قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِى ٱللَّهِ شَكٌّ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى قَالُوٓا۟ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

“Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan, Allah hakkında da şüphe mi var? O, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye kadar size müsade ediyor." Onlar da: "Siz sadece bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızıntaptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!" dediler.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre kavimler peygamberlere, kendilerinin sadece kendileri gibi insan olduğunu, melek veya rab olmadığını söyleyerek kendilerine niçin tabi olunacağını sormuşlardır. Ayrıca peygamberlerin 'yağfiru lekum zünûbekum' ifadesi, Allah'ın günahların bazısını affederek örtmesi anlamına gelir; 've yü'ehhirukum' ifadesi de Allah'ın onları hemen helak etmeyip ecellerinin takdir edilen vaktine kadar geciktirmesi anlamındadır. Metin ayrıca 'min' harfinin bazen tebîz (bir kısmı) bazen de 'an' anlamında (bütünü kapsayacak şekilde) kullanılabileceğini dilbilimsel açıdan açıklamaktadır.

فأما أحد الموضعين فهو الموضع الذي لا يصح فيه غيرها. وإذا كان ذلك كذلك لم تدل إلا على البعض، وذلك كقولك: اشتريت من مماليكك، فلا يصح في هذا الموضع غيرها، ومعناها: البعض، اشتريت بعض مماليكك، ومن مماليكك مملوكا.
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre Nûh'un 'zünûbeküm' ifadesindeki 'min' harfinin teb'îz (kısmilik) anlamı taşıması, ayetin sadece kâfirlere yönelik hitaplarda görülen bir üsluptur; Allah'ın bir kısım günahları tevbe şartı olmaksızın mutlak olarak bağışlayacağı vaadinde bu bağışlanan kısmın küfür olmadığı, çünkü küfrün ancak tevbe ve imana girmekle bağışlanacağı konusunda icma bulunduğu belirtilir. Bu nedenle mutlak olarak bağışlanacak kısmın küfür dışındaki günahlar olması gerektiği sonucuna varılır. Râzî, Zemahşerî, Ebû Ubeyde, Vâhidî, Kâdî ve Ebu'l-Hüseyin el-Basrî gibi âlimlerin bu 'min'e dair farklı te'villerini (zaid olması, küllîlik ifade etmesi, seyyienin haseneye tebdili, mü'min-kâfir hitabını ayırma, kebâirle tahsis) tek tek zikredip bunları tutarsız (teessüf/sâkıt) bularak reddeder.

لو قال قائل ما معنى التبعيض في قوله من ذنوبكم ، ثم أجاب فقال : ما جاء هكذا إلا في خطاب الكافرين ، كقوله : وعد بغفران بعض الذنوب مطلقا من غير اشتراط التوبة ، فوجب أن يغفر بعض الذنوب مطلقا من غير التوبة وذلك البعض ليس هو الكفر لإنعقاد الإجماع على أنه تعالى لا يغفر الكفر إلا بالتوبة عنه والدخول في الإيمان
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre bu ayet cinlerin de emir, nehiy, sevap ve ikab konusunda insanlar gibi muhatap olduğunu gösterir; İbn Abbas'tan nakledildiğine göre kavimlerinden yetmiş kişi icabet edip Peygamber'e (s.a.v.) dönmüş ve onlara Kur'an okunmuştur. Ayrıca 'ecele' kelimesi hakkında farklı görüşler nakledilir: İbn Abbas'a göre ömürlerin uzatılması, Mukatil'e göre afiyetle ecellerine kadar geciktirilmeleri, Zeccac'a göre ise helâk azabıyla değil normal ölümle ölmeleri anlamındadır.

قال بن عباس : فاستجاب لهم من قومهم سبعون رجلا فرجعوا إلى النبي صلى الله عليه وسلم فوافقوه بالبطحاء فقرأ عليهم القرآن وأمرهم ونهاهم مسألة هذه الآي تدل على أن الجن كالإنس في الأمر والنهي والثواب والعقاب
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre ayetteki ifade, Allah'ın varlığı ve tek ilah oluşu hakkında bir şüphe olmayacağını, çünkü fıtratın O'nun varlığına şahitlik ettiğini ve bunu itiraf etmenin zorunlu olduğunu bildirir. Buna göre çoğu ümmet Yaratıcı'yı kabul etmekle birlikte, kendilerine fayda vereceğini veya Allah'a yaklaştıracağını zannettikleri aracılara da ibadet etmişlerdir. Ayrıca metinde Antakya kıssası ile ilgili olarak, bu şehrin Mesih'e iman eden ilk şehir olduğu ve Hıristiyanlarca dört patriklik merkezinden biri sayıldığı aktarılmaktadır.

أفي وجوده شك فإن الفطر مشاهدة بوجوده ومجبولة على الإقرار به فإن الاعتراف به ضروري في الفطر السليمة ولكن قد يعرض لبعضها شك واضطرار فتحتاج إلى النظر في الدليل الموصل إلى وجوده
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'fî şekkin' ifadesindeki şüphe, davet edilen konuda (Allah'ta) değil, muhatapların içindeki şüphede değil bilakis kendisinden şüphe edilen şeyde olamayacağı vurgulanır; çünkü deliller çokluğu ve açıklığı sebebiyle Allah'ın varlığı şüpheye mahal bırakmaz. Ayrıca 'min zünûbikum' ifadesindeki 'min' harfi, günahların bir kısmının bağışlanacağını gösterir; bu da kul ile Allah arasındaki günahlar olup, mazlumların haklarını (mezâlim) kapsamaz. Metin ayrıca Kur'an'da kâfirlere hitapta 'min' kullanılıp müminlere hitapta kullanılmamasının, bağışlanmanın kâfirler için sadece imana bağlı olması, müminler için ise itaat ve günahlardan kaçınmaya bağlı olup mezâlimden çıkmayı da kapsaması sebebiyle olabileceğini belirtir.

من ذنوبكم بعض ذنوبكم وهو ما بينكم وبينه تعالى، فإن الإسلام يجبه دون المظالم
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre inkâr hemzesi zarfın üzerine gelmiştir, çünkü kelam şüphe hakkında değil, şüphe edilen şey hakkındadır ve deliller açık olduğu için şüpheye mahal yoktur. 'Min zünûbikum' ifadesindeki teb'iz (kısmilik) ise, bazı günahların iman ile bağışlanmayacağı, zulüm gibi günahların bundan istisna olduğu için gelmiştir.

أدخلت همزة الإنكار على الظرف ، لأن الكلام ليس في الشك ، إنما هو في المشكوك فيه

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirlerin çoğu 'min zünûbikum' ifadesindeki 'min' harfinin teb'îz (kısmilik) anlamı taşıdığını, yani bağışlamanın günahların tamamını değil bir kısmını kapsadığını kabul eder; bu kısmın küfür veya kul hakları (mezâlim) dışındaki günahlar olduğu vurgusu Râzî, Beydâvî ve Zemahşerî'de ortaktır. Ayrıca dil/belağat analizinin (özellikle 'min' harf-i cerrinin işlevi) tefsir yönteminde merkezi bir yer tuttuğu görülür.

Farklar

Taberî 'min'in bazen tebîz bazen 'an' anlamında kullanılabileceğini daha esnek bir dilbilimsel çerçevede ele alırken, Râzî bu meseleyi icma temelli fıkhi/akaidi bir tartışmaya taşıyıp önceki âlimlerin (Zemahşerî, Ebû Ubeyde, Vâhidî vb.) görüşlerini teker teker eleştirir. Kurtubî konuyu rivayet ağırlıklı işleyip cinlerin mükellefiyeti ve 'ecel' kelimesinin farklı yorumlarına odaklanır. İbn Kesîr ise dilbilimsel tartışmadan ziyade fıtrat delili ve tarihi/rivayet bilgisine (Antakya kıssası) yönelir. Beydâvî ve Zemahşerî ise 'fî şekkin' ifadesindeki inkâr hemzesinin zarf üzerine gelişini incelikli bir belâgat meselesi olarak işler; bu farklar büyük ölçüde dönemin tefsir ekolü (rivayet, dirayet, dil/belağat, fıkhi-akaidi yaklaşım) ve müfessirin öncelikli metodolojisinden kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî meseleyi temel dilbilimsel izahla ele alırken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) belâgat analizi daha sistematik ve tartışmalı bir çerçeveye taşınmış, Kurtubî ve İbn Kesîr gibi daha rivayet ağırlıklı müfessirler ise tarihi ve nakli unsurları öne çıkarmıştır. 'Min' harfinin teb'îz anlamı ve bağışlamanın kapsamı meselesi zaman içinde daha çok fıkhi/akaidi bir çerçeveye (özellikle kul hakları ve küfür-iman ayrımı) doğru evrilmiştir; temel dilbilimsel çıkış noktası ise sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, ilahi bağışlayıcılığın sınırsız bir kayıtsızlık değil, kul hakkına ve samimi bir yöneliş (ihlas) çerçevesine dayandığını hatırlatabilir. Toplumsal hayatta kişiler arası haklara özen göstermenin, bireysel ibadet ve tevbe kadar önemli görülmesi, aile ve toplum ilişkilerinde adalet ve vicdan duygusunu besleyebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayet üzerinde titizlikle çalışması, ilim geleneğinde sabır ve derinlemesine düşünmenin değerine dair ılımlı bir örnek sunar.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir