تِلْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهَآ إِلَيْكَ مَا كُنتَ تَعْلَمُهَآ أَنتَ وَلَا قَوْمُكَ مِن قَبْلِ هَٰذَا فَٱصْبِرْ إِنَّ ٱلْعَٰقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ

“İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, Nûh kıssasının Hz. Peygamber'e vahiy yoluyla bildirilen gayb haberlerinden olduğunu ifade eder. Allah, bu kıssayı anlatarak Peygamber'ini kavminden gördüğü sıkıntılara karşı Nûh'un sabrı gibi sabretmeye ve risaletini tebliğ etmeye teşvik etmektedir. Ayrıca metne göre bu, takva sahiplerinin sonunda kurtuluşa ve dünya-ahiret nimetlerine kavuşacağına, yalanlayanların ise helak olacağına dair bir örnek teşkil eder.

يقول تعالى ذكره لنبيه محمد صلى الله عليه وسلم: هذه القصة التي أنبأتك بها من قصة نوح وخبره وخبر قومه الوحي الذي نوحيه إليك، فاصبر على القيام بأمر الله، وتبليغ رسالته، وما تلقى من مشركي قومك، كما صبر نوح.
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre bu ifade, âkıbetin/zaferin muttakiler için olduğunu bildirmektedir; ayrıca burada kastedilen, Peygamber'in kavminin çokluğuna ve sayıca üstünlüğüne rağmen bu bilginin onların şe'ni olmadığını, bunu ne işitmiş ne de bilmiş olduklarını, dolayısıyla onlardan bir kişinin bunu bilmesinin nasıl mümkün olacağını sorgulamaktır.

إن قومك الذين أنت منهم على كثرتهم ووفور عددهم إذا لم يكن ذلك شأنهم ولا سمعوه ولا عرفوه ، فكيف برجل منهم
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayet, Hz. Peygamber'in ve kavminin bu kıssayı bilmediğini, sadece Nuh tufanının ana hatlarının bilinse de ayrıntılarının meçhul olduğunu ifade eder. Ayrıca kıssanın asıl maksadı, Hz. Muhammed'e ve müminlere, kavimlerinin eziyetine karşı Nuh'un ve kavminin sabrettiği gibi sabretmelerini, çünkü sabrın sonunda zafer ve sevinç geldiğini öğretmektir. Bu kıssanın Yunus suresinde de geçmesine rağmen burada tekrarlanmasının, her surede farklı bir fayda yönünden anlatılması sebebiyle boş bir tekrar olmadığı belirtilir.

والمعنى : يا محمد اصبر أنت وقومك على أذى هؤلاء الكفار كما صبر نوح وقومه على أذى أولئك الكفار ، وفيه تنبيه على أن الصبر عاقبته النصر والظفر والفرح والسرور كما كان لنوح عليه السلام ولقومه
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'enbâ' ve 'gayb haberi' ifadesi, Hz. Peygamber'in ve kavminin bilmediği, kendisine ulaşmayan Nûh kıssasına ait meçhul bilgilere işaret eder. Bu bağlamda Allah, Hz. Muhammed'e, Nûh'un kavminin eziyetlerine karşı sabrettiği gibi, risalet görevinin zorluklarına ve Arap müşriklerin eziyetlerine karşı sabretmesini emretmektedir.

فاصبر أي اصبر يا محمد على القيام بأمر الله وتبليغ رسالته وما تلقى من أذى العرب الكفار كما صبر نوح على أذى قومه في الدنيا بالظفر وفي الآخرة بالفوز
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Peygamber'in ve kavminden hiç kimsenin bu haberler hakkında önceden bilgisi olmadığını, dolayısıyla onu yalanlayanların 'bunu birinden öğrendin' diyemeyeceğini belirtir. Bu bilgiyi Allah'ın kendisine, önceki peygamberlerin kitaplarının da doğruladığı hakikate uygun şekilde bildirdiği ifade edilir. Sonuç olarak Peygamber'e, kavminin yalanlamasına ve eziyetine karşı sabretmesi, çünkü Allah'ın ona yardım edip akıbeti dünya ve ahirette kendisi ve tabileri için hayırlı kılacağı, tıpkı diğer resullere yaptığı gibi, bildirilir.

بل أخبرك الله بها مطابقة لما كان عليه الأمر الصحيح كما تشهد به كتب الأنبياء قبلك فاصبر على تكذيب من كذبك من قومك وأذاهم لك فإنا سننصرك ونحوطك بعنايتنا
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyet, Nûh kıssasının gayb haberlerinden olduğunu ve Peygambere vahiy yoluyla bildirildiğini, bu haberlerin ne Peygamber ne de kavmi tarafından önceden bilinmediğini ifade eder. Kavmin de zikredilmesi, onların çokluğuna rağmen bu haberi işitmemiş olmalarının, tek bir kişinin bunu öğrenmiş olma ihtimalini de ortadan kaldırdığına işaret eder. Sonuç olarak âyet Peygamberden, Nûh'un sabrettiği gibi risalet zorluklarına ve kavminin eziyetine sabretmesini istemekte, akıbetin dünyada zafer, âhirette ise kurtuluş olarak takvâ sahiplerine ait olduğunu bildirmektedir.

وفي ذكرهم تنبيه على أنه لم يتعلمها إذ لم يخالط غيرهم وأنهم مع كثرتهم لما لم يسمعوها فكيف بواحد منهم

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayeti, Nûh kıssasının Hz. Peygamber'e ve kavmine önceden bilinmeyen bir gayb haberi olduğu; bunun Peygamber'i kavminden gördüğü eziyete karşı Nûh'un sabrı gibi sabretmeye teşvik ettiği ve akıbetin (dünya-ahiret kurtuluşu) takva sahipleri için olduğu yönünde ortak bir çerçevede okumaktadır.

Farklar

Zemahşerî ve Beydâvî, kavmin çokluğuna rağmen bu bilgiyi işitmemiş olmalarını dil/belağat analiziyle (i'râb, temsilî kıyas) vurgulayarak tek kişinin bile bunu bilme ihtimalinin olmadığını öne çıkarır. Râzî sual-cevap yöntemiyle işaret analizine ve kıssanın tekrar edilmesinin boş olmadığına dair ek açıklamaya yer verir. Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet ve bağlamsal okumaya dayanırken, İbn Kesîr ayrıca bu bilginin önceki kitaplarca doğrulanan bir hakikate uygunluğuna dikkat çeker. Kurtubî ise doğrudan kıssa ile Peygamber'in durumu arasında kıyas yapan bir yöntem izler.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet temelli bağlamsal okumayla yetinirken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî gibi dilbilim ekolüne yakın müfessirler belâgat ve i'râb tahliline daha fazla ağırlık vermiştir. Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr gibi daha sonraki müfessirler ise bağlamsal okumayı sürdürürken sual-cevap ve kıyas gibi yöntemlerle metni zenginleştirmiştir; temel mesaj (sabır ve gayb bilgisi) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, zorluklar karşısında sabrın ve doğruluktan taviz vermemenin zamanla anlam kazandığını hatırlatabilir. Bilinmeyen bir bilginin güvenilir bir kaynaktan gelmesi, ilim ile iman arasındaki uyumun bir örneği olarak düşünülebilir. Ayrıca toplumsal zorluklar karşısında sabır ve ihlasla hareket etmenin, günümüzde de yapıcı bir tutum olarak değerlendirilebileceği ihtiyatla söylenebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir