إِنَّهُۥ لَيْسَ لَهُۥ سُلْطَٰنٌ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

“Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre bu ifade, şeytanın Allah'ın dostları üzerinde bir tasallut ve velayete sahip olmadığını anlatır; çünkü Allah'ın dostları onun çağrısını kabul etmez ve adımlarını takip etme yönündeki isteğine itaat etmezler.

أي تسلط وولاية على أولياء الله ، يعني : أنهم لا يقبلون منه ولا يطيعونه فيما يريد منهم من اتباع خطواته
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ayette şeytanın kullar üzerinde 'sultan'ının bulunmadığı ifadesini, onun insanları affedilmeyecek bir günaha zorlama gücünün olmadığı (Süfyân'ın görüşü) veya onları çağırdığı günahlar üzerinde bir delil/hüccetinin bulunmadığı (Mücâhid'in görüşü) şeklinde açıklar. Bir başka görüşe göre ise şeytanın hiçbir hal üzere insanlar üzerinde sultanı yoktur, çünkü Allah onun sultanını kendisine uyanlar dışında kullarından çekip almıştır.

لا حجة له على ما يدعوهم إليه من المعاصي وقيل : إنه ليس له عليهم سلطان بحال لأن الله تعالى صرف سلطانه عليهم
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, Kur'an okunmadan önce mi sonra mı istiazenin (euzü çekmenin) yapılacağı konusundaki görüş ayrılıklarını nakleder. Bir grup kırâat âlimi ve başkaları, ayetin zâhir siyakına dayanarak okuma sonrasında istiaze edileceğini söylemiş; bu görüşü Hamza, Ebu Hatim es-Sicistânî, İbn Sîrîn, İbrahim en-Nehaî ve Dâvûd b. Ali gibi isimlere dayandırmıştır. Kurtubî'nin naklettiği başka bir görüşe göre ise Mâlik'e göre kâri Fâtiha'dan sonra istiaze eder; üçüncü bir görüş de hem başta hem sonda istiazeyi birleştirmektir. Ancak cumhurun meşhur ve tercih edilen görüşüne göre istiaze, vesveseyi (şeytanı) okumadan önce defetmek amacıyla tilâvetten önce yapılır.

والمشهور الذي عليه الجمهور أن الإستعاذة إنما تكون قبل التلاوة لدفع الموسوس عنها ومعنى الآية عندهم
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre şeytanın Allah'a iman edip O'nun emirlerine uyan ve yasaklarından kaçınan kimseler üzerinde bir gücü/hakimiyeti yoktur; şeytanın gücü ancak ona yönelen ve Allah'a isyan içinde bulunan kimseler üzerindedir. Ayrıca bir görüş olarak, kişi Allah'a sığındığında (istiaze ettiğinde) şeytandan korunacağı ve şeytanın ona musallat olamayacağı da nakledilmektedir.

ليس له سلطان
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'Kur'an okuduğunda şeytandan Allah'a sığın' ifadesi, okumayı istediğinde şeytanın vesveselerinden Allah'a sığınmayı Allah'tan istemek anlamındadır. Cumhura göre bu istihbab (müstehap) içindir. Şeytanın müminler üzerinde bir tesliyeti/otoritesi olmadığı, onun sultasının ancak onu dost edinenler ve Allah'a şirk koşanlar üzerinde geçerli olduğu belirtilir.

والجمهور على أنه للاستحباب

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Zemahşerî, Kurtubî, Taberî ve Beydâvî; şeytanın 'sultan'ının/gücünün sınırlı olduğunu, bunun ancak ona uyan, onu dost edinen ve Allah'a isyan eden kimseler üzerinde geçerli olduğunu, iman edip Allah'a sığınanlar üzerinde ise bir tasallutunun bulunmadığını ortak biçimde vurgular. İbn Kesîr ise ayetin bu boyutundan ziyade istiazenin zamanlaması meselesine odaklanır ama o da dolaylı olarak şeytandan korunma temasına bağlanır.

Farklar

Zemahşerî meseleyi daha çok dil ve belagat açısından 'velayet' kavramının kapsamı üzerinden ele alırken, Kurtubî 'sultan' kelimesinin farklı yorumlarını (günaha zorlama gücü mü, hüccet mi, mutlak yokluk mu) Süfyân ve Mücâhid'den nakille sunar. Taberî bağlamsal okuma ile Katade rivayetine yaslanırken, Beydâvî şart-ceza ilişkisi üzerinden dilsel bir kıyas yapar. İbn Kesîr ise konuyu tamamen farklı bir eksene, istiazenin okumadan önce mi sonra mı yapılacağı fıkhî tartışmasına taşır; bu farklar ekolden (dilci, rivayetçi, fıkıhçı yaklaşım) ve müfessirlerin öncelik verdiği yönteme dayanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel içerik -şeytanın gücünün iman ve itaatle sınırlanması- sabit kalmış, ancak zamanla açıklamalar daha sistematik ve dilbilimsel kıyaslarla desteklenmiş; İbn Kesîr'in dönemine gelindiğinde ise pratik bir mesele olan istiazenin uygulama şekli daha çok tartışılmaya başlanmıştır. Bu, tefsir usulünün zamanla rivayet toplamadan dilsel/fıkhî sistematiğe doğru evrildiğini gösterir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın kendi iç dünyasında olumsuz dürtülere karşı direncinin, imanla ve bilinçli bir tutumla güçlendiğine dair bir hatırlatma sunar. Günümüzde bu, kişinin kötü alışkanlıklara veya zararlı çağrılara karşı sabır ve ihlasla direnmesinin, ibadetin sadece şekli değil öz olarak da bir koruma işlevi taşıdığının fark edilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ayrıca farklı görüşlerin bir arada nakledilmesi, toplumsal ve ilmi meselelerde hoşgörülü bir çoğulculuğun örneği olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir