وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَلَآ إِنَّ عَادًا كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ أَلَا بُعْدًا لِّعَادٍ قَوْمِ هُودٍ

“Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ifade, Âd kavminin dünyada Allah'ın gazabına ve ahirette de bir lanete daha uğratıldığını anlatır; böylece dünyadaki lanetlerine ahirette ikinci bir lanet eklenmiştir. Bu, Allah'ın onları hayırdan uzaklaştırdığı anlamına gelir. Ayrıca 'Rablerini inkâr ettiler' ifadesinin, 'Rablerinin nimetini inkâr ettiler' anlamına geldiği de belirtilmiştir.

يقول تعالى ذكره: وأتبع عاد قوم هود في هذه الدنيا غضبا من الله وسخطه يوم القيامة، مثلها لعنة إلى اللعنة التي سلفت لهم من الله في الدنيا يقول: أبعدهم الله من الخير
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyetteki 'كفروا ربهم' ifadesinde bir hazif vardır; ya 'بِ' harfi hazfedilmiştir (كفروا بربهم), ya küfür 'cehd/inkâr' anlamınadır (ربهم جحدوا), ya da muzâf hazfedilmiştir (كفروا نعمة ربهم). Ayrıca 'ألا بعدا لعاد' ifadesindeki tekrarın aşırı te'kid ifade ettiği, 'قوم هود' ile 'عاد'in bedel olarak zikredildiği ve ilk 'عادا' lafzının kadimliklerini belirtmek için tekrarlandığı belirtilir.

قيل : أراد كفروا بربهم فحذف الباء ، وقيل : الكفر هو الجحد فالتقدير : ألا إن عادا جحدوا ربهم . وقيل : هو من باب حذف المضاف أي كفروا نعمة ربهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre âyet, kavmin Rablerinin nimetini inkâr ettiklerini ve bu sebeple Allah'ın rahmetinden uzaklaştırıldıklarını ifade etmektedir. 'Bu'd' kelimesi hem 'geride kalmak/uzaklaşmak' hem de 'helak olmak' anlamlarına gelir; burada helak anlamı kastedilmiştir.

أي لا زالوا مبعدين عن رحمة الله والبعد الهلاك والبعد التباعد من الخير يقال : بعد يبعد بعدا إذا تأخر وتباعد وبعد يبعد بعدا إذا هلك
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, bu bölümde Seddî'nin görüşünü nakleder: Âd kavminden sonra gönderilen her peygamber, dilinde onlara lanet edilerek anılmıştır. Ardından ayetin devamında Semûd kavmine kardeşleri Salih'in gönderildiği bildirilir; Allah'ın onlara bir peygamber gönderdiği ifade edilir.

قال السدي ما بعث نبي بعد عاد إلا لعنوا على لسانه
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 've tilke âd' ifadesindeki işaret isminin müennes gelmesi kabile kastıyla veya kabirlerine/eserlerine işaret edilmesiyle açıklanır. Âd kavminin rablerinin ayetlerini inkar edip resullerini isyan ettikleri belirtilir; bir resule isyan etmenin bütün resullere isyan sayılması, resullerin hepsine itaatle emrolunmalarından kaynaklanır. Onlara tabi kılınan lanet, dünya ve ahirette kendilerini azaba sürükleyen bir nitelik olarak tasvir edilir; 'elâ bu'den li âd' ifadesi ise helake dair bir dua olup başlarına gelenin buna müstahak olduklarını gösterir.

ومن عصى رسولا فكأنما عصي الكل لأنهم أمروا بطاعة كل رسول

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler âyetteki 'küfr' ve 'bu'd' ifadelerini dil/belağat tahlili çerçevesinde ele alır; Rablerine karşı nankörlük veya inkârın onları rahmetten uzaklaştırıp helake sürüklediği ortak vurgudur. Taberî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî 'kefarû rabbehum' ifadesindeki hazif (bi/nimet takdiri) üzerinde benzer şekilde durur.

Farklar

Taberî ve Kurtubî ifadeyi 'nimeti inkâr' anlamına yorarken, Râzî bunu üç farklı dilbilimsel ihtimal (hazif, cehd, muzâf hazfi) olarak sunar ve tekrarın te'kid işlevine odaklanır. Kurtubî 'bu'd' kelimesinin anlam çeşitliliğine (uzaklaşma/helak) dil açısından eğilir. Beydâvî işaret isminin müennes gelişini ve resullere isyanın toplu isyan sayılmasını ayrıca işler. İbn Kesîr ise dilbilimsel çözümlemeden ayrılıp rivayet temelli bir yaklaşımla Seddî'nin nakline yer verir; bu farklar müfessirlerin yöntem tercihinden (lugavî tahlil vs. rivayet) kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî'den itibaren dil tahlili merkezi bir yöntem olarak sürmüş, Râzî ve Beydâvî gibi sonraki müfessirlerde bu yöntem daha sistematik ve ayrıntılı hale gelmiştir; Kurtubî şiir örnekleriyle lugavî delillendirmeyi güçlendirmiştir. İbn Kesîr'in rivayet ağırlıklı yaklaşımı ise tefsir geleneğindeki dirayet-rivayet çizgisinin bir arada sürdüğünü gösterir. Temel anlam (nankörlük-helak ilişkisi) dönemler boyunca sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırma, verilen nimetleri fark edip şükretmenin ve haktan/doğru yoldan ayrılmamanın toplumsal ve kişisel bütünlük için önemine dikkat çeker. Nimetin inkârı bireysel bir tavırdan öte, toplumsal çözülmeye de yol açabilir; bu açıdan ilim ve iman arasında denge kurmak, şükür ve sabır bilinciyle hareket etmek günümüz insanı için de anlamlı bir ders olabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir