göre bu, Peygamber'in onlardan duyduğu hayreti anlatır. Kelbî'ye göre ise bu, kıyamet gününde, Allah İsa'ya soru sorduğunda kimsenin onlardan daha iyi işitip görmeyeceğini ifade eder. Ayrıca 'işitmek' kelimesinin 'itaat' anlamında olabileceği, yani dünyada Allah'a ne kadar itaatkâr olacaklarını belirttiği görüşü de nakledilir.

العرب تقول هذا في موضع التعجب فتقول : أسمع بزيد وأبصر بزيد أي ما أسمعه وأبصره قال : فمعناه أنه عجب نبيه منهم قال الكلبي : لا أحد أسمع منهم يوم القيامة ولا أبصر حين يقول الله تبارك وتعالى لعيسى : أأنت قلت للناس اتخذوني وأمي إلهين من دون الله
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayet, kâfirlerin kıyamet günündeki durumunu ifade etmektedir; dünyada iken sağır ve kör oldukları halde, o gün onların işitme ve görme kabiliyetlerinin ne kadar da açık ve keskin olacağı vurgulanmaktadır. Bu şaşkınlık ve pişmanlık hali, cehenneme girdiklerinde kendi kendilerini kınamalarıyla da bağlantılı olarak açıklanmıştır.

أي ما أسمعهم وما أبصرهم يومئذ وقال أي ما أسمعهم وأبصرهم يعني يوم القيامة أي في الدنيا وقال وكذلك يعودون على أنفسهم بالملامة إذا دخلوا النار بقولهم
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'أبصر ما أسمعهم وأبصرهم' ifadesi, kıyamet günü zalimlerin işitme ve görme yetilerinin ne kadar hayret verici (şaşılacak derecede açık) olacağını anlatır; onlar dünyada sağır ve kör iken o gün gerçekleri işitip görecekler ya da bu bir tehdit ifadesidir. Ayrıca 'الظالمون' kelimesinin zamir yerine açıkça zikredilmesi, onların kendilerine zulmettiklerine, çünkü fayda sağlayacak zamanda işitmeyi ve bakmayı ihmal ettiklerine işaret eder ve bu ihmalin apaçık bir sapkınlık olduğu belirtilir.

أوقع الظالمين موقع الضمير إشعارا بأنهم ظلموا أنفسهم حيث أغفلوا الاستماع والنظر حين ينفعهم، وسجل على إغفالهم بأنه ضلال بين

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin kâfirlerin dünyadaki manevi körlük/sağırlık halinden, kıyamet günü gerçeği açıkça idrak etmeye geçişini anlattığında birleşiyor; bu idrakin artık kendilerine fayda vermeyeceği veya pişmanlık/hayret doğuracağı vurgulanıyor.

Farklar

Taberî ve İbn Kesîr rivayet ve bağlamsal okumaya dayanarak ayeti doğrudan ahiret sahnesiyle ilişkilendirirken, Râzî ve Kurtubî dilbilimsel/nahiv tartışmasına (taaccüb kalıbı, Basrî-Kûfî ihtilafı) ağırlık verir; Kurtubî ayrıca Kelbî'den 'itaat' anlamı gibi alternatif yorumlar da nakleder. Beydâvî ise belâgat açısından zamirin yerine ismin zikredilmesinin işaret ettiği anlam inceliğine odaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem (Taberî) rivayet ağırlıklı sade bir tefsir sunarken, sonraki dönemlerde (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil ve belâgat analizinin devreye girdiği, tefsirin daha teknik ve çok yönlü hale geldiği görülür; İbn Kesîr ise rivayet metodunu sürdürerek ayeti bağlamsal bütünlük içinde okur. Temel mesaj sabit kalmış, yöntem ve derinlik farklılaşmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın gerçeği görme ve işitme kabiliyetinin sadece fiziksel değil kalbî bir duyarlılık meselesi olduğunu hatırlatır. Günümüzde bu, ilim ile iman arasındaki uyumu koruma, hakikate karşı duyarlılığı ihmal etmeme ve fırsat varken doğru bilgiye ve öğüde açık olma konusunda bir teşvik olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir