وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ فَأَبَىٰٓ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ إِلَّا كُفُورًا

“Yemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre Allah, Kur'an'da insanlara her türlü örneği açıklamış, bunu onlara karşı bir delil ve hatırlatma olarak sunmuştur ki hakkı takip edip onunla amel etsinler; ancak insanların çoğu bunu inkâr etmekten ve Allah'ın nimetlerini nankörlükle karşılamaktan başka bir şey yapmamıştır. Ayrıca 'cuhûd' kelimesinin, insanların yağmuru yıldızlara (encüm/enva) nispet etmeleri anlamına geldiği rivayet edilmiştir.

يقول تعالى ذكره: ولقد بينا للناس في هذا القرآن من كل مثل احتجاجا بذلك كله عليهم، وتذكيرا لهم، وتنبيها على الحق ليتبعوه ويعملوا به يقول: فأبى أكثر الناس إلا جحودا للحق، وإنكارا لحجج الله وأدلته
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî bu ayette 'ebâ' fiilinin 'illâ kefûrâ' istisnasıyla kullanılmasını dil açısından açıklar; 'küfûr' kelimesinin 'cuhûd' (inkâr, nankörlük) anlamına geldiğini belirtir ve bu yapının cevaz sebebini izah eder.

فإن قلت : كيف جاز ولم يجز ضربت إلا زيدا ؟ قلت : لأن أبى متأول بالنفي ، كأنه قيل : فلم يرضوا إلا كفورا
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre ayette geçen 'her türlü misal ile açıklama' ibaresi, insanların ibret alması gereken âyetler, ibretler, teşvik ve sakındırma unsurları, emir ve yasaklar, önceki ümmetlerin kıssaları, cennet-cehennem ve kıyamet anlatımlarını kapsar. Bu açıklama özellikle Mekke halkına yöneliktir; Allah onlara hakkı beyan etmiş, mühlet vermiş, hak kendilerine apaçık ortaya çıkıncaya kadar beklemiş, fakat onlar hak tebeyyün ettiği vakit dahi küfürden başkasını kabul etmemişlerdir.

يريد أهل مكة بين لهم الحق وفتح لهم وأمهلهم حتى تبين لهم أنه الحق فأبوا إلا الكفر وقت تبين الحق
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre âyette geçen tekrarlı açıklama, kâfirlerin bu vaîdlerde bulunan hüccet, delil ve öğütleri düşünüp şirk, zulüm ve iftiralarından vazgeçmeleri içindir. İkrime'nin görüşüne dayanarak, bu tabirin özellikle 'bize şu şu yıldızın doğuşuyla yağmur yağdırıldı' diyenleri kastettiği belirtilir. Buna göre Allah delilleri apaçık gösterdiği halde bu kimseler hakkı inkâr edip sapıklıklarında ısrar etmişlerdir.

قال عكرمة يعني الذين يقولون مطرنا بنوء كذا وكذا وهذا الذي قاله عكرمة كما صح في الحديث المخرج في صحيح مسلم
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre bu ayette Kur'an'ın belağatte, nazmın güzelliğinde ve mananın kemalinde bir benzerinin getirilemeyeceği ilan edilmektedir; insanlar ve cinler bir araya gelip birbirlerine destek olsalar bile, içlerinde en usta Arap dil bilginleri ve beyan sahipleri bulunsa da bu mucizeye ulaşamayacaklardır. Meleklerin zikredilmemesi, onların bir benzerini getirmesinin Kur'an'ın mucize oluşunu ortadan kaldırmayacağı ve onların vahyin gelişinde vasıta olmaları sebebiyledir. 89. ayette ise Kur'an'da her türlü misalin farklı şekillerde tekrarlanarak açıklandığı, ancak insanların çoğunun bunu inkarla karşıladığı belirtilir.

قل لئن اجتمعت الإنس والجن على أن يأتوا بمثل هذا القرآن في البلاغة وحسن النظم وكمال المعنى. لا يأتون بمثله وفيهم العرب العرباء وأرباب البيان وأهل التحقيق
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki 'küfûran' ifadesi hakka karşı bir inkarı ifade eder; insanlar ortaya çıkarılmasına gerek olmayan şeyleri bile inkâr etmişlerdir. Kâ'bî'ye göre buradaki küfür, nimeti inkâr ve onun üzerinde tefekkür etmeyip Yaratıcı'nın varlığına, kudretine ve ihsanına delil getirmemektir. Ayrıca 'falanca yıldızın doğuşuyla yağmura kavuştuk' diyerek nimeti feleklere ve yıldızlara nispet edenin küfre girdiği belirtilir; ancak Yaratıcı'nın bu cisimleri belirli hâdiseleri gerektiren özelliklerle yarattığını söyleyenin hatası küfür derecesine varmayabilir.

المراد كفران النعمة وجحودها من حيث لا يتفكرون فيها ولا يستدلون بها على وجود الصانع وقدرته وإحسانه

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin, Kur'an'da hakkı açıklamak için her türlü örneğin tekrar tekrar sunulduğunu, buna karşın insanların çoğunun inkâr ve nankörlükle karşılık verdiğini vurguladığı konusunda birleşir. Ayrıca 'küfûr/cuhûd' kelimesinin nimeti inkâr anlamına geldiği ve bunun somut örneği olarak yağmuru yıldızlara nispet etme rivayeti (Taberî, İbn Kesîr, Râzî'de) ortak biçimde nakledilir.

Farklar

Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli bir okuma sunarak İkrime'nin görüşüne dayanır; Zemahşerî ve Beydâvî ise meseleyi dil/belağat açısından ele alıp 'ebâ...illâ' yapısının sözdizimsel işlevini ve Kur'an'ın i'câzını tartışır. Kurtubî bağlamı Mekke halkına özgüleyip Kaderiyye'ye reddiye niteliğinde itikadi bir çıkarıma yönelirken, Râzî Kâ'bî'den naklettiği görüşle küfrün derecelerini ayırt ederek yıldızlara nispetin her zaman küfür sayılmayabileceğine dair nüanslı bir ayrım getirir.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayete dayalı sade bir açıklamayla yetinirken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî'de dil/belağat tahlili ön plana çıkmış, Kurtubî ve Râzî'de ise itikadi tartışmalar (Kaderiyye eleştirisi, küfrün mahiyeti) derinleşmiştir. Temel anlam -insanın nimete karşı nankörlüğü- sabit kalmış, ancak yöntem rivayetten dil tahliline ve kelami tartışmaya evrilmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, tabiattaki olayların (yağmur, mevsimler) bilimsel açıklamalarının kendisinin değil, bu açıklamaları yaratanın kudretini görmezden gelen bir tutumun eleştirildiğini düşündürebilir; bu da ilim ile iman arasında bir çatışma değil, tamamlayıcılık aranması gerektiğine işaret edebilir. Nimetleri fark edip şükür ve tefekkürle karşılamak, günlük hayatta hem bireysel ahlak hem toplumsal dayanışma için ilham verici bir tutum olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir