إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةٌ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ

“İlâhınız bir tek ilâhtır. Bununla beraber ahirete inanmayanların kalbleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyet, ahirete iman edip sürekli mükâfatı arzulayan ve sürekli azaptan korkan kimselerin, delilleri ve teşvik-tehdit içeren sözleri işittiklerinde düşünüp bunlardan yararlanarak batıldan hakka döndüklerini anlatır. Ahirete inanmayanlar ise ne mükâfatı arzuladıklarından ne de azaptan korktuklarından, kendi sözlerine aykırı her sözü inkâr eder, başkasının görüşüne dönmeyi kibirlerine yediremez ve cehalet ile sapkınlık üzere direnip kalırlar.

أما الذين لا يؤمنون بالآخرة وينكرونها فإنهم لا يرغبون في حصول الثواب ولا يرهبون من الوقوع في العقاب فيبقون منكرين لكل كلام يخالف قولهم ويستكبرون عن الرجوع إلى قول غيرهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre bu ifade, kalplerin öğüt kabul etmemesi ve zikrin onlara fayda vermemesi anlamındadır; ayrıca bu ibare Kaderiyye'ye reddiye niteliğindedir, çünkü kalpler hakkı kabulden büyüklenip kibirlenmektedir.

أي لا تقبل الوعظ ولا ينفع فيها الذكر وهذا رد على القدرية أي متكبرون متعظمون عن قبول الحق
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre metinde geçen ifade, kalpleri Allah'ın birliğini (tevhid) inkâr ettiği halde yine de O'na yapılan ibadeti kastetmektedir; yani zahiren ibadet edilse de kalben tevhid inkâr edilmektedir.

أي عن عبادة الله مع إنكار قلوبهم لتوحيده
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'ilâhınız bir tek ilahtır' ifadesi, deliller ortaya konduktan sonra iddianın tekrarıdır. Ahirete inanmayanların kalplerinin inkarcı olması ve büstekbir olmaları, hakkın açıklığından sonra ısrarlarının sebebidir; çünkü ahirete inanan kimse delil arayan ve işittiğini düşünen biri olur, inanmayan ise tam tersi bir haldedir. Kalplerin inkârı, ancak burhanla bilinebilecek şeyi (yani tevhidi) atalara uyarak ve alışılmışa bağlanarak reddetmeleridir; bu da düşünmeye ve Resûl'e tabi olup onu tasdik etmeye ters düşer.

بيان لما اقتضى إصرارهم بعد وضوح الحق وذلك عدم إيمانهم بالآخرة، فإن المؤمن بها يكون طالبا للدلائل متأملا فيما يسمع فينتفع به، والكافر بها يكون حاله بالعكس
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî, ayette geçen kibirlenenlerin özellikle Abdullah b. Ubey b. Selûl ve arkadaşları olduğunu, bunların Resûlullah'a gelip kendileri için istiğfar dilemesini istemekten büyüklenerek çekindiklerini belirtir. Ayrıca Allah'ın vaadini ve öldükten sonra dirilişi kabul etmeyenlerin, kendilerine bildirilen Allah'ın kudreti, azameti ve nimetlerini inkâr ederek büyüklendiklerini; ilâhlığın sadece Allah'a mahsus olduğunu kabullenmeyip atalarının şirkine uyduklarını aktarır.

وإنما عني بهذه الآيات كلها فيما ذكر عبد الله بن أبي ابن سلول

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirler, ayetin ahirete inanmayan/kalpleri inkarcı olan kimselerin büyüklenerek hakkı kabulden kaçındığını, buna karşın ahirete iman edenlerin delil ve öğütten yararlanabildiğini vurguladığı konusunda birleşirler. Kalbin hakikati kabul etmeyişi ile kibir arasındaki bağ ortak temadır.

Farklar

Taberî rivayet temelli olarak somut tarihi kişilere (Abdullah b. Ubey ve arkadaşları) işaret ederken, Râzî ve Beydâvî daha genel, akli-bağlamsal bir okuma sunarak iman-mükafat/azap korkusu ilişkisini felsefi çerçevede ele alır. Kurtubî ise ibareyi kelâmi bir tartışmaya (Kaderiyye reddiyesi) bağlar; İbn Kesîr ise zahiri ibadet ile kalbî tevhid inkârı arasındaki çelişkiye odaklanarak farklı bir katman ekler.

Dönemsel bağlam

Taberî'nin erken dönem rivayet ağırlıklı yöntemi ile daha sonraki müfessirlerin (Kurtubî, Râzî, Beydâvî, İbn Kesîr) dil, kelâm ve bağlamsal analiz ağırlıklı yöntemleri arasında bir yöntem çeşitliliği görülür; temel mesaj -kalbin kibri ve hakka direnişi- sabit kalırken, bu mesajın hangi zeminde temellendirileceği (rivayet, dilbilim, kelâm) döneme ve müfessirin yöntemine göre şekillenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, bir kimsenin duyduğu öğüt ve delilleri gerçekten düşünüp düşünmemesinin, kalbin açıklığıyla ilişkili olduğunu hatırlatır. Günümüzde de bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir dönemde, asıl belirleyici olanın bilgiyi önyargısız değerlendirebilme, kibirden uzak durabilme ve öğrenmeye açık kalabilme tutumu olduğu söylenebilir; bu da ilim ile iman arasındaki uyumu ve mütevazı bir öğrenme çabasını teşvik eden bir bakış sunar.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir